<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885</id><updated>2011-04-22T03:03:35.740+03:00</updated><category term='üçlü'/><category term='futbol'/><category term='inönü'/><category term='endüstriyel futbol'/><category term='çarşı'/><category term='taraftar'/><category term='Beşiktaş'/><category term='Bahattin baba'/><category term='muhtar'/><category term='kıcır'/><category term='dumlupınar'/><category term='halkın takımı'/><category term='profesyonelleşme'/><category term='filistin'/><category term='kemal'/><title type='text'>aforizmalar</title><subtitle type='html'>&lt;center&gt;&lt;img src="http://img384.imageshack.us/img384/5559/lvbacklk5.gif"&gt;&lt;/center&gt;</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>56</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-6252856324485962022</id><published>2009-03-14T00:20:00.006+02:00</published><updated>2009-03-14T00:34:03.857+02:00</updated><title type='text'>Halkın Takımı Dergi 6. Sayı çıktı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/Sbrdqt6NogI/AAAAAAAAAJE/2_qH3z-_giA/s1600-h/kapakocak6.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 283px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/Sbrdqt6NogI/AAAAAAAAAJE/2_qH3z-_giA/s400/kapakocak6.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312802436384924162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SbreKw665xI/AAAAAAAAAJM/BHoApqNBZSQ/s1600-h/arkakapak6.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 283px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SbreKw665xI/AAAAAAAAAJM/BHoApqNBZSQ/s400/arkakapak6.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312802986949011218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;BİZDEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba dostlar…&lt;br /&gt;Elinizde tuttuğunuz bu sayımızla birlikte birinci yılımızı sağ salim doldurmuş bulunmaktayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlarken hayal ettiklerimizin ne kadarını gerçekleştirebildik, Varmayı düşlediğimiz, olmayı istediğimiz noktaya hangi mesafedeyiz sorularının yanısıra daha doyurucu bir içerik için ikinci yılımızda neler yapabilirizin de sorgulamasını sürdürüyoruz. Hepimiz yabancısı olduğumuz bir konuyu sırtlandığımızın farkındaydık ancak zamanla Beşiktaş taraftarının yaratıcılığı söyleminin bir efsane değil hayatın ta kendisi kadar çıplak bir gerçek olduğuna şahit olduk. Artık önümüzdeki yıla daha güvenle bakıyoruz. Taşlar oturacak ve barikatın en canalıcı yerinde direnişini daha sağlam sürdürecek; bunu iyi biliyoruz artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ay kapağımızda hakemlerin bağımsızlığına (ya da bağımlılığına) dair bir vurguya yer vermeyi uygun bulduk; temennilerimizi de ekleyerek. Bir kez daha onur ve haysiyet gibi kadim değerlerin hakemlerimizin manevi bilançolarındaki özsermayeleri olması geretiğine dair inancımızı ve iddiamızı tekrar ediyoruz. Konuyu Şafak Batman işleyip sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amiral gemimiz olan Halkın Takımı sitemizin forumu bünyesinde oluşturulan Siyah ve Beyaz gruplaşmasının tarafları siyahlıklarını ve beyazlıklarını nedenleriyle anlattılar. Bundan sonra kartalın bu iki kanadının her çırpışının dergimiz sayfalarında bıraktığı izleri bulabileceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah Grup Ümit Bayezit’le 19.03.1903 tarihli doğum günümüzü kısa bir tarihçeyle anarken Beyaz Grup ise bu sayıdaki röportaj görevini üstlenmelerini fırsat bilerek Yumurtakafa Yılmaz ağabeylerini söyleşi yapma bahanesiyle sıkıştırmışlar transfer bombası patlatmaya çalışıyorlar. Çabalarından ne sonuç aldılar göreceğiz ama söyleşileri doyurucu ve eğlenceli olmuş;kendilerini kutlarız. Siyah grup önümüzdeki sayıda ne misilleme yapacak merakla bekliyeceğiz artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurtakafa Yılmaz’ın ise Beşiktaş taraftarınca ezberleri iyice bozulanlara bir çift lafı var. Bu kez yine direk vurmuş Yılmaz Yılgın ama top rakibe çok fena çarptığı için gol nizamidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir Halkın Takımını tek başına örgütleyen Deniz Güllü Akkuş o hızla futbol genelinde, tribün özelinde kadının durumu üzerine itiraz ve iddialarını sunuyor. Dişi kartallarımızın sesini daha çok duymak isteğimizi de bu vesileyle araya sıkıştırarak kendisine bu konuda da yapmış olduğu öncülükten dolayı teşekkür ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk sayılarımızda İsveç’ten, İngiltere’den seslenip sonra susan gurbetteki kartallarımız bu kez Fransa dolaylarından Ercan Kartal’la sesleniyor. Bir Beşiktaş’lı yiğit gurbete düşse görelim bakalım başına neler gelirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 yılında yitirdiğimiz bir Beşiktaş’lı ozan kardeşimiz Levent İşbilen’in hayata dair duyarlı dokunuşlarını Beşiktaşlı tüm kardeşlerimizle paylaşmaya başlıyoruz. Ölümlünün Güncesinden dökülen satırları Levent’in anısına ithaf ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Utkan Çalışkan ara verdiği civanmert yazılarına kaldığı yerden devam ediyor. Konusu ise ortak bir duygu; Aşk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların dışında tutkulu taraftar ve müşteri taraftar arasında sıkışan futbol baronlarının bu açmazlarını Hakan Kirezci ele alıp sergiliyor. Gökhan Gürgan ise takımımızın son iki aylık performans grafiğini kendine özgü üslubuyla bir güzel analiz edip asmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın Takımı sınıfının en çalışkan, en devamlılığı olan öğrencilerinden Cem Özel atölyesinde, Aykut İlker Mete hocamız satranç tablasının başında, Bahattin Baba ise arka kapak içinde çalışmalarını kaldıkları yerden aralıksız sürdürüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs başındaki yeni yaşımızın ilk sayısında buluşmak üzere…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SbreYElJAqI/AAAAAAAAAJU/GarQeFuoyYo/s1600-h/ndekler6sayi.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 301px; height: 424px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SbreYElJAqI/AAAAAAAAAJU/GarQeFuoyYo/s400/ndekler6sayi.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312803215564669602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim adresi: &lt;a href="mailto:halkintakimidergisi@hotmail.com"&gt;halkintakimidergisi@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BLOG: &lt;a href="http://halkintakimidergisi.blogspot.com/" target="_blank"&gt;http://halkintakimidergisi.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-6252856324485962022?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/6252856324485962022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=6252856324485962022' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6252856324485962022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6252856324485962022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2009/03/halkn-takm-dergi-6-say-ckt.html' title='Halkın Takımı Dergi 6. Sayı çıktı'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/Sbrdqt6NogI/AAAAAAAAAJE/2_qH3z-_giA/s72-c/kapakocak6.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-5531541899092086638</id><published>2009-02-14T19:44:00.003+02:00</published><updated>2009-02-14T19:49:48.769+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muhtar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kıcır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dumlupınar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemal'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SZcDLxxGi_I/AAAAAAAAAIE/uiR4bnYt-U4/s1600-h/kemal01sp9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 505px; height: 149px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SZcDLxxGi_I/AAAAAAAAAIE/uiR4bnYt-U4/s400/kemal01sp9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5302710587124780018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=50048159882&amp;amp;oid=57962497805"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İZLEYİN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-5531541899092086638?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/5531541899092086638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=5531541899092086638' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5531541899092086638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5531541899092086638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2009/02/izleyin.html' title=''/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SZcDLxxGi_I/AAAAAAAAAIE/uiR4bnYt-U4/s72-c/kemal01sp9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-5968108788988169729</id><published>2009-01-13T20:44:00.003+02:00</published><updated>2009-01-13T20:49:05.301+02:00</updated><title type='text'>Halkın Takımı Dergisi 5. sayı çıktı</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;div align="center"&gt;Her siyahın beyaza bir kıyısı vardır,&lt;br /&gt;her beyaz siyaha gömülü bir inci...&lt;br /&gt;O inci ki gözüdür kapkara bir kartalın,&lt;br /&gt;vampirlerin mavi karanlığına sıkılmış&lt;br /&gt;son barikatın sözüdür...&lt;br /&gt;Bizim sözümüz,&lt;br /&gt;özümüzdür...&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWzhuDbqnoI/AAAAAAAAAH8/Ai01P_AVMnE/s1600-h/KAPAK_Ocak_B+copy.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 346px; height: 489px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWzhuDbqnoI/AAAAAAAAAH8/Ai01P_AVMnE/s400/KAPAK_Ocak_B+copy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290851843565067906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-5968108788988169729?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/5968108788988169729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=5968108788988169729' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5968108788988169729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5968108788988169729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2009/01/halkn-takm-dergisi-5-say-kt.html' title='Halkın Takımı Dergisi 5. sayı çıktı'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWzhuDbqnoI/AAAAAAAAAH8/Ai01P_AVMnE/s72-c/KAPAK_Ocak_B+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-4996275987194129955</id><published>2009-01-13T19:32:00.001+02:00</published><updated>2009-01-13T19:39:18.766+02:00</updated><title type='text'>Globalizmin  ideolojisi hristiyanlık mı?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Michel Foucalt’un yazılarında sık sık kullandığı bir açıklamayı ben de burada kullanmak istiyorum. Bazı konulardaki düşüncelerini Foucault, henüz düşünme sürecini tamamlamasa bile yayımlamaktan çekinmiyor ama bu ön açıklamayla. Yani diyor ki “ben bu konuyu bu eksende yürütmeye başladım ama henüz üzerinde kesin bir kanaatim oluşmuş değildir. Gözden kaçırdığım açıkların olması muhtemeldir ve bu açıklarda farklı zihinlerin müdahalesi ve tartışmaya katılmasıyla kapanıp belki de yeni bir çığırda akışını sürdürecektir”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ön açıklamadan sonra ve bazı alıntıların da desteğiyle yürüttüğüm bir akılı sizlerle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Batı cenahında yükselenin ‘iman değil, kimlik arayışlarının dinî kanadı olarak mütalâa edilmesi gerektiği şeklinde bir görüş ortaya çıkıyor. Bir örnekle açıklamak gerekirse, bu, Hazreti İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna iman etmemekle birlikte, Hıristiyan kimliğine diğer başka saiklerle sahip çıkmak gerektiğini düşünenlerin birlikteliği olarak tezahür ediyor.” (Alev Alatlı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişinde Pagan kavimleri olarak bu düzlemde bir birliktelikleri olan Avrupa kavimlerinin hristiyanlığa bir nevi zorlanmalarıyla bu birlikteliklerini kaybettiklerini görüyoruz.&lt;br /&gt;Günümüz Fransızlarının aslî kavmi sayılan “Franklar”la Allemanni İsa’dan sonra 496 yılında nihai bir muharebede kapışıyorlar. Allemanni yeniliyor, Avrupa hakimiyeti Franklara geçiyor. 496 yılındaki bu savaş modern Avrupa’nın oluşumunda mihenk taşı sayılıyor. Batı Avrupa’ya yeni bir yüz kazandıracak süreçi başlattığı söyleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni yüz, Hıristiyanlıktır. Pagan Avrupa 496’dan itibaren Hıristiyanlaşıyor. Eski Çağdan, Orta Çağ’a geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Alev Alatlı’nın AVRUPA KÖKLER, EFSANELER, İNANÇLAR isimli çalışmasından çalıp çırpmaya devam edelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Franklar ile Allemanni, M.S. 496 yılında nihai bir muharebede kapışıyorlar. Frankların başında ünlü Kralları Clovis var. Allemanni, Frank kralı Clovis (ya da Chlodvig’in) karşısında dayanamıyor ve Allemanni’ler Frankların egemenliği altına giriyorlar.&lt;br /&gt;Allemanni’yi yenen Frank kralı Clovis de bir pagan. Ama eşi bir Katolik. Kral Clovis’i ‘doğru din’ dediği Katolikliğe döndürmek için elinden geleni yapıyor. Hocalar tutuyor, papazlara vaazlar verdiriyor, görkemli ayinler, şölenler düzenliyor olmuyor. Kilisesini baştan başa süslüyor, yine olmuyor. Kıral Clovis’i Asatru inancından bir türlü vazgeçiremiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer Clovis’in inadının asıl nedeni hıristiyanlığı bir tür alışverişe benzetiyor olmasıymış. ‘Hıristiyanlar günah işler, sonra da bir kaç dua okuyup, bağışlanırlar, benim aklım da bunu almaz’ demekteymiş. ‘Hıristiyanlar tanrıları ile pazarlık yaparlar, sen bana bunu yaparsan ben de sana şunu yaparım diye pazarlığa girerler ki, benim aklım bunu da almaz’ buyururmuş. Böylece, uzun yıllar direniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ki, bu arada Allemanni ile de kapışmaktadır. 469’da zaferi ile sonunçlanan o nihai Frank-Allemanni muharebesinden on yıl önceki bir savaşta fena halde yenilmiş olduğu aklından çıkmıyor. Bu son muharebede de, bir nokta geliyor, Kral Clovis askerlerinin kaçmaya başladığını görüyor. İşte bu noktada ‘kendisine eski zaferlerini bağışlayan pagan tanrılarını terkediyor.’ Bu sözcükler aynen böyle. ‘Tours’lu Gregori’ isimli bir vakanüvis aynen böyle yazıyor ‘Frank kralı Clovis, kendisine eski zaferlerini bağışlayan pagan tanrılarını terkediyor’ ve İsa Mesih’ten yardım istiyor: ‘Ey, İsa Mesih, karım Chrodechilde senin yaşayan bir Tanrı’nın oğlu olduğunu söylüyor. Senden düşmanlarımı yenmemi sağlamanı rica ediyorum.&lt;br /&gt;Sen bana bu iyiliği yaparsan, ben de sana iman eder, vaftiz olurum’ diyor. Görüldüğü gibi, hıristiyanların karşı çıktığı yöntemlerini iyi öğrenmiş. Nitekim, “O bu sözleri söyler söylemez, bu defa Allemanni kaçmaya başlıyor” – diye anlatıyor, vakanüvis Gregori. Almanların kaçtığını gören Clovis, andına sadık kalıyor ve Rheims piskoposu tarafından Ortodoks hıristiyan olarak oracıkta vaftiz ediliyor.&lt;br /&gt;Clovis’in pagan Asatru dininden hıristiyanlığa dönüşü Avrupa’nın Eski Çağdan, Orta Çağ’a geçtiği tarih sayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allemanni kaviminin Franklara yenilgisinin Batı Avrupa’ya yeni bir yüz kazandıracak oluşumu başlatması böyle ilginç bir pazarlığın sonucuymuş.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde iyice ayrışan Pagan Avrupa kavimlerinin 2000 yılı devirdikten sonra tekrar biraraya gelme çabalarını çağın koşullarına göre uydurdukları yeni bir projede gözlemliyoruz. Nedir proje derseniz elbette Avrupa Birliği Projesi. Projenin anne ve babası ise Franklar ve Allemani. (Fransa-Almanya). İnançlar birliğinin (Paganizm) başka bir inancın yüklenmesiyle devrilmesi ve tekrar ayağa kaldırılmasının temel motoru elbette ki bu yeni inanç (Hristiyanlık) olması doğaldır diye düşünüyorum. Bu düşüncemi ise zaten birliğin kasası konumundaki Allemani Şansölyesi Merkel Hanımefendi ve lideri olduğu Hristiyan Demokratlar birliği, AB nin bir hristiyanlar birliği olduğu ve diğer medeniyetlerin (ki burada kastedilen müslümanlar elbette) bu birlik içerisinde yer almamaları gerektiği yönündeki ifadeleriyle pek güzel desteklemekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticeyi kelâm, siyasi, kültürel ve ulusal aidiyetlerin aşınması; geleneksel iletişim biçimlerinin, fetva mercilerinin ve ahlâk ilkelerinin zayıflamasıyla doğru oranda yükselen toplumsal atomizasyon, özellikle de Avrupa göçmenleri, Afrikalı Amerikalılar, mutaassıp beyazlar gibi egemen liberal/laik kültürün seslerini kıstığı insanların dört başı mamur kimliklere ve ahlâki duruşlara duydukları özlemi artırıyor. Bu insanlar, özlemlerine bireysel kimliklerine sarılmak ve dünya ile doğrudan ve birebir ilişkiler geliştirerek kavuşmaya çalışıyorlar. Batı dünyasında neler olup bittiğini anlamak için Prof. Kenan Malik'in şu yorumuna kulak vermekte yarar var: "Kör olduğumu sanmıyorum, umarım deli de değilimdir ama 'Tanrı'nın ölümü' ne kadar doğru idiyse, 'dine dönüş'ün de o kadar doğru olduğunu düşünüyorum. Bence, Tanrı, ne o zamanlar/19.yüzyılda/ ölüydü, ne de şimdi canlı. Değişen bir şey varsa, o da dinin anlamı. Bugün dinin kucaklanıyor olmasının ne Tanrı, ne de dinbilimle ilgisi var; olan biten, 'kimlik' denilen o fevkâlâde dünyevi sorunun tezahüründen ibaret."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu denklemde Museviliğin (dolayısıyla İsrail’in) yerine bir bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Püriter hristiyan şeriatının temeli eski ahite (Yani Tevrata) dayanır. Zaten teknik olarak İsa’nın kendisi de bir museviydi. Bir ırk mı yoksa din mi olduğu tartışmalarının yüzlerce yıldır yapılıp hala cevabını bulamadığı Musevilik kendi dışındaki tüm kavimleri “Yabancı kavimler” olarak niteleyerek İsrailoğullarının dışında, yahudi bir anneden doğmayan hiçbir kimsenin musevi olamayacağı teziyle iyice içine kapanmış bir kavimdir (Öyle diyeceğim artık). Bu nedenle yabancı saydıkları kavimlerle herhangi bir sosyal ilişkiye girmeme ilkesini kesin bir biçimde uygulamışlar ve evlilikleri yasaklamışlardır. Ancak marangozun biri çıkıp Musa’nın deyişlerinin tüm insanlığa maledilmesi gereğini söyleyince, bir de epey bir taraftar bulunca bu kapalı kutunun açılması tehlikesi karşısında Pagan romalılara şikayet edilerek Çarmıha gerilmesini sağlamışlardır. Düşünceler ise bir Yunanlıyla (Aziz Pavlus) Avrupaya sıçramış ve yukarıda anlatılanlar gelmiştir Avrupa’nın başına. İsa’nın İsevi olması mümkün değildi zaten. Bu yüzden hristiyanlığı Museviliğin bir mezhebi olarak görmekte ben bir sakınca görmüyorum. G.W.Bush’ta görmüyormuş zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada oluşan hristiyan medeniyetinin askeri ve finansal gücü elegeçirmesi ve tahakkümünü tüm dünyaya dayatma çabalarını (Emperyalizm) tekrar irdelemeye gerek yok bu aşamada. Yalnız gelinen durum ekonomi biliminin sınıflar kategorisinden çıkıp sosyoloji biliminin medeniyetler sınıflamasından incelenmeyi de hakediyor. Bu durumda hristiyan (Yahudi-siyonist) kimliği ile özdeşleşen emperyalizmin dünyadaki müslüman halklar üzerindeki baskı ve tahakkümünü tesbit ettikten sonra anti-emperyalist mücadelenin doğal ekseninin islamiyetle özdeş olması da kaçınılmaz görünüyor. Müslümanlar istese de istemese de. Medeniyetler ittifakı üst başlığıyla başlatılan huruç harekatının ne menem bir taktik olduğunu İsrail gerçeği açık etmekte sanki. Bir nevi mutasyona uğrayan dünya işçi sınıfının mücadele azmi ve elindeki silahlar dünyadaki müslüman halklara zorla verilmiş ve yokedilmek korkusuyla bu halklar bu silahlara dört elle sarılmış gibi görünüyor. En azından benim görebildiğim tablo bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda anti-emperyalist mücadelenin bayrağı hala işçi sınıfında mıdır yoksa nitelik değiştirerek dünyanın müslüman halklarının eline mi geçmiştir düşünmeyi sürdürüyorum kendi adıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-4996275987194129955?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/4996275987194129955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=4996275987194129955' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4996275987194129955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4996275987194129955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2009/01/globalizmin-ideolojisi-hristiyanlk-m.html' title='Globalizmin  ideolojisi hristiyanlık mı?'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-959701384170055723</id><published>2009-01-11T23:10:00.004+02:00</published><updated>2009-01-13T19:36:43.610+02:00</updated><title type='text'>Gazze katliam günlüğü</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-5e48f5a295420fef" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v15.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D5e48f5a295420fef%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330071298%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7BD74B510661F8782BAFE1D883C2744E8080BBF7.8D919F4EA0A7D23DFF3CDF534521B2FA99A54F8%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D5e48f5a295420fef%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIs74wjve1Nb1KhSUlBpZvpaJE3M&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v15.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D5e48f5a295420fef%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330071298%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7BD74B510661F8782BAFE1D883C2744E8080BBF7.8D919F4EA0A7D23DFF3CDF534521B2FA99A54F8%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D5e48f5a295420fef%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DIs74wjve1Nb1KhSUlBpZvpaJE3M&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-959701384170055723?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=5e48f5a295420fef&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/959701384170055723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=959701384170055723' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/959701384170055723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/959701384170055723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2009/01/blog-post.html' title='Gazze katliam günlüğü'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-6029667345175010670</id><published>2009-01-05T12:58:00.005+02:00</published><updated>2009-01-05T13:08:02.342+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWHoOiD2v6I/AAAAAAAAAHk/kynzTdU5WNQ/s1600-h/filistin1nd1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 442px; height: 332px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWHoOiD2v6I/AAAAAAAAAHk/kynzTdU5WNQ/s400/filistin1nd1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287762773868461986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;b&gt;Katliamlara karşı atkılarımız kefiyemizdir!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Dayan Filistin!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;—Siyah-Beyaz atkılarımızı yarana sarmak için buluşuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayan Filistin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-‘Tanka karşı taş, savaşa karşı Beşiktaş’ diye haykırarak buluşuyoruz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;6 Ocak 2009&lt;br /&gt;Salı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat: 15.30&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barboros Meydanındayız&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWHoun4vEcI/AAAAAAAAAHs/pcm-uX_AR0c/s1600-h/HT_LOGO2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 143px; height: 38px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWHoun4vEcI/AAAAAAAAAHs/pcm-uX_AR0c/s400/HT_LOGO2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287763325188248002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWHplNAI7hI/AAAAAAAAAH0/3w6JawiWNUc/s1600-h/carsi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 127px; height: 72px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWHplNAI7hI/AAAAAAAAAH0/3w6JawiWNUc/s400/carsi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287764262864350738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-6029667345175010670?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/6029667345175010670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=6029667345175010670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6029667345175010670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6029667345175010670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2009/01/katliamlara-kar-atklarmz-kefiyemizdir.html' title=''/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SWHoOiD2v6I/AAAAAAAAAHk/kynzTdU5WNQ/s72-c/filistin1nd1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-4096163319935221871</id><published>2008-12-30T19:30:00.000+02:00</published><updated>2008-12-30T19:35:47.003+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filistin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bahattin baba'/><title type='text'>Bahattin Baba Filistin direnişinde</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SVpbYQGhxVI/AAAAAAAAAHc/w6VRSWMpVeg/s1600-h/Baho+filistinde.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 450px; height: 337px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SVpbYQGhxVI/AAAAAAAAAHc/w6VRSWMpVeg/s400/Baho+filistinde.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285637584870032722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-4096163319935221871?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/4096163319935221871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=4096163319935221871' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4096163319935221871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4096163319935221871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/12/blog-post_30.html' title='Bahattin Baba Filistin direnişinde'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SVpbYQGhxVI/AAAAAAAAAHc/w6VRSWMpVeg/s72-c/Baho+filistinde.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-428635034494784107</id><published>2008-12-29T15:46:00.000+02:00</published><updated>2008-12-29T16:17:28.361+02:00</updated><title type='text'>İade ediyoruz!..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SVjbw4G6vSI/AAAAAAAAAHU/L-Irqsc3TBE/s1600-h/ligtv+copy.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 370px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SVjbw4G6vSI/AAAAAAAAAHU/L-Irqsc3TBE/s400/ligtv+copy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285215795460881698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-428635034494784107?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/428635034494784107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=428635034494784107' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/428635034494784107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/428635034494784107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/12/iade-ediyoruz.html' title='İade ediyoruz!..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SVjbw4G6vSI/AAAAAAAAAHU/L-Irqsc3TBE/s72-c/ligtv+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-3797805084917919361</id><published>2008-12-22T22:32:00.000+02:00</published><updated>2008-12-22T22:34:48.974+02:00</updated><title type='text'>Muse...(Halkın Takımı Dergi 4. sayıdan)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SU_5ze7C4WI/AAAAAAAAAFs/dw_VBKQ3hic/s1600-h/muse.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 253px; height: 336px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SU_5ze7C4WI/AAAAAAAAAFs/dw_VBKQ3hic/s400/muse.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5282715550798242146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Güzel sanatların dokuz perisinden birinin adıdır Muse… Namı-diğer ilham perisi.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Müze kelimesi batı dillerine  buradan gelmiştir.  Sanatçıların en çok ihtiyaç duydukları ilhamı, Türkçesi esini  taşımakla görevlidir Muse. Hepsine yetişemez elbette; bazen geç kalır, bazen ise hiç gelmez. Yaratma sürecinde çekilen doğum sancılarının sebebi işte hep bu geç kalmalardır. Bir kez geldimiydi ise ellemeyin gisin artık. Ortaya çıkan eserlere çoğu zaman sanatçının kendi bile şaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muse sadece yetişemediğinden değil bazen de bilerek gelmez. Bunun sebebi taşıyacağı ilhamın beslenip büyüyeceği bir kaynak bulamamasıdır. Öyle ya, al şu ilhamı ne yaparsan yapla olmuyor işler. Bir kaynağa ihtiyaç vardır; esin kaynağına. Öyle ki o kaynaktan gelip oradan beslenip büyüyecektir sanat eseri yoksa ölü doğum olur ki örnekleri fazla aramaya gerek yok; mezarlığın üzerinde oturuyor insanlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de ilham kaynağının niteliği önemlidir tabii. Bir sanatçının hedef olarak seçtiği kaynak kendinden beslenen sanatçının yaratacağı eser üzerinde son derece belirleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca lafı neden ettim? Anlatayım;&lt;br /&gt;Bu şarkıcı-besteci taifesinin bir merakı vardı bir zamanlar, belki hala vardır bilmiyorum. İsterler ki bir şarkıları futbol stadyumlarının tribünlerinde taraftarın ağzında slogan olsun. Ajda Pekkan’ın meşhuur “dert ortağım benim, biricik sevgilim, söyle senden başka kimim var benim” şarkısı artık tribün klasiği sayılır. Bir başka klasik de rahmetli Yıldırım Gürses’in “son mektup” şarkısıdır; hani, “Beşiktaş’ım, sen çok yaşa, canım feda olsun sana” diye söylediğimiz şarkı. Türküler de çoktur böyle klasikleşen. En önemlileri olarak “fincanı taştan oyarlar…” diye başlayıp gideni veya “Dere geliyor dere yalelel yaalelel…” in modifiye edilmişi sayılabilir. “Neslin deden, ceddin baban…” diye başlayan mehter marşı da tribünlerde pek bir mutena yere yerleşmiş ve halen de orada durmaktadır. Böyle saymaya kalksak çook bulunur da aklıma gelenler ilk ağızda bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe’li sanatçılar ise nedendir bilinmez hep yabancı kültürlerden esinlenirler bu iş için. En tutulan marşları “Yaşa Fenerbahçe” bir İspanyol şarkısıdır. “Il Viva Espana”… Yüzüncü yılarında  ise Kıraç nam bir vatandaş, her ne hikmetse, aklında kaldığı kadarıyla Mikis Theodorakis’in ölümsüz 1 Mayıs marşını allayıp pullayıp salıvrmiştir Saracoğlu’nun tribünlerine dipten dipten; domates sular gibi. E tutmuş da iyi mi?... Hayırlı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayahan namıyla maruf bir besteci-şarkıcı var bilirsiniz. İyi kötü birşeyler beceremiş yetenekli bir bestecidir diyebilirim kendimce; ben sevmem ama inkar da etmem iyi işleri.  Bu arkadaş da andığımız sebeplerden dolayı hem de tam, sıkı taraftarı olduğu Galatasaray’ın bir şampiyonluğunun ardından bir şarkısını piyasaya sürüverdi. “Bir-ki-üç-dört- eller şampiyon maaşallah…” gibi birşeydi. Amaç belli artık. Galatasaray tribünleri de kendisini yanıltmayıp bu ilginç şarkıyı dillerine dolayıverdiler hemen. İlham Kaynağı Galatasaray olunca ortaya çıkan şarkı işte böyle bir şey. (Erol Evgin’le ilgisi yok bu dediğimin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı Kayahan gazı aldı ya, bu kez ertesi seneyi gözlemeye başladı hemen. Tesadüfe bakındı hele… O sene de bizim yani Beşiktaş’ımızın yüzüncü yılıydı. Üstüne üstlük Beşiktaş bir de şampiyon olmasın mı? (olsun tabii yav). Bu yeni  kaynaktan ilhamını alan Kayahan kardeş yapıveriyor bestesini; “Bizimkisi bir aşk hikayesi, siyah-beyaz film gibi biraz…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*   *    *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi Muse görevini yapar ve sanatçının ihtiyaç duyduğu ilhamı ona getirir ama önemli olan o ilhamın kaynağıdır dedik. Buyurun, bu iki şarkı arasındaki farklara göre kararı kendiniz verin şunlardan hangisi daha önemlidir. Söyleyen miii, söyleten mi?…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-3797805084917919361?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/3797805084917919361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=3797805084917919361' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3797805084917919361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3797805084917919361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/12/musehalkn-takm-dergi-4-saydan.html' title='Muse...(Halkın Takımı Dergi 4. sayıdan)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SU_5ze7C4WI/AAAAAAAAAFs/dw_VBKQ3hic/s72-c/muse.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-4007305373190727653</id><published>2008-12-05T22:27:00.000+02:00</published><updated>2008-12-05T22:38:28.664+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inönü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='üçlü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bahattin baba'/><title type='text'>Bahattin Baba sahaya... Üçlü çektir kartala...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-e31d7a390c25a68a" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v20.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3De31d7a390c25a68a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330071298%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D71FB73FE7015731CA363C38944CBC18F9527357C.6FBB34820634219773258894C84322518D7295D1%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De31d7a390c25a68a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCTt75nkKh_s9HK0id_1LCB2KwEU&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v20.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3De31d7a390c25a68a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330071298%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D71FB73FE7015731CA363C38944CBC18F9527357C.6FBB34820634219773258894C84322518D7295D1%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3De31d7a390c25a68a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DCTt75nkKh_s9HK0id_1LCB2KwEU&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-4007305373190727653?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=e31d7a390c25a68a&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/4007305373190727653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=4007305373190727653' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4007305373190727653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4007305373190727653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/12/bahattin-baba-sahaya-l-ektir-kartala.html' title='Bahattin Baba sahaya... Üçlü çektir kartala...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2255957068231045643</id><published>2008-12-05T22:19:00.000+02:00</published><updated>2008-12-05T22:37:03.504+02:00</updated><title type='text'>Atkılarımızla tribüne...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/STmQuJ1BJMI/AAAAAAAAAFI/hFq4Hq6gz0k/s1600-h/atk%C4%B12.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 539px; height: 208px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/STmQuJ1BJMI/AAAAAAAAAFI/hFq4Hq6gz0k/s400/atk%C4%B12.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5276407561027921090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/STmNDhqpYZI/AAAAAAAAAE4/LrXA_Hmdne8/s1600-h/atk%C4%B13.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2255957068231045643?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2255957068231045643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2255957068231045643' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2255957068231045643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2255957068231045643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/12/blog-post.html' title='Atkılarımızla tribüne...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/STmQuJ1BJMI/AAAAAAAAAFI/hFq4Hq6gz0k/s72-c/atk%C4%B12.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-1944539050794426282</id><published>2008-11-28T20:26:00.001+02:00</published><updated>2008-11-28T20:52:43.215+02:00</updated><title type='text'>Yumruklar havaya...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/STA9rmkHhZI/AAAAAAAAAD8/7dimu0FPDEA/s1600-h/yumrukkartal3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 499px; height: 454px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/STA9rmkHhZI/AAAAAAAAAD8/7dimu0FPDEA/s400/yumrukkartal3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5273782982946555282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-1944539050794426282?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/1944539050794426282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=1944539050794426282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1944539050794426282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1944539050794426282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/11/yumruklar-havaya.html' title='Yumruklar havaya...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/STA9rmkHhZI/AAAAAAAAAD8/7dimu0FPDEA/s72-c/yumrukkartal3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2735632410833986031</id><published>2008-11-20T00:11:00.000+02:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.170+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Futbol ve düşmanlık</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşin özü ikisi de bir birine zıt ifadelerdir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SSSROGUGMBI/AAAAAAAAAC8/0DlB9uCIwMM/s1600-h/hooligan.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 277px; height: 216px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SSSROGUGMBI/AAAAAAAAAC8/0DlB9uCIwMM/s400/hooligan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270497135329423378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oysa spor en ilkel saldırgan tutumu bertaraf edebilmenin yolu değilmiydi?&lt;br /&gt;Peki günümüzde bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan bu holigan anlayış ne ister ?&lt;br /&gt;Oyunu görmez, onun asıl derdi rakip takım taraftarlarının bulunduğu tribünlerdir. Orayı adeta bir savaş alanı olarak görür. Rakip takım taraftarlarının varlığı bile onun için kabul edilemezdir. Hiçbir zaman yalnız değildir. Vurucu kırıcı her türlü teçhizata sahiptir. Tuttuğu takıma her koşulda bağlı olduğunu haykıran bir holigan için asıl önemli olan rakip taraftarlarla kavga etmek ve etrafı kırıp dökmektir. Sıradan bir holiganın en ürkütücü yanı ise, bir maçın kazanılması için her yolu meşru görebilmesidir.&lt;br /&gt;Futboldan sadece görsel bir zevk değil, aynı zamanda psikolojik bir tatmin de bekler. Kendisini takımın bir parçası olarak görür. Taraftar psikolojisi çok farklı bir ruh dünyası yaratmaktadır. Bunun sosyal yaşamdaki bazı başarısızlıklarla da ilgisi vardır. Gündelik hayatta başarısız olan birey, toplum içinde kendisine sağlayamadığı statüyü tribünde bağırarak tesis etmeye çalışır.&lt;br /&gt;Araştırmalarda 1950’lerden günümüze “futbol fanatizmi” diye tanımlanan holiganizmin yükselişinin nedenleri şu şekilde sıralanıyor:&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SSSRlUmJj2I/AAAAAAAAADE/XD2l33_XcpQ/s1600-h/hooliganR300506_228x370.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 228px; height: 370px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SSSRlUmJj2I/AAAAAAAAADE/XD2l33_XcpQ/s400/hooliganR300506_228x370.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270497534300229474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt; İşçi sınıfının “kaba” ve “saygın” diye tanımlanan kesimlerinin hem kendi içinde hem de karşılıklı ilişkilerinde görülen yapısal değişimler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;Gençlere yönelik “boş zaman pazarı”nın yükselişi.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3-&lt;/b&gt; Genç taraftar gruplarının yurt içi ve yurt dışı maçlarına gitme talep ve imkanlarındaki artış.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4-&lt;/b&gt; Futbolun yapısal boyutunda ve kulüp – taraftar ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5-&lt;/b&gt; Kitle iletişim araçlarının yapı ve işleyişindeki hızlı değişim.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6- &lt;/b&gt;Tabloid basının yükselişi.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7-&lt;/b&gt; Gençlere yönelik işgücü pazarının gerçek anlamda çöküşü.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol fanatizminde şiddeti tetikleyen başlıca unsurlar şöyle sıralanıyor: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1- &lt;/b&gt;Gazetelerdeki kışkırtıcı haberler&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2-&lt;/b&gt; Gazeteci ve Kameramanların tutumu&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3- &lt;/b&gt;Aşırı alkol kullanımı&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4- &lt;/b&gt;Tahrik&lt;br /&gt;&lt;b&gt;5-&lt;/b&gt; Taraftarları etkileyen bazı politik gruplar&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6-&lt;/b&gt; Polisin taraftarlara yönelik sert tutumu&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7-&lt;/b&gt; Bilet satış ve dağıtımının yarattığı sorunlar&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8- &lt;/b&gt;Statlardaki düzensiz ve eşitsiz yerleşimin yarattığı sorunlar.&lt;br /&gt;Düşmanlıkların son bulması için yapılan spor karşılaşmalarının geldiği son durum maalesef bu.&lt;br /&gt;Evet, biz Resmi Kurumların almış olduğu karar sonucu, Bursa maçına gitmedik bir diğer ifadeyle gidemedik.&lt;br /&gt;Ya gitseydik…&lt;br /&gt;Olabilecekleri tahmin etmek zor olmasa gerek bu nedenle böyle bir karar çıkmış.&lt;br /&gt;Esasında iyide olmuş diyebiliriz.&lt;br /&gt;Ancak; çözüm mü ? Nereye kadar, düşmanlık sürecek.&lt;br /&gt;Bursaspor’un taraftar grubu Teksas’lı kardeşlerimiz henüz bazı şeylerin farkında değil herhalde.&lt;br /&gt;Yapabildikleri; A.Gücü taraftarlarıyla birlikte hareket ederek bir nevi gençliğin verdiği heyecanla macera yaşamaya çalışmak.&lt;br /&gt;Halbuki Beşiktaş camiası dünyanın dört bir yanında bilinen, geçmişte yaptıkları gıpta izlenen büyük bir güce sahiptir.&lt;br /&gt;Bizim durgunluğumuz kimseyi aldatmasın, altında yatan nedenleri ancak bu kavgaları yaşayanlar bilir.&lt;br /&gt;Şu anda bizim gençliğimizin de kanı kıpır kıpır her an bir şeyler yapmaya yaşatmaya müsait olmasına karşın bu arkadaşları devamlı sakin olmaya davet ediyoruz.&lt;br /&gt;Gençlerimiz sadece İstanbul da değil;&lt;br /&gt;Trabzon, Antalya, İzmir, Van, Bursa ve Ankara dahil Ülkemizin her tarafında ve diğer Ülkeler de her şeyi yakından takip ederek tepki gösteriyor.&lt;br /&gt;Yani, bir iki kente sıkışmış bir camia değiliz.&lt;br /&gt;Nereye kadar zapt-edebiliriz doğrusu kimse bilemiyor.&lt;br /&gt;Ola ki; bir olay meydana geldi, hangi taraftan olursa olsun bir kişinin zarar görmesi bizi üzer.&lt;br /&gt;Bursaspor’lu yada Ankaragüç’lü bir kardeşimizin burnunun kanaması beni de yaralar.&lt;br /&gt;Bizler sorumluluk sahibi insanlarız, ağzımızdan çıkacak kelimeleri dikkatli sarf etmek zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Herhangi bir şekilde zarar gören bir gencin anne yada babasına ne diyeceğiz arkadaşlar, &lt;span style="font-size:100%;"&gt;gözyaşı sadece gözlerden akan tuzlu sudan ibaret değildir, ateş düştüğü yeri yakar&lt;/span&gt;.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;En yakınımızda duran sonuç ortada; Karşıyaka’lı kardeşimizi ne uğruna kaybettik.&lt;br /&gt;Aksini düşünen varsa; bunun hesabını hem bu dünyada hem de öbür dünyada nasıl vereceğini iyi hesaplamalı; çünkü karşılıksız kalmayacağı aşikardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gelin; Dostluk ve Barış elini uzatalım, kırgınlıkları tartışmaları bir kenara bırakalım. Suçlu aramaktan vazgeçelim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Hiçbir ana-baba gözyaşı dökmesin.&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz YILGIN&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2735632410833986031?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2735632410833986031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2735632410833986031' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2735632410833986031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2735632410833986031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/11/futbol-ve-dmanlk.html' title='Futbol ve düşmanlık'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SSSROGUGMBI/AAAAAAAAAC8/0DlB9uCIwMM/s72-c/hooligan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-3904250990976148811</id><published>2008-11-09T16:59:00.001+02:00</published><updated>2008-11-09T17:07:30.057+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taraftar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>Halkın Takımı kime denir?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SRb70i8JNNI/AAAAAAAAAC0/GIb6j-yHigo/s1600-h/4-arkakapak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 235px; height: 332px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SRb70i8JNNI/AAAAAAAAAC0/GIb6j-yHigo/s400/4-arkakapak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266673694407210194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Futbol denilen oyunun olmazsa olmazları vardır.&lt;br /&gt;İşin “fut” kısmı için ayakları olan oyuncular…&lt;br /&gt;“Bol” kısmı için bir top ve&lt;br /&gt;İcrası için de saha…&lt;br /&gt;Sonrası ise işin kalitesi, görselliği ve rahatlığı açılarından eklenen unsurlardır. Antrenör, formalar, özel ayakkabılar, çim sahalar, kurallar, hakem, sağlıkçılar, masörler vd….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu toplam, amatörlük sözkonusu olduğu sürece güzel güzel maç yapabilmek, bir rekabet duygusu ve zevk unsurunu ön plana çıkarabilmek için gerekliliklerdir ama benim için hiçbir anlamı yok şu an için. Ben kim miyim? Cebinde parası, hem de bol parası olan ve paramı bu işe yatırarak para kazanabilir miyim diye düşünen bir ademoğluyum. Duruma bakıyorum ve düşünüyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu zevkli bir işe benziyor. Rekabet ateşi biraz üflenirse sıradan insanları ısıtarak bu işe harcama yapmaları sağlanabilme potansiyeli mevcut. Sıradan insanların kendilerini asgari ölçülerde ait hissettikleri gruplara (mahalle, köy, semt; hatta şehir ve hatta ülke; Bulunur daha ararsak. Mesela sosyal sınıf, ırk, mezhep, din… Ohhooooo bu iş tamam) ait bir takım oluşturabilir ve benzerleriyle rekabete sokabilirsek bu harcamaları yönlendirebilir miyiz? Yönlendirebiliriz anasını satayım. Hadi bakalım Bismillah…” Deyip işe dalıyorum. Kendim gibi paralı vatandaşlarla bu işi şimdi bildiğimiz hale getiriyoruz elbirliğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin heryerine para yatırıp heryerinden para kazanıyoruz şimdi. Bu proje sıradan bir saadet zinciri olmadığına göre bizim paralar nereye gidiyor ve gelen paralar nereden geliyor peki?&lt;br /&gt;Oyuncusu, antrenörü, sağlıkçısı, masörü, bilet satanı, saha işleteni, devleti, belediyesi, topu formayı imal edeni, reklam vereni, reklam alanı, inşaatçısı, reklamcısı, gazetecisi, televizyoncusu… kısacası işe biryerinden bulaşan herkes para yatırıp para kazanıyor bu işten de bu karları ödeyen kim yahu? Yani bu değirmen dönüyor da su nereden geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baştan ne dedik? Futbolun olmazsa olmazları vardır dedik. Bunları en önemlilerinden başlayıp aşağı doğru sıralarken taraftardan hiç sözetmedik. Etmedik çünkü bir futbol maçının gerçekleşebilmesi için en gerek duyulmayan unsur seyirci ya da taraftardır. Onlar olmasa da bu maç oynanır mı? Oynanır. Peki o halde; çıkaralım taraftarı bu çarktan bakalım neler oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin doğasında olmasına gerek duyulmadığı halde endüstrileştikten, yani basit bir oyunu para basan bir değirmene çevirdikten sonra, o değirmenin dönebilmesi için temel enerji kaynağı haline getirilen milyonlarca futbol seyirci-taraftarı bu endüstrinin asıl hammadde madenidir. Bu işin en temel unsuru olmasına karşın bu işe karşılıksız para yatıran tek tarafıdır. Desteklediği takım ya da kulübün büyüklüğünü niceliğiyle direk olarak belirleyendir. Futbol endüstrisinin üretimini satın alandır. Tüm bu alışveriş hangi motivasyonla gerçekleşmektedir peki? Tüm bu milyonlar cebindeki parayı ne karşılığında bu işe harcamaya ikna edilebilmişlerdir? Bunlara bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rekabet duygusundan sözetmiştik. Rekabet eyleminin bir tarafı kazanmak diğer tarafı kaybetmek üzerine kurulmuştur ama tüm bu kazanç ve kayıplar geçicidir. Bir kez kazananın sonrakinde yitirme aynı şekilde yitirenin de sonrakini kazanma ihtimali bu rekabet duygusunu canlı tutan dinamiklerdir, yani süreklilik unsuru. Bu rekabeti yaratmanın yolu da kitlelerin aidiyet duygularını beslemek, onların ait oldukları bölge, sosyal katman, ırk, din ya da mezhep gibi alanlarda savaş bayrağını sallamaktan geçer. Böylelikle sürekli çağlayan sular bu çarkı kesintisiz döndürmeye devam edecek ve futbol endüstrisi üretmeye ve yatırımcılarına kazandırmaya devam edebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar çene yaptıktan sonra ortaya çıkan somut durumun somut bir analizini yaparsak ne görüyoruz ona bakalım da bitirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem ki bu basit oyunu bizleri kullanarak bu hale getirdiniz o halde üretim araçlarının mülkiyeti konusunda yüzlerce yıldır süren sınıf savaşında da yeni bir cephe açmış sayılırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçeği “Hiç kimse falanca takımdan büyük değildir… taraftar işine bakacak… Yöneticileri genel kurul seçer siz karışmayın… Şu istifa, bu istifa gibi söylemlerde bulunmaya hakkınız yoktur vb…” türünden gevezeliklerle gizleyemezsiniz; Bu mızrak bu çuvala sığmaz. Her kulüp artık arkasındaki taraftarın niceliği kadar büyük niteliği kadar da güçlüdür. Bu güç elbetteki hıyar gibi söğüşlenmeye gün gelecek itirazını edecektir. Kurduğunuz üretim çarklarınızı elegeçirme ya da başınıza geçirme mücadelesi onun genetiğinde yazılıdır. Bütün takımlar işin en başında halkın takımıdır. Arkalarındaki halk müşteri olmaya karar verdiğinde ise artık bu mücadelenin içerisinden çekilip saf değiştirmiş ve mevcut üretim-tüketim sürecinin yiyeni durumuna gelmiştir. Artık sahiplerinden istediği tek şey kıçının rahatlığı, kendisine sunulan hizmetin kalitesinin artmasından ibaret olup verebileceği maksimum mücadele ise bu yolda mızmızlanmak ve sitem etmeyi aşmaz. Kendisi sınıfsal niteliklerinden sıyrılarak endüstriyel bir dişli olmaya karar verenlerin takımları artık kaybedilmiş cephelerdir. Bırakalım kendi aralarında yiyip içsinler, beslenip semirsinler. Onlar artık takımlarından büyük olmak bir yana, onun hormonlu büyümesine hizmet eden sun’i gübreden başka bir nitelik taşımazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aidiyetlerinin tüm varlığına ve değerlerine sahip çıkmaya karar verip, ne durumda olduklarına değil ne olmaları gerektiğinin farkında olan, savaşını bu yönde örgütleyenler için ise mücadele hiç bitmez. Bir yandan bu çarkın içerisinde yer alarak onu döndürmeye devam ederken öte yandan da işleyen sistemi ele geçirme hakkını kendinde görerek mücadelesini “Kesintisiz” olarak sürdüren, öz niteliklerini asla yitirmemiş bu kitlelere halk, bu kitlelerin takımlarına ise halen ne durumda olursa olsun &lt;span style="color:Red;"&gt;Halkın Takımı&lt;/span&gt; denir.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-3904250990976148811?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/3904250990976148811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=3904250990976148811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3904250990976148811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3904250990976148811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/11/halkn-takm-kime-denir.html' title='Halkın Takımı kime denir?'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SRb70i8JNNI/AAAAAAAAAC0/GIb6j-yHigo/s72-c/4-arkakapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-166147312527888701</id><published>2008-09-01T13:53:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T17:47:22.432+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taraftar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='profesyonelleşme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Endüstriyelleşme ile ne derdimiz var?...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazı kelimeler bazı dönemlerde ortaya atılır. Anlamları pek bilinmez ama söylenişi hoştur. Benim hatırladıklarımdan bazıları: Nostalji örneğin. İlk duyulduğunda fazlaca anlamı bilinmeyen bu kelime birden dile yerleşti ve anlamını öğrenen herkes konuşmasının bir yerinde mutlaka bu kelimeyi kullanmaya dikkat eder oldu. Öğrenenler hevesle öğretmenliğe soyunduklarından da birden yayıldı, ucuzladı ve artık sıradan hale geldi. Ardından medya kelimesi geldi oturdu piyasalara. Kimsenin başlarda doğru dürüst tanımlayamadığı bu kelime de kavramdan bağımsız ya da eksik anlamıyla aldı başını gitti. Halen de çoğu kimse tarafından gazete ve televizyon yayınlarından ibaret sanılmakla birlikte onun da modası geçmiştir. En yakını da sanırım empati. Öyle ki empatik olma modasının vardığı boyutlar dikkate alındığında eğer bu toplumda dile getirildiği kadar empati yapılabilseydi ortaya çıkabilecek olan kimlik bunalımını tahayyül dahi edemiyorum. Bu konudaki son örnek ve de konumuz ise ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;endüstriyel futbol.&lt;br /&gt;Endüstriyel futbola karşı çıkmak ya da futbolun endüstri haline getirilmesine karşı olmak ile toptan endüstriyelleşmeye karşı olup olmamak arasında kafalarımız oldukça karıştı. Üzerinde fazlaca düşünmeden kavramları sloganlaştırıp kavramlar yerine pankartlar arkasında saf tutma alışkanlığımız, diğerlerini bilmem ama bizim sosyal-ulusal hasletlerimizdendir. Bu şekilde altı oyulan, içi boşaltılan kavramlara karşı -pek haklı olarak- mesafeli duran potansiyel düşünen kafalar mücadeleye de mesafeli durmayı tercih eder hale gelmeye başladılar ki asıl üzerinde durulması gereken tehlike sanırım budur. Bu nedenle süreci fazlaca teknik, tarihi detaylara girmeden, algılama gücümüzü zorlamadan, biraz şematik de olsa basitleştirip üzerinden geçmekte yarar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak temel hedefse ihtiyaç-üretim-tüketim üçgeni yaşamın kaidesini oluşturur.&lt;br /&gt;Temel ihtiyaçlar barınma,doyma ve korunma. Bu tesbitler doğrultusunda ele alınan bir kemik parçası, ucu sivri bir sopa, kenarı keskin bir taş ilk üretim araçlarıdır. Zeka ve ellerin sağladığı avantajlarla bu ilk keşifler icatlara dönüşür. Sivri taşı sağlam bir sarmaşıkla sopanın ucuna bağlarsınız mızrak ya da baltayı icat edersiniz. Ya da gerersiniz ok ve yayı icat edersiniz. Üretim araçlarının bu gelişimi süregelen keşiflerle beslene beslene mekanik tekniklerin gelişmesi ile doğanın mevcut olanaklarının kullanılması yolunda büyük olanaklar açar. Doğa henüz bakirdir çünkü. Tarımsal üretim ve avlanma mekanik tekniklerin hızlı gelişimiyle toplumsallaşma, işbirliği, işbölümü ve doğası gereği savaşları da ortaya çıkarmıştır. 1870 lerde patlayan sanayi (Endüstri) devriminin altyapısını oluşturan bu keşif ve icatların sonucu, mevcut üretimin ihtiyaçları aşmasıyla işsiz kalan müthiş iş potansiyelidir. Sadeleşelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buharın gücüyle ortaya çıkan buhar makineleri, petrolun kendisinin ve gücünün keşfi üretim potansiyelini ihtiyaçların üzerine çıkarmasıyla ihtiyaçların çeşitlendirilmesi sorunu üretim araçlarının mülkiyetine sahip olan azınlığın yani sermayenin ilk büyük sorunu olmuştur. Temel ihtiyaçların yanısıra tarımsal alanlardan kentlere taşınan proleteryanın çeşitlenen ihtiyaçları da bu üretim fazlasını besleyemeyince lüks tüketim kanalları açılmaya başlanmıştır. Endüstriyel sermayenin maliyet-kar analizlerini kendi lehlerine optimize edebilme gayretleri sonucu Ar-Ge (araştırma-geliştirme) departmanları parlak zekaların istihdam edilmesiyle yeni yeni kavramları sosyal yaşama sokmuştur. Hızla geçelim.&lt;br /&gt;Mekanik bilimin gelişimi elektronik bilimlere devrildiğinde hız kazanan süreç, bilgisayar teknolojisinin sağladığı olanaklarla yıkıcı bir hıza ulaşmış durumda. Sıkışıklıklarını, bunalım haline geldiği zaman savaşın yıkıcılığına sığınarak aşabilen endüstriyel sermaye bir yandan da ilk başta değindiğimiz ihtiyaç-üretim-tüketim üçgeninin çok çok dışında alanlara yönelerek deli gibi aranmayı sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki endüstriye karşı mı olmalıyız yandaş mı?&lt;br /&gt;İnsan temel ihtiyaçlarından birini ele alalım; örneğin sağlık. Hastalıklarla mücadele insanoğlunu varolduğundan bu yana meşgul etmiştir. Teşhis, tedavi, ilaç bulma ya da imal etme, hastalıkları önleme tedbirleri vb. tüm sağlık unsurları bilimsel gelişmelerle paralel bir gelişme göstermiştir. Sürekli çeşitlenen hastalıklar ve savaşların yıkıcı sağlık sorunları yaratması sağlık konusunu da büyük bir sektör haline getirmiştir. Kendini bu sektöre adayan eğitimli personelin geçim sorunlarının halledilmesi zorunluluğu da bu alanda çalışanları kaçınılmaz bir biçimde profesyonelleştirmiş ve her profesyonel ilişkinin doğası gereği bir alışveriş ortamı doğmuştur. Yani ilacı alan ve satan. Teşhisi koyan, tedaviyi yapan ve bunlardan yararlanan. Bakım yerlerini (Hastahane) kuran ve kullanan. Yani hasta olmak demek bir yerde bu sektörün çalışanları için bir nevi müşteri olmayı da birlikte getirmiştir. Bu kaçınılmaz elbette. Ancak bir kez müşteri konumuna geldiğinizde potansiyel sağmal olmanız ve kar hırslarının potansiyel hedefi haline gelmeniz de kaçınılmaz oluyor. Bu da ticaretin doğası. İlaç araştırma, üretimi, arzı son derece karlı bir alan olduğundan yatırımların da aynı oranda bu alana yönelmesi şaşırtıcı bir durum değil. Daha iyi sonuç almak demek daha çok satmak demek ama aynı zamanda daha büyük maliyet demek. Bu maliyetlerin kar optimizasyonu denkleminde mümkün olduğunca küçük tutulabilmesi yatırımların da sürmesi anlamına geliyor. Hasta olan bu ilacı almak zorundaysa bu ilaç da yapılmak zorundadır. Yani reklama dahi ihtiyaç duymayan bir konudan sözediyoruz. Kılçıksız balık. İlaç araştırmalarının yapıldığı laboratuarlarda hastalık araştırmalarının da yapıldığı, ağır bir hastalığın kesin bir tedavisinin bulunması halinde potansiyel müşterinin müşteri niteliğini yitirebileceği gerçeği bu sağlık sektörü ve hasta ilişkisindeki paradokslar olarak önümüze çıkıyor. Bu da sağlık alanına yatırım yapan dev sermayenin bu endüstriyel yapıdan kolayca vazgeçip geçmeyeceğine dair zihinlerde oluşan kötü! niyetli kuşkuları  muhalif izanlara bırakıp devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcaklarda yiyecekler bozulur. Soğuk ortam da daha uzun süre dayanır. Bazı gazların soğutma yeteneklerinin keşfi ile hava sızdırmayan ortamlarda soğuk bir ortam yaratabilme olanakları buzdolabını yarattı. Bu buluş aynen endüstri kolu olarak üretime yöneldi ve herkesin bir buzdolabı oluverdi. Peki sonra? Üretim yani arz sürmekte ama talep azaldı. O halde gelsin Ar-Ge. Ağır sac gövdeler yerine yeni bulunan poliüretan malzemelerle tüm eski dolaplar yenilendi. O da bitti. Ne olacak? Dışına musluk takıldı ki açmadan soğuk su alabilsin insanlar. Üzerine saat takıldı, renkleri değiştirildi, boy boy çeşitleri yapıldı. Kapı sayısı artırıldı. Üzerine TV bile takıldı. Alt tarafı buzdolabı ama öyle demeyin. Yenilik gerekiyor ki üretim aynı hızda sürebilsin. Al dondurucuyu aşağıya ki belin ağrımasın sebze alırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası endüstriyel yapılar işin bokunu çıkarmakta pek mahirdirler yeter ki Pazar sağlam dursun, ücretler artmasın (maliyeti artırır) ama kredi kartları artsın çoğalsın… Tüketim hiç durmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan bi eğlence&lt;br /&gt;Ortaya yuvarlanabilen bir cismi atıp tekmeleye tekmeleye sabit bir yöne sürüklemeye çalışırken karşısına geçerek o cisimi kapıp ters yöne götürmeye çalışmak prensibine dayanan mücadele biçimi oldukça eğlenceli bir durum ortaya çıkarmış olmalı ki pek tutmuştur insanlar arasında. Herkesin katılmak istediği ve hatta sormadan katılıverdiği bu eğlencenin zamanla kaotik bir hale gelmesi ise  uzlaşmayla bir takım kurallara bağlanması gereğini ortaya çıkarmıştır. En azından rekabetin eşit koşullarda gerçekleşebilmesi ve böylelikle alınan hazzın büyümesi için güçlerin eşitlenmesi sağlanmış ancak bu önlemlere rağmen yine de bazen bir tarafın sayısal eşitliğe rağmen fiziksel üstünlükle topu (evet o yuvarlanan cismin adı bu) kapıp hedefi belirsiz bir yöne doğru ne kadar daha gidebileceği pratik bir sorun olarak ortaya çıkınca sorun her iki ekibe de gittikleri yönde sabit bir hedef (kale diyoruz şimdilerde) koymak suretiyle çözülmüştür. Topu kapan ekip sadece ayaklarını kullanarak ve işbirliği yaparak sürükledikleri topu belirlenen hedefe kadar taşımayı becerdiklerinde kazanıyor. Kural bu. Karşı tarafa kendini kurtarma hakkı verilmesiyle bu hedefe varmalara sayısal olarak bir sınır getirilmiş, daha sonra ise sayısal sınır zaman sınırına dönüştürülüp üzerinde koşturulan alana da aynı sınırlama yönteminin uygulanmasıyla  ortaya eni konu kuralları olan bir gelişkin aktivite çıkıvermiş. Oynaması kadar seyir zevki de büyük olan bu yeni aktivite değişik rekabet alanları yaratmakta gecikmemiş haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlu doğası gereği rekabeti sever ve bu doğrultuda rakip yaratmaya da pek meyillidir. Evde kardeşiyle rekabete giren ya da anne babası arasında kendi çıkarları doğrultusunda taraf tutarak emzirdiği rekabet güdüsünü dışarıda mahallesine taşıyarak büyütmeyi sürdürür. Top oynayan iki takımda bir yakını varsa o takımı tutar. Yoksa, kendi mahallesi başka bir mahalleyle oynadığı için kendi mahallesini destekler. Mahalleler köylere, kasabalara kadar genişleyip ortak bir takım kurduğunda rakip artık diğer köy ya da kasabalar olmuştur. Rekabetin sınırları bu şekilde kentlere ve ülkelere kadar genişler gider. Bu sözünü ettiğimiz yerel, toprağa bağlı rekabet. Daha farklı rekabet platformları hızla birbirini izlemiştir. Örneğin aynı mezhep mensuplarının oluşturduğu bir takım farklı mezhebin takımına karşı sağlam bir rekabet nedeni bulmuş demektir. Mahallenin-kentin ya da bölgenin- zengin çocukları bir takım kurmuşlarsa karşıtı yoksulların da hemen bir takım oluşturup rekabete dalmaları kaçınılmazdır artık. İnsanoğlu kendi farklılıklarını gruplayarak kategorize olurken bu eğilimini mutlaka futbol alanlarına da taşımayı olmazsa olmaz bir koşul olarak kabullenmiştir artık. İşte bu farklılıkların yarattığı rekabetler doğası gereği sürekli ateşlenerek yüzyıllara varan büyük mücadele geleneğini yani derby leri yaratmakta gecikmemiştir elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…İskoçlar'ın derbidaşları Celtic ve Rangers'ın hikayesini hepimiz biliriz.Katolik mezhebinin mensupları Celtic,protestanlığın izleyicileriyse Rangers oluşumlarının içerisinde bir kimlik vücuda getirmişlerdir.Birbirlerinin inancından oyuncu dahi oynatmamışlardır yakın maziye dek.Aralarındaki böylesi bir kutuplaşma,toplum içerisindeki ayrılığın bir yansımasıdır muhakkak. Yaratmıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya'da ise "Real" ön adlı,genellikle kraliyet yanlısı,kendini elit kabul eden kesimden sempatizan bulan takımlar vardır;ama bunların mutlaka bir anti-tezleri sayılabilecek rakipleri de bulunur.Real Madrid-Atletico Madrid,Real Betis-Sevilla gibi... Bunun yanında, oluşturulmaya çalışılan İspanyol toplumunun içinde kendini ifade etme derdinde olan "Etnik milliyetçiler"in bayraklaşmış takımları vardır İspanya'da.Katalan Barcelona,Bask Athletic Bilbao örneklerindeki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya'nın Roma şehrine derbi heyecanı yaşatan takımlardan Lazio faşist,AS Roma ise sosyalist taraftar gurupları ile tanınırlar.Yine İtalya'da Livorno sosyalist,Udinese faşist destekli takımlar olarak bilinirler.Ayrıca Alman St. Pauli'de sol görüşlü taraftarları ile ünlüdür. Eski demirperde ülkelerine bakalım şimdi de...Buralarda Dinamo'lar polis teşkilatının;CSKA,Steau ise ordunun takımlarıdır.Eski Yugoslavya'nın Dinamo Zagrep-Kızılyıldız rekabeti Hırvat-Sırp savaşının haberciliğini yapmıştır.Yine Partizan, JNA (Yugoslav Milli Ordusu) bünyesinde kurulmuştur.Komünist işçiler,adı da Sırpçada "İşçi" anlamına gelen Radnicki takımını kurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çek Sparta Prag'da işçilerin kurduğu bir takımdır.&lt;br /&gt;Macar MTK,başlangıçta Yahudi ve liberallarin ağırlıkta olduğu bir takımdı.II.Dünya Savaşı'nda bu takımın bir çok yandaşı toplama kamplarına götürülmüştür.Macar Vasas ise çelik işçilerinin takımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı tarz oluşumlar Balkanlar'da Bulgaristan ve Arnavutluk diyarlarında da mevcuttur.Levski ve CSKA Sofya;Dinamo ve Partizan Tiran vs.&lt;br /&gt;Ha bu arada demiryolu işçilerinin Lokomotiv'lerini de unutmayalım.&lt;br /&gt;Futbolun beşiği İngiltere'ye bakacak olursak Everton,Aston Villa rahiplerin; Arsenal,Manchester United sanayicilerin;Liverpool liman,Blackpool kömür işçilerinin kuruluşuna ön ayak olduğu takımlardır”. (Tırnak içindeki bilgiler Kenan Özcan’a ait topraksaharuhu.blogspot.com’ dan alınmıştır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rekabetin vardığı noktayı inceleyelim.&lt;br /&gt;Burada rekabetin dinamikleri sahada oynanan oyunun dışında, tamamen tribünlerde yeralmaktadır. Çünkü dış destek olmasa sahada sadece belirli kurallar çerçevesinde bir top tepme ve hedefe varma mücadelesi olacak ve bitecekti. Oysa şimdi sahadaki mücadelenin kazanılıp kaybedilmesi farklı dinamiklerin farklı duygularını beslemekte ya da zedelemektedir. Bu nedenle kazanmak oyunun verdiği hazzın ve becerme duygusunun çok daha üzerinde bir anlam taşımaktadır artık. Sahadaki oyunun kazanılması artık o takımın oynadığı oyunu kazanması değil o takımın varoluş sebebinin temsil ettiği değer ve inançların karşıt değer ve inançlara karşı bir üstünlük sağlanması anlamını taşımakta ve doğallıkla da bu inanç ve değerleri taşıyan geniş kitlenin kazanmayı mutlak surette kutsaması sonucunu doğurmaktadır. Bu durum artık kazanmak için yapılması gerekenlerin takımı oluşturan fanilerin fiziksel yeterliliklerine bırakılamayacak kadar ciddi bir iş haline gelmiştir. O halde ne yapılmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonelleşme&lt;br /&gt;Boş zamanlarında bu oyunu oynayıp zamanının çoğunu kendi yaşam mücadelesine harcayan oyuncuların dikkat ve güçlerinin sadece bu oyun üzerinde yoğunlaşmasını sağlamak ilk yöntem olarak tesbit ediliyor. Artık bu oyuncular bütün bir hafta boyunca rakiplerine üstünlük sağlamak amacıyla kendi gücünü ve alışkanlıklarını pekiştiren çalışmalar yapmalı ve edindiği bu ekstra gücü de haftasonunda oynayacağı maçta üst düzey performans gösterebilmek adına kullanmalıdır. Bu nedenle geçim sorunlarını kafasından atması gerekmektedir ki bunu ardındaki camia karşılayacaktır artık. Futbolcunun profesyonelleşmesi anlamına gelen bu durum onun bir de işyerine sahip olması zorunluluğunu getirmiştir. Neresidir bu işyeri? Elbette oynadığı takım. Artık o hevesli gençlerin eğlence amacıyla biraraya gelerek top tepiştirdikleri bir takım olmaktan çıkmış karşıtlarını devirmek için sürekli çalışan, çareler üreten profesyonellerin işyeri (kulüpler)haline gelmiştir.  Kulüplerarası rekabet alanlarının farklı iç dinamiklere sahip çok farklı kaynaklardan beslenmesi hepsinin ortak bir kurallar bütünü içerisinde sınıflandırılması gereğini de dayatmıştır. Bu kurallar dinsel, siyasal, sınıfsal ya da bölgeselliği çok aşan ve en geniş katmanların tamamını kucaklayan bir otoritenin denetiminde olmalıdır, yani merkezi bir yönetimin. Dernekleşme yoluyla merkezi yönetimin denetimine alınan kulüpler federasyonlaşma yoluyla da kendine özgü dünyasını yaratmıştır artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal dinamiklerin giderek büyüyen canlılığı artık çıkış yolları gitgide tükenmekte olan endüstriyel sermayenin ilgi alanı dışında kalması düşünülemezdi herhalde. Takımını ekonomik gücüyle beslemeye karar vermiş ve uygulamaya koymuş geniş kitlelerin asıl güç olduğu gerçeği ve bu ekonominin yönlendirilebilmesinin kolaylığı müthiş bir cazibe merkezi haline gelmesine yolaçmıştır haliyle. Peki bu iş nasıl olacaktır? Futbolun endüstriyelleşmesiyle sermaye-taraftar arasında oluşacak büyük Pazar potansiyelinin önündeki en büyük engel nedir? Önce bu tesbit edilmeli ve ortadan kaldırılmalıdır ki tüm kanallar açılsın ve futbol ekonomisi sermayenin güdümünde yaşamaya başlasın.&lt;br /&gt;Spor kulüpleri hukuksal anlamda dernek statüsünde olup ticaret yasalarıyla değil asayişle ilgili yasalarla yönetilirler. Bu durum derneklerin ticaret yapması yönünde engel olduğu gibi sahip oldukları üzerinde de hak iddia etmesine de izin vermez. Yani bir kulübün renkleri, arması, adı, sahası, tesislerine verdiği isimler vb. tüm değerler ticari bir meta değil anonim nitelikli kamu malı statüsündedirler. O ismi, rengi, armayı ona kamu vermiştir, benimsemiş, benimsetmiş ve kabul edilir kılmıştır. Bu yüzden kullanım hakları kamunun elinde olup istediği gibi kullanmasını hiçbir yasa engelleyemez. Oysa bunların hepsi uygun bir yatırım politikasıyla meta olarak değerlendirildiği takdirde  maliyet-kar analizinde büyük artılar sağlayabilecek madenlerdir ki kamunun elinde boşa akan su gibi çarçur edilip gitmektedir. O halde yapılacak ilk iş kulübü dernek statüsünden çıkarıp ticari sermaye şirketi haline getirmekten ibarettir. Yasalar izin vermiyorsa futbolun bu potansiyelinin önceden kestirilememiş olmasındandır. Değişen modern durumlara uygun modern yasalara gerek duyulmaktadır artık. Yasalar siyasetin işidir. Siyaset nedir peki? Siyaset ekonominin dümenindeki azınlığın pazarı oluşturan büyük çoğunluğa karşı korunmasını sağlayan mekanizmanın ta kendisidir. Mevcut yasaların revizyonu ve gerekirse yenilerinin yaratılıp uygulamaya konulmasıyla süreç başlatılır.Besleme parlak zekaların istihdam edildiği reklam sektörünün dahi beyinleri yarattıkları kampanyalar ve besleme otoritelerin, ekonomistlerin, bilirkişilerin vs.vs nin dezenfermasyon bombardımanı sonucu kitlelerin tepkileri başarı ve büyüklük hamasetiyle törpülenerek hızla kulüplerin şirketleşmesi operasyonuna başlanır. Artık yukarıda andığımız tüm değerler bu yeni şirketin öz sermayesi haline gelmiştir. Sadece o şirket tarafından kullanılabilir, satılır, değiştirilir hale gelmişlerdir. Artık çocuklar annesinin diktiği formasının üzerine kulübünün adını, armasını dikip giyemez; suç işlemiş olur. Lisans, patent adı altında yasal bir takım düzenlemeler kamunun kendine ait olanı satın almakta direnmesini korsanlık suçu olarak algılayıp cezalandırılmasını sağlamaktadır. Stadınızın çimini yapayım diyen tribünlerin birine adını vermeyi talep eder. Işıklandırayım diyen otoparkını ister. Yenisini yapayım daha çok gelebilin diyen hem işletmesini almak hem de stadın kamunun verdiği adını kendi adıyla değiştirmek ister. Formanı diken üzerine kendi adını koyar. Dikemeyen parasını verip armanın yanına kendi adını koyar. Artık kendi takımını seyretmek için büyük paralar ödemesi gerekmektedir taraftarın. İşin garibi de hiç şaşırmamıştır taraftar. Hatta benimsemiştir bile bu yeni durumu. Çünkü kendisine vaadedilen “Büyük olmak” tır. “Daha büyük olmak” tır. “En büyük olmak” tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, endüstriyelleşmiş futbolla geniş kitlelerin (taraftarın) arasındaki temel çelişki bu kitlelerin modernize edilmiş rahat, konforlu stadyumlarda takımlarını izlemeye, şık formalar, güçlü ve kaliteli oyuncularla iyi bir takım oluşturup kazanmaya, eğlenmeye, sevinmeye, şampiyonluklar kazanmaya itiraz etmelerinden değil uzun yıllar boyu kendini ait hissettiği değil, kendine ait olan değerler bütününün metalaştırılarak kendine satılmasına, bu ticarileşmenin doğal sonucu olan yozlaştırılmasına itirazıdır. Taraftar kendi rekabetini kendi değer ve konumuna göre inşaa etmiş, beslemiş, büyütmüş ve ardına geçmiştir. Şimdi değerlerinin mal kendisinin de kendi malı kendisine zorla satılan müşteri konumuna itiraz etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu şart mıdır? &lt;br /&gt;Ne olur yani, bırakın futbol endüstriyelleşsin, metalaşsın. Alanı varsa satan da satmaya, kar etmeye devam etsin. Alan olmazsa zaten kendi kendini yok edecek olan basit bir oyun için bu kadar yaygara yapmaya, fedakarlıklara şuna buna gerek var mı? Biz neden işimize bakıp eğleneceğimize kulübümüze, renklerimize, armamıza, koyduğumuz isimlere, atfettiğimiz değerlere sahip çıkıp kendimizi üzüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü biz arızalıyız. Çünkü sorun sadece basit bir top oyununun sonuçlarına bağlı olarak haz almak ya da üzülmekten çok öte anlamlar taşımakta. Birer insan olarak sosyal kimliğimizi üzerine inşa ettiğimiz bir takım argümanların korunmasının kimliğimizin de korunması anlamına geldiğine inanıyoruz. Tek tek kişiler olarak bu argümanları başka başka, daha öznel yollarla da ifade edebiliriz elbette ancak kimliğimizin sosyal niteliği bizleri daha ortak bir simge arayışına yöneltiyor; öyleki farklılıklarımızla olan rekabetimizi, hücrelerimizde yaşattığımız tüm değerlerin ortak paydası üzerinde sürekli canlı tutabilmenin, kendini ifade ederken uzun uzun cümleler kurmak zorunda kalmadan kısaca anlatabilmenin, onurumuzu, şerefimizi, haysiyetimizi, adalet ve merhamet duygularımızı keskin tutabilmek için onları elle tutulur bir biçimde somutlaştırabilmenin ve ilan etmenin en dürüst yolu, bizlerin de Beşiktaş’lı olmamızın da en temel sebebi budur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-166147312527888701?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/166147312527888701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=166147312527888701' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/166147312527888701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/166147312527888701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/09/endstriyelleme-ile-ne-derdimiz-var.html' title='Endüstriyelleşme ile ne derdimiz var?...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-3749466169728515362</id><published>2008-08-31T21:19:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.171+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Halkın Takımı Dergi 2.Sayı (Yumurtakafa YILMAZ)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nasıl olmalı?..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu da böyle oldu ?&lt;br /&gt;Nerede hata yapıldı ?&lt;br /&gt;Sorular ve sorular…&lt;br /&gt;Kimimiz -ki bende dahil- ilk duyduğumuzda inanmak istemedik.&lt;br /&gt;Birçoğumuz üzüldük.&lt;br /&gt;Kimisi de sevindi.&lt;br /&gt;İşte bu sevinenler kimdi ki bu olay onlar mutlu kıldı?&lt;br /&gt;Bir tarafta üzgün çoğunluk, diğer tarafta mutlu olduğundan emin olmayan şaşkın azınlık.&lt;br /&gt;Uzun süredir yazılarımda birlik ve beraberlik mesajları veriyorum ama nafile; hatalı kararlar ve kendiliğindenci tutumlar, süre içinde semtteki arkadaşlar arasında yorgunluk hissiyatını ön plana çıkardı ve…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nedir bu kendiliğindenci tutum ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyu aydınlatmak için çArşı’yı çArşı yapan kapışmaların yerine barış sürecinden sonraki süreci değerlendirmek daha doğru olur.&lt;br /&gt;Barış süreci sonrası semtteki arkadaşlara sunulan “kahraman” bakış açısı sulandırılarak piyasa yapmaya çalışıldı. çArşı kurucuları aktif toplumsal sorunlara kimi zaman ciddi kimi zaman da esprili yaklaşımlar sergilemek ile meşgul iken, görevi devralacak bazı genç arkadaşlar farklılaşmaya başladı. çArşı’nın yapısı gereği paylaşımcılık ruhu gençliğin içinde “kolaycılık” olarak yerini aldı.&lt;br /&gt;Hayatında alınteri dökerek para kazanmayanlar çArşı liderliklerine soyundu; üstelik “sol” kimlik taşıdığını iddia ederek.&lt;br /&gt;2002-2003 sezonunda tepkisel olarak gelişen bu kolaycı anlayışı tasfiye ederek, derneğin bu tür şeylere alet edilmemesi için kapanmasına karar verdik.&lt;br /&gt;Alen’ in ifade ettiği gibi “aslolan BEŞİKTAŞ’tır, çArşı asla şerefli kulübümüzün önüne geçemez. Nitekim BEŞİKTAŞ olmasa çArşı asla olamazdı.” düşüncesinin ne kadar doğru olduğunu hep birlikte kamuoyu ile paylaştık.&lt;br /&gt;Bizde biliyoruz, herkesin kendine göre bir BEŞİKTAŞ sevgisi vardır. Milliyetçi, asi, inançlı, ateist veya sosyalist… Sıralanır gider. Oysa çArşı, herkese her şeye göre biçimlenemez; kendi gerçeklikleri vardır. Asi bir ruhu ve insanlara sunulması gereken, taşıdığı sosyal sorumlulukları vardır.&lt;br /&gt;Biz değil miydik kutsal değerlerimize hakaret ettiği için Danimarka’yı uyaran.&lt;br /&gt;Biz değil miydik Filistin’li kardeşlerimizin çektiği ızdırabı paylaşan.&lt;br /&gt;Biz değil miydik insanlarımızın kanser illetiyle hayatını kaybetmesine yol açan çirkinliklere tepki koyan.&lt;br /&gt;Biz değil miydik 17 Ağustos felaketinden sonra unutulan gerçeklere karşı hala önlem almayanları protesto eden.&lt;br /&gt;Biz değil miydik savaşa karşı barışı savunan.&lt;br /&gt;Ve yine biz değil miydik; bedeller verilerek kazanılan emek kazanımlarının kaybedilmesine karşı 1 Mayıs’da dimdik duran.&lt;br /&gt;İşte bazılarının hala anlayamadıkları şeyler var. Bir bütünü tuttuğunuzda kalan parçanın bütünle uyumlu olması gerekir; aksi halde kırılmalara yol açar. çArşı her zaman bütün ile birlikte hareket etmiştir. O bütün, şanlı BEŞİKTAŞ kulübü ve taraftarıdır.&lt;br /&gt;Bedeller verilerek HALKIN TAKIMI BEŞİKTAŞ ünvanını hak etmiş bir camianın basit tercihler ile yıkılması da mümkün değildir.&lt;br /&gt;Kim Mostra Kemal ağabeyimizden daha milliyetçi olabilir ?&lt;br /&gt;Ya da benden&lt;br /&gt;Veya diğerlerinden…&lt;br /&gt;Kuru bir söylemle olmuyor; altını doldurmak gerekir. Sadece BEŞİKTAŞ’ımızı değil tüm TÜRKİYE’yi, hatta belki de dünyayı doğru tercihlerle kucaklama zorunluluğu vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim rant dedikodusuna ;&lt;br /&gt;50 yaşına merdiven dayamış Mostra Kemal ağabeyimiz, çocuklarının nafakası için bir çoğunun beğenmediği işi yaparak ,“üstelik asgari ücretle” helal ekmek peşinde ter döküyor.&lt;br /&gt;Yine 45 yaşındaki Cüneyt (Çolak), fiziksel olarak müsait olmadığı halde aynı çabayı göstererek ekmek parasını kovalıyor.&lt;br /&gt;Bu ne menem, bu ne çirkin yaklaşımdır.&lt;br /&gt;Bu arkadaşların yaptığı işi genç arkadaşlarımıza önerdiğimizde güldüler ve “bu paraya çalışılmaz boşta gezsem daha iyi” mantığını ortaya attılar.&lt;br /&gt;Anlaşılacağı üzere bu tür dedikoduları çıkaranların neyin peşinde oldukları apaçık ortadayken, gençlerimizin bir kısmının buna inanarak, kolaycı yolu seçerek hisse beklentisi içerisine girmesi bizi çok üzdü.&lt;br /&gt;Kafalarında kolay yoldan para kazanma ve isim yapma arzusu taşıyanlar bu işleri gerçekten iyi karıştırıyorlar ve genç arkadaşlarımızın bazıları da çArşı’nın oluşumuyla ters orantılı saygı teamüllerine aykırı hareket ederek kendilerini zayıf düşürüyorlar.&lt;br /&gt;Bu da karşılıklı güven sorununu ortaya çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;Örnek mi ?&lt;br /&gt;3-5 genç çapulcu, kuyrukta karambol yaratarak insanları çarpmaya çalışıyor. Bende kızdım tabii olarak. İçlerinden biri çArşı ismini kullanınca refleks halinde tokadı patlattım. Yanımda oğlum var. Kapalının karşı tarafından 3-5 kişi daha geldi; yani hazırlıklılar. Erhan, Engin (Nenem ağız) ve diğer genç arkadaşlar ile iyi bir fasıl çektik. Daha sonra şapkayı önümüze koyup düşündük. Aşağı yukarı her maçta bu tür çirkin hareketler sergileniyor; düşünsenize, adam çok sevdiği takımı çocuğuna da sevdirmek için formasını bayrağını almış gelmiş. Tantanacılar adamı çarpıyor ve o da aç karnına geri dönüş için tanımadığı insanlardan yol parası talep etmek zorunda kalıyor.&lt;br /&gt;Bu sorunu halletmek için bir komite oluşturalım ve her an statta olabilecek olumsuzluklara müdahale edelim dedik fakat bazı arkadaşlar buna sıcak bakmadılar. “Polisin görevini üstlenmemiz doğru olmaz” dediler. Aynı arkadaşlar daha sonra başka kanallar aracılığıyla polisin, imamın, savcının, hakimin hatta yüce yaratıcının görevini dahi üstlenmeye kalkıştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir müdahale olmadan kendiliğinden gelişen bu ortamlar herkes için rahatsız edicidir. Eğer bir aile reisi kendisinden büyüğüne saygı göstermiyorsa çocuğundan ne bekleyebilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim yapmaya çalışan genç arkadaşların içindeki o “Asi ve Asil” ruhu anlıyorum. Onlara tavsiyem, pratik hatalar ile itici davranışlardan kaçınmaları ve çok boyutlu olarak BEŞİKTAŞ taraftarını kucaklamalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eksikliklerimizi biliyoruz. Tabii ki genç arkadaşlarımız ile iletişim kurarak bu eksiklikleri gidermeye çalışacağız ancak bu işleri birilerine devretmek gibi bir tercih olgusu oluşursa da bizler sade ve sadece semtteki genç arkadaşlarımıza bu işleri devredebiliriz. “Taşıma suyla değirmen dönmez”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ışık gençlerimizde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ağacı izleyeceksin.&lt;br /&gt;Şöyle sırtını yerde tutarak&lt;br /&gt;Ve gölgesinde yatarak.&lt;br /&gt;Bir ağacı seveceksin.&lt;br /&gt;Yaprakların ışıkla dansını,&lt;br /&gt;Işığın gözüne yansımasını&lt;br /&gt;Kuşların dallarda zıplamasını&lt;br /&gt;Seveceksin.&lt;br /&gt;İnsanları izleyeceksin&lt;br /&gt;Şöyle dalgın dalgın bakarak&lt;br /&gt;Ve yerden usulca kalkarak&lt;br /&gt;İnsanları seveceksin.&lt;br /&gt;İnönü’ de kuyrukta beklemeyi&lt;br /&gt;Hatta soğukta titremeyi&lt;br /&gt;Bağırarak sesini yitirmeyi&lt;br /&gt;Seveceksin….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-3749466169728515362?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/3749466169728515362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=3749466169728515362' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3749466169728515362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3749466169728515362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/08/halkn-takm-dergi-2say-yumurtakafa.html' title='Halkın Takımı Dergi 2.Sayı (Yumurtakafa YILMAZ)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2688240291939984975</id><published>2008-08-31T21:16:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.172+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Halkın Takımı Dergi 2. Sayı (Murat YILDIRIM)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ya-ya-ya...Şa-şa-şa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bir zamanlar tribünleri dolduran taraftarlar takımlarını “Ya ya ya,şa şa şa …….., …… çok yaşa” diye bağırarak desteklerlerdi. O zamanların taraftarı için en önemli mesele, takımının çok yaşamasıydı, yani hep var olmasıydı. O zamanlar tribünlerde yer alan insanlar için takımlarının sadece varlığı, kendilerinin var olması için yeter de artardı. Ortaklaşmak ve keyifle buluşmak için aranan müşterek işte bu kadardı. Bu talepteki vurgu, özdeşlemenin, birlikte var olmanın en ihtirassız ifadesiydi de… Bu alçakgönüllü dilek ve beklenti takım/taraftar ilişkisinin sürüp gidebilmesi için yeterliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endüstriyel futbolun bileşenleri ve birleştirenleri öncesi, taraftarın futbol oyunundaki en temiz hali yani… Dikkat edilecek olursa burada taraftarın kendisi için istediği hiçbir şey yok. Tezahüratın içinde ne “ben” sözcüğü var ve ne de “benim”… Bugünlerin, her sözcüğü arsızca üstünlük arzusu ve hırs kokan tezahüratlarıyla kıyaslandığında ne kadar mütevazı bir talep değil mi… Hiçbir ihtiras, zorlama, yönlendirme yok. Hiçbir baskı, taciz, öfke yok. Gönüllerin birleştiği tek bir ortak talep var : “çok yaşamak”… Yani yeter ki yaşa, nasıl olursa olsun sen çok yaşa bu bana yeter. Birlikte yaşar gideriz ve ben bununla yetinirim. Ne kocaman transferler, ne ulaşılmaz zaferler ne de bu diyarların en büyüğü olmak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki hassasiyetin, karşılıklı bir var oluş meselesinden ibaret olduğu dikkat çekiyor. Öne çıkan gerçek, o günlerin taraftarının, aynen yukarıdaki tezahüratta ifadesini bulduğu gibi sadece taraftar olmasıdır… Destek mesajları hep ikinci tekil şahsı vurgulamakta. Kendisine dair hiç bir talebi yok, kendisi bu sürecin en etkili unsurlarından biri belki ama asla büyük paylaşım organizasyonunun henüz bir unsuru değil. Taraftar, henüz bu paydadaki en büyük ‘pay’ın kendisi olduğuna dair bir inanışa ikna edilmemiş. Bu haliyle ne güç ve iktidar sahibi ne güç ve iktidar sahibi olanlarla ilişkisi var. Ne kendini böyle bir yere koymakta ve ne de böyle bir talebi var. Yarattığı etkinin, kendisine sunacağı güç ve iktidara ilişkin sonuçlarıyla ilgilenmiyor. Zaten ne bir güç olma talebi var, ne de bir güç olursa bunun sağlayacağı iktidarı sevmek ve sahiplenmek özlemi ya da hayali ya da hesabı… Sıkı taraftar olmanın hiç beklemediği ve hatta talep etmediği bir yerde ve zamanda ona bir güç/iktidar sunabileceğini hiç düşünmemiş. Endüstriyel futbol senaryosunun kendisine de bir rol biçeceğini ve masada bir yer vereceğini hiç hesaba katmamış. Bu sandalyeye oturmanın var oluş şeklinde yaratacağı deformasyonun sonuçlarına ilişkin hiçbir fikri hazırlığı yok. Bu sandalyeye oturmanın kendisinden neleri alıp götüreceğini bilmiyor. Kendisini sistemin içine alacak ve dolayısıyla en etkili görünürken aslında esamesinin okunmadığı bir yere çekecek tuzağın farkında bile değil. Neticede bu safiyane duruş, sürecin aslında onun kontrolü dışında gelişmekte olduğunu da gözden kaçırmasına sebebiyet verdi. Bu vahşi gerçekle karşılaştığında itiraz edecek zamanı bile bulamadı. Şaşırdı. Kendini bu düzende yeniden konumlandırmaya çalıştı. Beceremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiği ve olageldiği yer ile endüstrinin onun için uygun gördüğü daha doğrusu ona dayattığı yer arasında içine sindiremeyeceği bir fark vardı ve daha da önemlisi birbiriyle çok çelişmekteydi. Devasa bir dengeler oyununun en önemli aktörlerinden biri haline gelivermişti. Kendisinin bile inanamadığı bir gücün ve iktidarın sahibi oluvermişti. Önceleri yerini yadırgadı. Uygun bir pozisyon almaya çabaladı. Giderek, farkında bile olmadan kendisine biçilen rolün gereklerini yerine getirmeye başladı , hatta o rolü benimsedi. Artık tezahüratlarında öne çıkan vurgu kendisi ve beklentileri hakkındaydı. Taraftarı olduğu takım bile o’nun için vardı. Artık çok yaşayacak olan kendisi idi… Bu endüstrideki en önemli unsurun kendisi olduğunu fark etmiş olmanın güveni ile tribünlerdeki yerini alıyor ve “benim hakkım” dediği ne varsa yüksek sesle istiyordu. Sahip olduğu gücü bu şekilde kullanıyor olmasının son tahlilde endüstriyel futbolun şahlanmasına hizmet ettiğini göremiyordu. Kafalar karışmıştı. “Biz” bile denilmezken, yani kocaman toplamın içinde ayrıca “biz” ile ifade edilecek kimselerin dahi olmadığı bir yerde, “biz” sözcüğünün arkasına saklanan “ben” vurgularıyla tanıştı. Tamam, senaryonun “esas oğlan”ı olmuştu ama senaryoyu başkaları yazmaktaydı… Biz denilen yerde ister istemez onlar da ortaya çıktı. Bu kargaşada kim hangi değirmene ne için su taşımaktaydı, her şey karıştı. Ortaya baş edilemez bir kaos çıktı. Şimdilerde, filmin aynen geriye sarılması beklenmekte… Kendisine sunulmuş görünen güç ve iktidarın aslında bağımlı olmasını sağlayabilmek adına kullanılan bir araç olduğu fark edilecek öncelikle. Güç ve iktidar sahibi olmak elinin tersiyle itilecek. Böylelikle masadan da kalkılmış olunacak. Sonra kendini abartmaktan vaz geçilecek. “Ben” ve “benim” unsurunu öne çıkartan bütün tezahüratlar portföyden çıkartılacak. Tekrar en başa dönülecek ve takımı ile beraber çok yaşamayı isteyen ve sadece bu birlikteliğin var olmasıyla yetinip bununla mutlu olmayı bilen hakiki taraftarlar olarak oyunun içindeki hakiki yerine sahip çıkılacak…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2688240291939984975?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2688240291939984975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2688240291939984975' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2688240291939984975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2688240291939984975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/08/halkn-takm-dergi-2-say-murat-yildirim.html' title='Halkın Takımı Dergi 2. Sayı (Murat YILDIRIM)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-3128351899272751911</id><published>2008-08-04T21:42:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.172+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Çarşı yine, yeniden...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SJdNr0jnUhI/AAAAAAAAAB4/lly_rNAQo18/s1600-h/carsiforummmcopypz5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SJdNr0jnUhI/AAAAAAAAAB4/lly_rNAQo18/s400/carsiforummmcopypz5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230734907451855378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-3128351899272751911?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/3128351899272751911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=3128351899272751911' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3128351899272751911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3128351899272751911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/08/ar-yine-yeniden.html' title='Çarşı yine, yeniden...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SJdNr0jnUhI/AAAAAAAAAB4/lly_rNAQo18/s72-c/carsiforummmcopypz5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-678333997527708</id><published>2008-07-15T14:58:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.173+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Halkın Takımı Dergi 1. Sayı (Akif KURTULUŞ)</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 102, 102); font-weight: bold;"&gt;Mezar teslimi taraftarlık...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;Benim kuşağımın futbola taraf olması ve tabii ki hemen peşi sıra “taraftar” olması, 60’lı yılların ortalarına rastlar. O yıllarda Ankara’nın en önemli futbol merkezi, Ulus – Dışkapı istikametinden Esenboğa’ya giderken İrfan Baştuğ Caddesi üzerindeki top sahasıydı. Meşhur Atlantik Pastanesini sağınıza alarak yüz metre ilerdeki jandarma karakolunun tam karşısında, şimdi Ticaret Lisesi’nin konuşlandığı arsa, direkli fileli, beyaz kireç çizgili, yaz turnuvalarının yapıldığı bir Wembley’di. O atmosferi başka bir açıdan yakalamak isterseniz, reklam gibi olacak ama olsun, lütfen İletişim Yayınlarından çıkan Dünya Kupası’ndaki yazımı okuyun. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Yıldırım Beyazıt Lisesi’nin Ankara futbolunun alt yapısını tek başına domine etmesinin arkasında, sözünü ettiğim bu sahanın Lise ile aynı hinterlantta olması yatar. Yıldırım Beyazıt Lisesi’nin ayrıca kendi sahasının olması, bu tespitimi tekzip etmez, bunu da hatırlatayım, dedim. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;70’li yıllarda bu bayrağı Anıttepe’deki sahaların ve “domino” etkisiyle Anıttepe Lisesi’nin devralması, bizim takip eden yıllardaki solculuk terminolojisini kullanırsam, benzer “diyalektik” ilişkinin ürünüdür.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;İşte, bu yazıyı yazarken “kanaatten” elli yaşında bir adam olarak, kırk beş yıldır hayatıma kurmuş bu “meşin yuvarlak”a ayağımı, “nizami” anlamıyla, yani üstümde forma, altımda şort ve tozlukla (daha suspansuvar kadar “mal mülk” sahibi değildik) ve dinyakos ayakkabıyla ilk kez ‘Aydınlık’ sahasında vurdum. Eşofmanlı bir hakemle (bunlar genellikle sahadaki iki takımın dışında, üçüncü bir takımın, futbolu erken bırakmış hocasıdır) seremoniye çıkartıp, en büyüğü on yaşında&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt; bebelere “Türk futbolu şerefine” üç kere “sağ ol” çektiren herkese selam olsun. Madem selam faslına girdik, o “yokluk yoksulluk” günlerinde bizi, Anafartalar Çarşısındaki Dalkılıç spor mağazasından “tefriş” eden ağır ağbilerimize büyük selam olsun. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Ben aslında şunu söyleyecektim, araya bir sürü laf soktum. Biz, futbolu sevmeyi, taraftarlığı seçmekten önce öğrenmiş en son kuşaktık. Bizden sonra, taraftarlığı seçmek her sezon biraz daha futbolu sevmeye yaklaştı, geçti ve her sezon arayı açıyor. Şimdiki çocuklar, futbolu sevmeden taraftar oluyor. Futbolun oyun olduğunu anlamadan, oyunun ruhunu yaşamadan, play station marifetiyle edinilmiş bu futbol sevgisi bu. Dikkat edilirse, top oynamaktan söz etmiyorum. Bizim kuşaktaki futbol sevgisi, futbol oynamasa bile, futbolun içinde olmak anlamına gelirdi. Şimdi “dandik” tabir edilen mahalle maçlarına, ruhsuz belediye takımlarının maçlarından daha fazla seyirci geldiği yıllardan bahsediyorum. O bakımdan bu kuşak, akşamın tatlı güneşiyle balkona mütevazı bir çilingir yapıp kurulduğunda, bir yudum rakısını almadan aşağıda sokak arasında çift kale yapan çocuklara taktik vermeden kendini alamaz. Arabayı köşeye park edip apartmana girerken önüne yuvarlanan topu ayağında üç beş sektirip göğsünde yumuşatmadan eve çıkmaz. En önemli milli reflekslerimizden biridir bu. Bir örnek de siz ekleyin.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Aydınlık Subayevleri’nden bir çocukluk arkadaşım, Zezet, okuyup adam olduktan sonra DDY Genel Müdürlüğü’nde çalıştığı yirmi yıl boyunca, hastalık filan saymazsak, hiçbir gün, işine zamanında gidememiştir. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bilenler bilir dış sahada idmanlar, sabah sekiz dedin mi başlar ve Zezet, idmanı seyre dalıp işe gitmeyi unuturdu. Yıllar sonra kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının kaldırılması için açtığımız davada, şahsi dosyasını incelediğimde bu ayrıntıları öğrenmiştim. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Şimdiki “taraf” olma üzerine konuşuyordum. Artık çocukları “futbola alma yaşı” artık göbek bağının kesilmesine kadar indi. Artık gerçekten Beşiktaşlı, Fenerbahçeli veya Galatasaraylı olunmuyor, doğuluyor. Bebeler de “ürün pazarı”nın öznesi. Kundakmış zıbınmış, biberonmuş, ne ararsanız kulüp marketlerinde var. Kocaman kadınlar ve erkekler, bebelerine ısmarlama futbol sevgisi veriyorlar. Marketlerden üç beş kuruşa alınan futbol sevgisi…&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Bizim nesli, futbolu bu tür sevme biçiminin kesmesi mümkün değil tabii ki. Bırakın kesmesini, iyiden iyiye mutsuz eden bir yanı var bu tarzın.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Bizim taraftarlık hikayemizin daha düzgün olduğunu iddia edecek değilim. Sadece saflığı üzerine ileri geri konuşabilirim. İlkokula halamın yanında başladığımda, benden iki sınıf yukarda, mahallenin top cambazı Levent’le aynı yatak odasını, aynı sabah kahvaltısını, aynı okul yolunu paylaşıyordum. Bizim sokaktan yukarılara en çabuk tırmanan ilk futbolcu sıfatını alan Levent, Şekerspor, Erzincanspor, ve Kırıkkalespor duraklarından sonra, birinci lige çıktığı ilk yıl Malatyaspor’a transfer olup, aralıksız, düşene kadar on yıl bu kulüpte top oynadı. Ben bu satırları yazarken, bir aksilik olmazsa, 2. Lig’e çıkacak olan Konya Şekerspor’un teknik direktörü. Beşiktaş’la aynı ligde oynayana kadar Beşiktaşlı kaldı. Bir profesyonel topçunun, çocukluğunun takımını terk etmesinin bana hep “hüzün” veren hikayesini de bir gün yazmak isterim. Aynı yola girme imkanı hiçbir zaman bulamayacak her futbolsever gibi, onun, çocukluğunun takımını bir kenara bırakmasını, hâlâ anlamam mümkün değil.&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;Peki, hala – dayı çocuğu olmanın ötesinde bir kankalık ifade eden bu ilişkide, neden ona benzemek, onun gibi yapmak istemedim? Benden bir zaman önce bir takımı tutan hala oğlum ile aynı takımın renklerine bulanmadım?&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Bir gün, Mehmet Akif İlkokulu’ndan çıkışta, karakolun oradaki dükkandan biri sarı öbürü lacivert iki kalemtıraş alıp eve geldiğim gün, Fenerbahçeliliğimi ilan etmiş oldum. 1965 yılının soğuk, sert, karlı bir kış günüydü. Kalede Özcan, Şükrü’lü, Nedim’li, Nunwailler’li, Ziyalı, son senesini oynayan Can Bartu’lu takıma gönlümü vermiş oldum. Özeti, kırk üç yıldır Fenerbahçeliyim.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Neden Beşiktaşlı olmadım, demiştim. Bilmeden yaptığım şeye yıllar sonra şöyle bir anlam verdiğimi fark ettim. Onunla birlikte güç kazanmak değil, ona karşı bir rekabet üretmek istemişim. Ya da yıllar sonra böyle bir anlam yakıştırmak, daha çok hoşuma gidiyor.&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;Ama seçimime atfettiğim bu anlam, şimdi dönüp bakıyorum da, yıllar boyu beni takip etmiş. Her ne kadar, “en çok şampiyon olmuş” bir takımın taraftarı olsam da, buradan bir güç kazanmak, beni mutlu etmemiş. Artık, tuttuğum takım dolayımıyla mutluluk veya tersinden mutsuzluk yaşamıyorum. Her taraftar gibi beni de (sonuncusu 27 Nisan akşamı) kahreden ve sevindiren anlar yaşadım. Yine de bir ligi bu kadar “eşitsizce” sürükleyen üç takımdan birinin taraftarı olmak yerine, “arıza” bir takıma gönül vermeyi daha anlamlı bulduğum ruh haline kapılmıyor değilim. İki üç kadeh rakıyla o da geçip gidiyor. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Rekabet üretmek, dedim, demesine de; yıllardır aynı arkadaşlarımla rekabet etmek, aynı arkadaşlarımın rekabetine maruz kalmak da pek keyifli değil, galiba.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Galiba futbol kültürünün geldiği bu seviye(sizlik)de, farklı anlamlarına rağmen, biz de “tek tip”leşmeyle muzdaripiz. Taraftar olmaktan vazgeçmeyen, vazgeçmek de istemeyen, başka bir şey isteyen ama ne istediğini bir türlü tarif edemeyen, futbol üzerine yapılan büyük adamların büyük konuşmalarından sıtkı sıyrılan, yine de “Bakalım bu hafta ne yumurtlamışlar” diye gözü TV porgramına kaçan adamlar… Her yerde olduğu gibi burada da bunalımlı. Allah’tan bunalımımızı sağa sola bulaştırmıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Yazının sonuna birkaç adım mesafem kalmışken, bu yazıya beni çağıran bir iki noktayı da paylaşmak istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Futbol kültürümüzde bunca “güç” vaaz eden, hep “en” bir şey olmak üzerinden seçimimizi tarif eden retoriğe rağmen, beni aynı güce sahip iki “düşman”ımdan birine sempatiye çağıran bir şeyden söz etmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Beşiktaşlı olmama ramak kalmışken Fenerbahçeli olmamla daha mutlu veya daha mutsuzluk yaşamış değilim. Bunu söyledim. Beşiktaşlı olsaydım da farklı olmayacaktı. Fakat, bir “Beşiktaş sitesi dergisi”ne bu yazıyı yazıyor olmak hasebiyle “inanmadan” veya “barış tesisi” amaçlı laflar gibi anlaşılmayacaksa, şu da bilinsin. Futbolu bizim gibi (“bizim gibi” derken, Fenerbahçelilikle sınırlı bir “bizim gibi” değil) sevenlerin arasında Beşiktaşlılığı, tabii ki bir dost ve ahbap çevrem içinden edinilmiş izlenimlere dayanarak söylüyorum, bize (yani Fenerbahçelilere) ve Galatasaraylılara göre, daha mizahi, daha eğlenceli buluyorum. Nedenleri, birbirimizin biraz dışında. Dışında çünkü, öyle ya da böyle futbolu başka türlü sevenler eni konu aynı adamlar ve az sayıda kadınlarız. Diğer ikisine göre “daha az” sportif başarıyı yakalamış olmasının yarattığı bir mağduriyet, Beşiktaşlılığı daha yaratıcı, daha şamatacı ve “taşakçı” yapmış olamaz mı? Yoksulluk veya yoksunluk, başlı başına erdemli kılmaz kimseyi. Bana popülizm yaptırmayın. Yoksulluk veya yoksunluk, daha mazlum yapmaz, belki. Örneklerini her tribünde görüyoruz. Ama daha gamsız, gırgırcı, tatavacı yapabilir. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Hangisini isterseniz diye sorarsanız, vereceğim bazı cevaplar için çok geç. Ama tereddütsüz, önce “daha eğlenceli” olmayı isterim.&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;Ya da isterdim.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;“İsterdim” sözümde bir ukde bulacaklara, itiraz da etmek istemem. Çünkü, Çarşı’nın güzel çocuklarından sevgili kardeşim Hayati, “Ağbi senin gibi bir adam bize çok yakışır” demişti yıllar önce. “Beşiktaşlı olacağım, de, formayı Taksim Alanı’nda giyeceğin gün en az bin adam getiririm” oraya.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Bin! Fena bir sayı değil.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;" face="times new roman"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;Ama Hayati, bizim kuşak, taraftarlığı mezar teslimi almış bir kere. Yoksa “ben” demeyeyim ama senin gibi adamlar, her takıma güzel gider. Açar, her takımı.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-678333997527708?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/678333997527708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=678333997527708' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/678333997527708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/678333997527708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/halkn-takm-dergi-1-say-akif-kurtulu.html' title='Halkın Takımı Dergi 1. Sayı (Akif KURTULUŞ)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-1790640482726036460</id><published>2008-07-08T15:23:00.002+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.174+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Emanet</title><content type='html'>Birileri çıkıp da;&lt;br /&gt;bu adam, alman asıllı onu istemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğerleri;&lt;br /&gt;bunlar, nükleer santrale karşı aman haa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öbürleri de;&lt;br /&gt;sosyal mesaj istemiyoruz kardeşim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içerden;&lt;br /&gt;bizi eleştirmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dışardan;&lt;br /&gt;klüp bunları besliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gibi yaklaşımlar ile kardeşlerimizin emanetimizi taşıma güveni verememesidir yaşanılan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yapacaktık?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaç kez söyledim;&lt;br /&gt;emanet emin insana teslim edilir arkadaşlar...&lt;br /&gt;birilerinin bizim adımıza hareket ederek kirli işler çevirmesine göz yumamazdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fesih değil, birilerine "çArşı" ismini kullanma hakkını vermemedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tercih doğru. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurtakafa Yılmaz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-1790640482726036460?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/1790640482726036460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=1790640482726036460' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1790640482726036460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1790640482726036460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/emanet.html' title='Emanet'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-9181468459977597841</id><published>2008-07-08T15:23:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.175+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Fasulyeler ve patatesler...</title><content type='html'>Taraftarın kendisini takımına adamasına dair ettiği bazı laflar münevveran taifesi arasında hep alayla karşılanır. Bu adanmışlık kimlik bunalımına bağlanır, eğitim yetersizliğine bağlanır; o da yetmez iş karakterlerin yetersizliği boyutuna kadar taşınır hayasızca. Öyle ya insana dair tüm ideolojilerden münevveran sınıfı sorumlu olmuştur. Tekel onlardır ya, ağızlarını büzecek ne ipleri vardır bunların ne de çüş diyeni. Oysa bilmek, anlamak bu denli zor mudur ki insan olmak sadece tabiatın evrilmesinden sıçrayan basit bir tesadüften ibarettir. Halbuki taraf olmak bir öz tercihtir. Enjekte edilmez, melezlenmez, genetik müdahaleye asla izin vermez. Burada analiz edilmesi gereken şey taraf olanın söylemi değil bizzat naturasıdır. İşte bu naturayı da biz analiz edelim de kendi aydınlığından gözleri kamaşanlara bir nebzecik gölge olsun.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Taraftarlık bir özellik, bir tanrı vergisi değildir bizzat tercihtir dedik. Burada irdelenmesi gereken, bu tercihin bastığı hatta köklendiği zeminin kendisi olmalıdır. Tercihleri yönlendiren nelerdir? Nerelerden beslenip büyür ve nerelere değin uzanabilir? &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir taraftarın, içinde yer aldığı devasa kitlenin hamasi söylemlerinden etkilenip, adanmışlık üzerine son derece keskinleşebilmesi kuvvetle muhtemeldir ancak bu işin mihenk taşı başarı/başarısızlık ekseninde ortaya çıkan gerçek tavırdır. İşte lisanslı taraftar takkelerinin düşüp de muhtelif yoğunluktaki kellerin ortalığı aydınlattığı zamanlar bu zamanlardır. Kazananın ardında oluşan kortejin ters istikametinde yol alan bizimkiler, ardına baktıklarında ne görmektedirler? Başarı nedir? Şart mıdır? Taraftarlığın beslendiği ortam mutlak başarı mıdır yoksa başkaca dinamikleri de mevcut mudur gönüllerde?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fasulyeler güzel bitkilerdir. Sırık fasulyesi hele daha bir güzeldir. Kökleri toprakta çok derine inmez ama o kadarcığı bile onun gökyüzüne uzanıp gitmesine yeter de artar bile. Gövde kalınlaşır, küçücük kök emebildiği kadar emer topraktan ve gönderir gövdeye, yapraklara ve tomur tomur fasulye meyvasına. Birkaç metre kareye dikilen fasulye bitkisi kısa sürede ortamda yemyeşil bir cümbüş yaratmasını bilir hep. Toprağa bağı zayıftır dedik ya ışığa da bir o kadar düşkündür. Oysa; hemen yanıbaşında, aynı büyüklükte bir alana dikilen patates bitkisi o kadar gösterişli bir tavır sergileyemez. Bitkinin toprak altında kalan yumruları nişasta bakımından zengin olduğundan önemli bir besin maddesidir. Bitkinin toprak üstü kısımlarında zehirli alkoloitler bulunmasına karşılık yumruları zehirli değildir. Susuzluğu giderir. Barsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Sert bir şey yutulduğu zaman yabancı maddenin vücuda zarar vermeden çıkartılmasını sağlar. Basur memesi, yanık ve çıbanların ağrılarını geçirir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu iki bitki arasındaki temel fark ilkinin toprağa son derece zayıf köklerle bağlı olmasına karşın sürekli ışığa saldırması, ışıktan mahrum kaldığı zaman da çabucak ölmesidir. Oysa diğeri ışığa çok az ihtiyaç duyar. Işık onun için belirleyici olmamıştır hiçbir zaman. Beslendiği ana kaynağın toprağın ta kendisi olması bir yana kendi en değerli varlığını da bu beslendiği toprağa emanet etmiştir. Öyle kulağından tutup sökemezsiniz.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beyazımız bizim aydınlıktır, temizliktir ve bir deyişimize göre de hayattır. Siyahımız ise aynı deyişe göre ölüm olarak tarif edilse de bana göre topraktır siyah. Orada gözlerden uzak tüm değerli varlıklarımızı saklar, korur ve büyütürüz. Başarıya özdeş gibi görünen beyazlığa küçük bir kısmımızı salarız ama o da zehirlidir. Sakındığımız değerlerimizi ise gerektiğinde susuzluğumuzu gidermek, yutulan sert  şeyleri zarar vermeden çıkarıp atmak, barsak solucanlarını dökmek ve basur memelerini, çıbanları yok etmek için kullanabiliriz. Bu şansımızı her zaman kara toprağımız muhafaza eder. &lt;br /&gt;İşte sözün boğazını sıkacağım yer; Taraftarlık tercihtir. Tercihler değişebilir. Ama Beşiktaş taraftarı olmakla Beşiktaşlı olmak arasındaki fark fasulyeyle patates arasındaki fark kadardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-9181468459977597841?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/9181468459977597841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=9181468459977597841' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/9181468459977597841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/9181468459977597841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/fasulyeler-ve-patatesler.html' title='Fasulyeler ve patatesler...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-7534437382742570348</id><published>2008-07-08T15:22:00.002+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.176+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Tercih bizim...</title><content type='html'>Sezon bitti… En azından bizim için bitti.&lt;br /&gt;Şu anda yapılabilecek iki şey var bizim için. İlki “Cehalet mutluluktur” özdeyişine uygun davranıp önümüzde ki sene kimlerin alınıp kimlerin satılacağını, hocanın ne olacağını, yönetim gitsin mi, giderse kim gelsin, sponsor kim olacak, kim olmalı gibi soruların cevaplarını aramak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ikincisi de olan bitenin farkına varmaya çalışmak; kafa yormak, çözüm var mı yok mu onu aramak ve bulduğumuz cevaplar karşısında ümitsiz ya da mutsuz olup bakakalmak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ikinci yolu seçiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar önce kendimce tahlilini yapmaya çalıştığım iki büyük bırakma operasyonunun gelişen süreç içerisinde bir komplo teorisi olmaktan çıkıp bizzat bir komplo olduğuna inananlar artık yavaş yavaş artmakta. Geçen gün Adnan Dinçer’de BJK TV de endişelerini açıkça dillendirmeye başlamış bile. Şimdi bu komplonun sınırlarını şöyle bir keskinleştirmeye çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENDÜSTRİYELLEŞEN FUTBOLUN PAZARLAMA SORUNLARI&lt;br /&gt;Endüstrileşme sürecinde giderek biriken futbol sermayesinin yatırım alanları ihtiyacı da aynı paralelde büyüdü. Konuya bizim de dahil olduğumuz Avrupa futbolu tarafından bakarsak şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza. Endüstrinin Avrupa’da ki taşıyıcı ayakları olan İngiltere, Almanya, İspanya ve İtalya’ya sonradan Fransa’ da eklenmiş ancak bu ihtiyaç duyulan Pazar sorunlarını çözmeye yetmiyor. Refah düzeyi yüksek olan küçük Avrupa ülkeleri ki bunlar Baltık ülkeleri, Macaristan, Avusturya, İsviçre ve Hollanda’ya ek olarak Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya gibi nüfusları az olan ülkeler koskoca bir piyasa da küçük tezgahlarını açmayı başarmışlar. Endüstriye Pazar olarak katkısı az ama götürdükleri fazla olan bu tür ülkeler birikmiş büyük futbol sermayesine yeterli açılımı sağlayamadığı gibi geniş bakir alanların (örneğin Türkiye) sisteme dahil olmasını da engelliyorlar. Yani zararları büyük. Güney Amerika’da nüfusları devasa ancak ekonomileri (halkının refah düzeyi açısından) zayıf olan ülkeler kolaylıkla işletilebilir hale gelmişler ancak tutucu Avrupa’da küçük ama zengin ülkelerin pazarda hacimlerinden daha büyük paylar almaları bir türlü engellenememiş ve bu tıkanıklık büyüyen endüstriyel futbol sermayesinin önünde en büyük sorun olarak durmakta. Bu nedenle kapalı futbol ekonomilerinin açılıp sisteme dahil edilmesi ve rantabilitesi az olanların tasfiye edilerek onların yerini alması operasyonu için düğmeye basılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük nüfusu ve futbola olan müthiş ilginin bir cazibe merkezi haline getirdiği Türkiye ilk hedeftir artık. Ancak burada aşılması gereken büyük bir sorun var. Potansiyel futbol müşterisi neredeyse üçe bölünmüş durumda. Mümkün olan en az sermaye yatırımıyla mümkün olan en büyük karın elde edilebilmesi ilkesine ters olan bu durumun çözülmesi gerekiyor. Yani Türkiye futbolunun soyağacında ağacın kökünde yer alan resimdeki üçlüden birinin kesilip alınması şart. Neden şart? Çünkü yukarıda saydığımız temel ayakların dahi taşımakta zorluk çektiği böyle çok büyüklü bir futbol ekonomisi asla verimli olmaz da o yüzden şart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OPERASYONUN İLK ADIMLARI&lt;br /&gt;Öncelikle bu büyük müşteri potansiyelinin bir başarı zincirine eklenmesi ve istenen doğrultuda sürüklenmesi gerekiyordu. Bunun için en uygun seçim olarak Avrupa kültürüne daha yakın olduğu ve entegrasyonun daha kolay sağlanabileceği öngörüsüyle Galatasaray seçildi. Onu zengin ama küçük futbol ülkelerinin arasından sıyırıp ön sıraya oturtmak pek de zor olmadı. 2000 yılında gelen UEFA kupası ve üzerine az süper kupayla şöyle bir arkasından itildi Türkiye pazarı ancak marş basmadı. İdareciliklerini pazarlama stratejileri yerine züppelik üzerine kurmuş olan Galatasaray yöneticileri bu destekle fazla yol almayı beceremeyince başka yollar arandı. Geçici olarak kaderine terk edilen bu büyüğümüzün hali şimdilik bildiğimiz gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİNCİ DENEME&lt;br /&gt;Bu kez taktik değiştirilip Milli takım ele alındı. Yılların sponsorluğunda sürünen milli takıma, Fransa-Brezilya dünya kupası finalinin mağlubu (Adidas’a karşı) Nike desteği sağlanarak hem bu sermaye grubuna bir rövanş fırsatı hem de hareket edebilmesi için Türkiye futboluna ikinci bir şans verildi. 2002 yılı Dünya kupası üçüncülüğü de böyle geldi. Ancak hantallığın iyice ruhlarına işlediği, ticaret yeteneği olmayan basiretsizlerin yönetim fiyaskoları bu ikinci itmeyle de bu büyük kitlenin hareket etmesini bir türlü sağlayamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ DENEME&lt;br /&gt;Bu başarısız denemelerin sonucunda, arkadan itmeyle bu büyük kitleyi yerinden kımıldatamayacaklarını iyice anlamış oldu global futbol sermayesi. Türk futbolunun kendi iç dinamikleriyle yol almayı beceremeyeceği gerçeğinden hareketle yerinde bilimsel tarıma karar verdiler. Daha uzun ve zahmetli olabilir ama daha garantili bir yoldu bu yol. Denenmişlerin temel sorunlarının hantal yönetim zihniyetinden kaynaklandığı doğru tesbitiyle madende başka bir damar açılmasına karar verildi. Bilin bakalım kimi seçtiler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BENİM AKILLI OĞLUM&lt;br /&gt;Önlerinde kala kala sadece iki seçenek kalmıştı. Büyük taraftar desteğine sahip iki büyük kulüp. Bunlardan biri en eski kulüp olma özelliğini taşıyordu taşımasına da bir sorun vardı. Bu kulübün arkasında ki milyonlar müşteri olmayı reddetme gibi genetik bir bozukluk taşımaktaydı. Kendilerini halkın takımı olmak, garibanların son barikati görmek gibi hastalıkları bünyesinde barındırıyorlardı. Her ne kadar bu kulübü yönetmeye çalışanlar kendi global sermayelerine eklemlenmeye çalışan işbirlikçi uslu çocuklar olsa da, her ne kadar yeni yetme taraftar kitlesi başarı için sunulan kritelere çok çabuk uyum sağlamaya meyilli ve de hevesli de olsalar genetik işte! Güven olmaz ki… Yarın öbür gün, tam da hasat zamanı birileri çıkıp yokuş aşağı “gündoğdu ulan!” diye bağıra çağıra hepten uyandıklarını suratlarına beyanla yeni yetmeleri de gaza getirip ardlarına takarsa? Binbir emekle düzenledikleri güzelim plantasyonları çekirge istilasına uğramıştan beter olursa? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yanda tahtaya kalkmak için sürekli parmak kaldıran ve yalvarır gözlerle “Başarı için her şeyimi alabilirsin” diye bas bas bağıran sevimli gürbüz bir oğlancık bükmüş boynunu bekliyordu. Zaten yanında ki sıra arkadaşı şimdi üst sınıfta olması gerekirken çakmış olsa da daha önce bu sınavdan aldığı dokuzu bunun gözüne sokup sokup onu kızdırmakta, alay etmekteydi. On alıp iftihara geçmek ve arkadaşının alaylarından kurtulmak için ne istenirse yapmaya hazır bu tosuncuk tam aranılan şartlara haiz bir tosuncuktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzatmayalım işte bu tosuncuk alınan yeni cicileriyle ve “sen dışarıda ki sınavlarına çalış ev işlerini biz hallederiz” in verdiği rahatlıkla şimdilik iftihar olmasa bile bir teşekkür belgesini getirmeyi başardı. Bu arada arka sırada oturan haylaz velet ne yapıp edilip başka sınıfa alınmalı ki bu iki öğrenci kendi rekabetlerini sürdürürken rahatsız edilmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınacak. Zamanında taşradan gelip ezber bozan Lazoğlu nasıl başka okula gönderildiyse bu haylaz velet de artık aynı okula gönderilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KENDİMİZE GELELİM ARTIK&lt;br /&gt;Kendimce kurguladığım (mı acaba?) bu öyküden sonra gelelim kendi gerçeklerimize. Artık herkesin kendi Beşiktaş’ı mı var? Elbette ki yok. Bir tane Beşiktaş var. Şimdilik bizim olan ve öyle de kalması için kafa ve çene yorduğumuz Beşiktaş. Ama taraftar için aynısını söyleyebilir miyiz diye sorulursa ona üzülerek evet cevabını vereceğim.  Bir kısım yeni yetme Beşiktaş taraftarı arasında şöyle bir tartışmaya şahit oldum.  Efendim bu Cola Turka bizim ana sponsorumuz olmasına karşın “Tarafındayız Fener” ya da “Tarafındayız G.saray” gibilerinden reklamlar yapmış tv lerde. Hemen çıkalımmış bunların sponsorluğundan ve Beko’ya dönelimmiş. Diğer taraftan itirazlar şu şekilde geliyor. Beko’nun sahibi artık fenerliymiş. Oysa Vodafone çok güzel yakışırmış bizim formaya. Ama hayır. Niye? Çünkü Vodafone sadece renginde kırmızı olan takımlara reklam veriyormuş. O zaman Bwin gelsinmiş. Yav ne Bwini… Efes Pilsen reklamı en iyisiymiş. Sahibi de Beşiktaşlı hazır. Bir diğeri de “Arkadaşlar paniğe gerek yok aynı reklamı bize de yapmış Cola Turka” diye içimizi rahatlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok Unicef olsunmuş para mara istemezmiş diyenler mi ararsın, Çarşı olsun para kırarmış kulüp diyenler mi… Uzayıp gidiyor içimde ki acıyla birlikte.&lt;br /&gt;Yav kimin formasını kime pazarlıyorsunuz diye soracak oldum duyan gören tek bir kulak, tek bir göz olmadı. Olan şu. Umbronun forması kötü, yıkanınca kol lastikleri gevşiyor. En iyisi bilmem ne marka… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlar… Beşiktaş bir tane ama artık başka bir Beşiktaş taraftarı oluştu ve hızla büyümekte. Ben yönetime falan kızmıyorum. Yönetim bu büyüklerin seyreltilme operasyonuna karşı kendi felsefesi ve meşrebince mücadele verdiğini sanıyor ama beceremiyor. Neden beceremiyor biliyor musunuz? Hala biz varız da ondan. Yani üzerimize çöreklenmek isteyen global sermayeyi ürküten genetik bozuklukları taşıyan bizler. Bu nedenle bizi külliyen tasfiye etmek ıslah etmekten daha uygun onlar için. Gariban yönetim uğraşsın dursun. Bunlar gitsin ötekiler gelsin sonuç değişmez. Ürken sermayeyi kimse sakinleştiremez tarih böyle yazar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli güç odakları belli ittifaklarla bir şeyleri bir yerlere taşıyabilirler; bu mümkün. Ancak bunu becerebilmek de ayrı bir maharet, ayrı bir strateji bilgi ve yeteneği gerektirir. Süleyman Seba’nın zamanında denetleyebildiği bazı silahlar kullanmayı bilmeyenlerin elinde patlar. Kendi ayağını vurursun. O becerdi. Uzmandı ve becerdi ama sen beceremezsin. Çünkü hem düşmanın büyüdü hem de senin elindekiler sadece yedek şarjör asıl silahlar gitti artık. Bu nedenle bu yönetim ya da o yönetim; hiçbirşey değişmez, değişmeyecek de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda bizlerin nerede duracağımıza iyi karar vermemiz ve o meşhur duruşumuzu artık efsane olmaktan çıkarıp gerçekliğini kanıtlamamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SON SÖZ: NE YAPMALI?&lt;br /&gt;Burada önümüzde iki yol var. Birincisi; akıntıya bırakıp kendimizi oluruna varmak. Devam etsin aykırılarımız bağırmaya çağırmaya… Hızla değişip uyum sağlayanlar da değişmeye devam etsinler. Bırakalım işler oluruna varsın. Biz kırkayağın ayaklarına bakalım ve diğerleriyle nasıl uygun adım atmadığımızla avunalım. Ama kırkayak kendi istediği yöne doğru hızla ilerlesin. İzleyelim bakalım sahiden de iki büyük ve biz mi olacağız yoksa komplo teorisyeni gamlı baykuşlar tarihin derinliklerinde paranoyalarıyla gömülüp gidecekler mi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir yol ise;&lt;br /&gt;Futbol zaten endüstriyelleşmiş bir olgudur. Bunu kabul ediyoruz. Bizim itirazımız halkın takımıyız diyerek ortaya çıkıp da ahlakımızı yitirmemiz tehlikesidir. Bırakalım onlar istedikleri kulvarda büyük kalsınlar. Eğer aynı oyunu bu masada onlarla oynayacaksak oynayalım ama başarı kriterlerini biz belirleyelim. Onların kurallarıyla kaybederiz bu doğal. Kendi kurallarımızla ise ancak aykırı kalmayı becerebiliriz ki karşı tarafta ki galibiyet duygusunu körelten bir etkendir bu. Onunla aynı olmadığını hissettirmek, farklılığını ortaya net ve kesin koymak sermaye piyasasında ses getirmeyecektir belki ama bir de halk var… Halklar var. Dünya halkları kendi doğal ahlakını koruyan bir Beşiktaşı endüstriyel bir marka olmaya çalışıp da ezilen bir Beşiktaş’a tercih edecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ahlakımızı koruyarak endüstriyel futbol tarihine kıçı kırık bir sıra markası olarak kaydedilmek yerine halkların tarihine onun ahlak ve felsefesini endüstriyel ahlaka dayatmış en son barikat olarak yazılmak… Tercih bizim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-7534437382742570348?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/7534437382742570348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=7534437382742570348' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7534437382742570348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7534437382742570348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/tercih-bizim.html' title='Tercih bizim...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-8356775592189925997</id><published>2008-07-08T15:22:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Reddediyoruz...</title><content type='html'>FB-Kayseri maçından sonra emin olduğum birşey vardı. Ertesi gün biz ve GS, deplasmanda oynayacağımız her iki maçı da kazanacağız. Bu zorunlu hale gelmişti çünkü FB-Kayseri maçının hakemi kendisine verilen talimatı uygularken tıpkı züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibiydi. Perde arkasındakilerin önündeki perdeyi aralamayı bırakın neredeyse kilotlarını bile kıçlarından söküp alacak kadar hoyrat davranınca bu pisliği örtebilmek için tek bir çare kalmıştı; aynı hatalar diğer iki maçta da yapılacak ve seslerinin kesilmesi sağlanacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GS'nin fili ilkinden daha öküz çıktı. Rafları indirmekle kalmadı dükkanı da yıkıverdi. Ancak bu oyunu bilmeden Beşiktaş bozdu ve takke düştü kel göründü. İlk onbeş dakikada işi bitiriverince ortalıkta kıyak yapılacak bir zemin kalmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç takımın da kazanacağı bu haftada Beşiktaş'ın zaten şansının pek olmayacağı hesabına dayanarak tasarlanan bir tezgah da böylelikle tezgahlayanların kafalarına geçti. Pisliğe ortak edilmek istenilen Beşiktaş bu lağım çukrunun üzerinden atlayarak geçince endüstriyel kıçlarının iki kanadı da açıkta kalıverdi cıscıbıl: &lt;br /&gt;FB ve GS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi hayırlı uğurlu olsun iki büyük projeniz. Bu iki büyüğün aslında genel helaların fiyat tabelalarında yazan anlamda "Büyük" oldukları belli oldu. Fiyatları da karşılarında yazıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lige gelinirse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ligin iki şampiyon adayı vardır artık. Beşiktaş ve Sivas. Lig bitiminde bu ikisinden üstte olan lig şampiyonudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık şerefli ikincilikler devri kapanmıştır. Bu tarihten itibaren "Şerefli üçüncülükler" devri başlamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve biz asla endüstriyel futbol kartelinin sıçtığı büyük olmayacağız.&lt;br /&gt;REDDEDİYORUZ!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-8356775592189925997?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/8356775592189925997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=8356775592189925997' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8356775592189925997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8356775592189925997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/reddediyoruz.html' title='Reddediyoruz...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-8667027426093436518</id><published>2008-07-08T15:21:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Beşiktaş taraftarı olmak...</title><content type='html'>Taraftar konusunu biraz deşelemek istiyorum arkadaşlar. Biliyorum, biraz netameli (tekinsiz) bir konu ancak son yıllarda, özellikle Beşiktaş taraftarı olarak belli kavramlar üzerinde yoğun bir belirsizlik içerisine girdiğimizi düşünüyorum. Birer taraftar olarak tek tek ve bir merkezin etrafında birikmiş bir kitlenin parçası olarak gerek yüzümüzü döndüğümüz merkezle ve gerekse içinde yer aldığımız kitlenin bütünüyle olan ilişkilerimizin, algılarımızın, görev ve haklarımızın yeniden tanımlanması gerekiyor. Öyle ki artık ne olduğumuzu, ne olmamız gerektiğini bilmemiz, anlamamız ve ona göre davranmamız sanki şart oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Önce bilinen klasik tanım ve söylemleri hızla atlayalım. Taraftar şudur,budur; Beşiktaşlılık şöyledir, biz buyuz, onlar budur kalabalığından sıyrılalım ve öyle bir bakalım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beşiktaş’ın şöyle böyle kabaca 10 ile 15 milyon civarında bir taraftar kitlesine sahip olduğunu biliyoruz. Diğerlerinden öne çıkan birtakım nitelikleri onu diğerlerine göre biraz daha farklı kılıyor ve bununla da övünüyoruz. Nedir bunlar?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir kere söylemleri, sloganları ve söylediği tribün şarkılarıyla-marşlarıyla (Lütfen beste demeyelim şunların hepsine) en yaratıcı taraftar kitlesi olduğu yönünde neredeyse ulusal bir mutabakat (fikir birliği) mevcut. Tribünlerinde en fazla sesi çıkarmasıyla da ünlüdür Beşiktaş taraftarı. Ayrıca futbol dışı sosyal konulara da son derece duyarlı ve kısmen de olsa “Sol” bir söylem geliştirmiş, kendilerini “Halk” ve takımlarını da dolayısıyla “Halkın Takımı” olarak nitelendirmişlerdir. Kitlelerin yoğun olarak odaklandığı her ortama sızmak ve kendisine kitle tabanı yaratmak isteyen faşizmin bu yöndeki çabalarına da yüz vermemiş ve içerisinde barındırmamayı başarmıştır. Peki biz bunları nereden biliyoruz? 10-15 milyonluk bir kitle olarak periyodik taraftar toplantıları mı yapıyoruz? Tavrımızı belirleyen bu özellikleri kimler ve nerelerde belirliyor da bizler bunları kabullenip uygulamaya geçiyoruz? Bu işin pratiği nedir?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu işin pratiği 35 bin kişilik İnönü Stadyumudur. Dillere destan Beşiktaş taraftarını somut olarak görebilmenin, onları izleyebilmenin, ne dediklerini anlayabilmenin tek kaynağı İnönü Stadyumunda senede belki 20 kez toplanan 30-35 bin kişinin medyaya yansıyan ses ve görüntülerinden ibarettir. Biraz daha daraltırsak o 35 bin kişilik kitleyi yöneten İnönü Stadyumu kapalı tribünüdür. Daha da daraltırsak İnönü Stadyumu kapalı tribünlerinin ortasında yer alan ve adına “Kutu” denilen birkaç bin kişilik bir bölge ve orada toplanan o birkaç bin kişidir. O birkaç bin kişi de kendilerine “Çarşı” diyen Beşiktaş semtinin çocuklarından ibaret bir taraftar grubudur. Onlara göre Çarşı bir ruhtur. Beşiktaş’ın cesur kalbidir. Herkes Çarşı olamaz onlara göre ancak herkes Çarşıya saygı ve sempati besleyebilir, onların ardından ve onların yönlendirmeleriyle belirlenmiş slogan ve şarkılara eşlik edebilirler. Onların tesbit ettiği organizasyonları disiplin içerisinde uygulayarak görsel ve işitsel şovlar yaratabilirler. Geride kalan milyonlarca “Çarşı olmayan…Olamayan” Beşiktaş taraftarı da kendilerini taraftarlığın somut pratiği olan stadyumlarda layıkiyle temsil eden bu taraftar grubunun yönlendirdiği eylem ve söylemleri seyredip mutlu olurlar, gururlanırlar…&lt;br /&gt;Milyonların kendilerini hayatın somut pratiğinde temsil edebilmesinin pratik yolu budur zaten ki olması gereken de budur; eğer ki taraftar olarak başkaca bir niyetiniz yok ise.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Milyonları temsil etme sorumluluğuyla donanmış (Ya da bu sorumluluk üstüne yıkılmış) bu tür öncü güçleri bekleyen bazı tehlikeler vardır. Sosyal tarihte bunun örnekleri sıkça görülür. Nedir bunlar?&lt;br /&gt;Nisbeten hayatın zorlamasıyla doğan ve gelişen öncünün temel gücü çabuk karar verip hızlı hareket edebilmesi ise temel zaafı da örgütlenme ve iktidar sorunudur. Eğer ki temel zaafını halletmeden gücünü kullanmaya kalkışırsa o gücün yöneleceği hedeflerin neler olabileceği konusunda ki iradesini de kullanmakta oldukça zorlanır. Bu da ya iktidarı ilk yönelttiği hedeflere teslim etmeye ya da iç çatışmalara ve çözünmeye yol açabilir ki yok oluş sürecinin başlangıcı da budur. Bunun için ilk çare liderlik sorununun halledilmesidir. Pop yıldızı gibi oramıza buramıza astığımız Che Guevara örneğini o güzel posterinin ardına geçerek incelemeyi becerebilirsek ne demek istediğimi daha iyi anlayabiliriz. Sağlam (Bizim sağlam değil bu) bir fikir temelinde sağlam bir liderlik ile öncülerin kitleleri alıp nerelere taşıyabileceğinin örnekleri işte o posterin arkasındadır. Gidin ve bakın derim ben. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Felsefe düşünsel altyapıdır ki biz buna sahibiz. Bu çok değerli bir mücevherdir. Emin olun ki herkeste bulunmamaktadır. Yalnız, bu değerli mücevheri işlemesini becerip de gözler önünde sergileyemezsek, ardı boş, hamasi gevezelikler (çoğunlukla yapmaya başladığımız gibi) ve düşünsel sapmalar ve de gürültülü bir parçalanma süreciyle boyun eğmeye kadar varacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bütün bu lafları niye ediyorum? Şu anda bizim yaşadıklarımız işte bunlardır. Madenimizdeki ham cevheri çıkarıp şöyle bir kolumuza sürterek parlattık. Bu parlaklık ilk başlarda herkesin gözünü aldı almasına da şimdi onu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. O cevheri işleme ve sahip olma yönünde ortaya atılan fikir ve projeler saçma sapan, aptal şampiyonluk kuyruğu kavgalarıyla…&lt;br /&gt;Konuyla hiçbir ilişkisi olmayan zavallı birkaç işçinin (futbolcularımızdan söz ediyorum) yeteneklerine küfürler sıralamakla… Yetmedi birbirimizle iktidar ve “az bağırdın-çok bağırdın”  mücadeleleriyle… &lt;br /&gt;Karşı olduğumuzu haykırmayı pek de sevdiğimiz endüstriyelleşmenin ne menem bir halt olduğunu dahi anlamak zahmetine katlanmadan formalarımızın markasından lisanslı ürünlerin fiyatlarına, stadyumun tuvaletlerinden (sanki onlar pis olarak inşa edilmişler gibi) girip sandviç büfelerine kadar bir vandalizm rüzgarı yaratmakla…&lt;br /&gt;Kapalının üstünün ne kadar kapalı olduğu, desibeli artırmaya yetip yetmeyeceği ve beton yorgunluğu gibi bilimsel! argümanlarla sermayenin değirmenine su taşıma kuyrukları oluşturmakla sulandırılıp etkisizleştirilme tehlikesiyle karşı karşıyayız.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hepimizin ortak sevdası olan Beşiktaş’ımızı seveceğiz derken, onu alıp kimselerin ulaşamayacağı mertebelere yerleştireceğiz derken, bizim sevdamız bütün halkın sevdası olacak derken bir de bakmışız ki endüstriyel futbol “Eros” pusunun okları bizzat kendimize dönmüş ve sıkıp durmakta. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir de bakmışız ki artık biz sadece kendimizi sever olmuşuz. Bu sevdamızı birbirimize ispat kavgasını yerlerde sürünen Beşiktaşlılık değerlerinin üzerinde acımasızca tepinerek sürdürmekteyiz. Bu kavga sonunda elimizde kalacak olan sadece ve sadece “Bizim Beşiktaş’ ımızın” ezilmiş cenazesi ve “Onların Beşiktaşının” gürbüz bebeği olacak. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sözünü ettiğim tehlikeler bunlar. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Son söz:&lt;br /&gt;Beşiktaşlılık bir ruhtur. &lt;br /&gt;O ruhu yüceltmeye muktedir olan tek güç bu ruhu içlerinde saf ve katıksız olarak taşımayı becerenlerin örgütlenmiş gücüdür.&lt;br /&gt;Bu ruh sarhoş naralarıyla kan dökerek, onu bunu yıkarak değil sahip olduğu değerlerin neferi gibi çalışmaya bir yerleri sıkanların ruhudur.&lt;br /&gt;Yapılması gerekenler  ortadadır.&lt;br /&gt;Yapılması gerekmeyenler daha bir ortadadır.&lt;br /&gt;Beşiktaş taraftarı olabilmemiz için önce ortada bir Beşiktaşın olması gerekiyor.&lt;br /&gt;Sadece Beşiktaşın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-8667027426093436518?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/8667027426093436518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=8667027426093436518' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8667027426093436518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8667027426093436518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/beikta-taraftar-olmak.html' title='Beşiktaş taraftarı olmak...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-6622897478072005259</id><published>2008-07-08T15:20:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.178+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>İki felsefe; İki örnek figür...</title><content type='html'>Hep dediğim bir şey vardır benim. Beşiktaşlılığı, Fenerbahçeliliği ve Galatasaraylılığı salt takım tutmak sevdasının ötesinde görürüm; bunların aynı zamanda toplumumuzda yaygın üç temel felsefeyi de ifade ettiğini, meseleye bu açıdan bakmanın toplumumuzu daha iyi analiz edebilmenin bir yöntemi olabileceğini savunurum. Tabii ki bunlar birer şablondur. Tek tek her figür bu şablonlarla birebir uyum sağlayamayabilir. Bunlar zaman zaman kafamızı karıştırsalar da duruma daha genel düzeyde bakıldığında gerçeği daha net görebiliriz. Örneğin Beşiktaşlı olduğunu söylediği halde Beşiktaşlılık şablonunun -ki biz buna genel olarak “duruş” diyoruz- az ya da çok dışına taşan ve bizleri utandıranlar olduğu gibi, neden Fenerbahçeli ya da Galatasaraylı olduklarını anlamakta zorlandığımız çok tanıdığımız, eşimiz-dostumuz vardır etrafımızda. İşte bu tür taşmalar yüzünden sınır çizgilerinin flulaştığı bu temel alanları kuşbakışı baktığımızda daha net görebiliriz. Bunun için simgelere, örnek kişiliklere bakmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir televizyon kanalında bir spor programı. &lt;br /&gt;Galatasaray’ın Başkanı yeni seçilmiş ve Abdürrahim Albayrak’ın son anda nasıl ve neden devre dışı bırakıldığı konuşuluyor. Programın sunucusu, A.Albayrak’ın istenmeme nedeni olarak yönetim içerisinde ki “Beyaz Türkler” olarak nitelediği birkaç kişinin züppeliğini görüyor ve halkın A.Albayrak’ı çok sevdiğini ve de istediğini ama kendisinin halk tipi, dil bilmez, oturup kalkmaktan bihaber, kıro, maganda birisi olarak görülmesi nedeniyle Galatasaray yöneticiliğine layık görülmediğinden dem vuruyor. Albayrak’ın nitelikleri hakkında ki bu argümanlar tartışılabilir elbette ama mesele o değil. Asıl mesele “Gerçek” bir Galatasaray’lının bakış açısını tam olarak yansıtan Osman Tanburacı’nın şu tavrıdır: &lt;br /&gt;“Ne halkı kardeşim!.. Banane halktan… Burası Galatasaray… Yönetici olabilmenin belli nitelikleri, ilkeleri vardır. Halk işine bakacak…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaraylılık budur!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci örnek, tarih olarak biraz eski olsa da tavır son derece güncel.&lt;br /&gt;Burada da kahramanımız! Gerçek Fenerbahçeli bir gazeteci-yazar olan Emre Aköz.&lt;br /&gt;Bu zat-ı muhterem, geçmişte Fenerbahçe’nin Manchester United ile deplasmanda oynayacağı bir maç öncesi köşesinden Fenerbahçeli futbolculara verdiği müthiş! Tavsiye ile Fenerbahçelilik felsefesinin temel ipuçlarından birini de veriyor bizlere. Şöyle diyor maç öncesi köşesinde: &lt;br /&gt;“ Efendim, bu adamların en tehlikeli yıldızı şu anda M.Rooney. Bu genç oyuncunun kendinden oldukça yaşlı kadınlara olan düşkünlüğü İngiliz basınında bolca yer aldı geçenlerde. Kendisinin yaşlı fahişelerle yaptığı alemler dillere düştü. Bu gibi durumlar için İngilizlerin bir sözü vardır. Bu tür kişilere “Mother F…..r” derler (Kendisi bu sözü yazısında açık seçik kullanmıştır). Çok ağır ve aşağılayıcı bir küfürdür emin olabilirsiniz. Şimdi Fenerbahçeli futbolculara tavsiyem; maç esnasında Rooney’e her yaklaştıklarında –Ama hakeme asla hissettirmeden- sürekli bu sözü söylerlerse kesinlikle sinirlenip oyundan düşecek ve büyük bir ihtimalle de kırmızı kart görecektir. Bu da benden bir katkı olsun Fenerbahçemize.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçelilik de budur!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak da R.Carlos’un İspanyol gazetecilere yaptığı şu açıklamanın yorumunu da sizlere bırakıyorum; ben yoruldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'nin Ronaldinho'yu almak istediğini belirten Carlos,:&lt;br /&gt;''Büyük bir kulüp yaratmak isteyen bir başkanımız var. Çok fazla parası var. Başkan bize kötü dönem geçirdikleri zamanlar olduğunu da söyleyerek, şöyle demişti;&lt;br /&gt;‘Bak şimdi Real Madrid'in bütçesi ne kadar, 300 milyon Euro. Manchester United aynı şekilde zengin, ama Fenerbahçe'de harcamak için 180 milyon Euromuz var. Her şeyi yaptığınız için burada olduğunuzu sanıyorsanız hepiniz yanılıyorsunuz. Eğer herkesi kovmam gerekiyorsa bunu yaparım ve şu anda dünyanın en iyilerini getiririm.’&lt;br /&gt;Böyle bir başkanımız var işte."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-6622897478072005259?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/6622897478072005259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=6622897478072005259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6622897478072005259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6622897478072005259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/iki-felsefe-iki-rnek-figr.html' title='İki felsefe; İki örnek figür...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-8416246008843427496</id><published>2008-07-08T15:19:00.002+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.179+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Projemizi kim çalıyor?..</title><content type='html'>Israrla birkaç yazımda kullanmıştım; tekrar edeyim, yeri geldi. Adnan Menderes zamanında aynen şöylemişti:&lt;br /&gt;Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani anlamı şudur; Halkın yapacağı herşey tehlikelidir. İzin verilmemelidir ve gerekirse engel olunmalıdır. Ama şartlar illa ki de zorluyorsa yapılması gerekeni halka bırakmadan kendimiz yapmalıyız ki direksiyon elden gitmesin yoksa külliyen(toptan yani) göçer gideriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte halkın talepleri ile endüstriyel taleplerin çakıştığı nokta tam burası.&lt;br /&gt;Bu işi bizim yani halkın yapmasına izin verilmez. Engel olunamayacak kadar güçlü bir talepse alır kendileri yaparlar ve bize yani halka bırakmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Fenerbahçe'yi ya da Aziz Yıldırım yönetimini salt Beşiktaş'ımızın rakibi olarak görüp konuya bu şekilde yaklaşmak büyük yanlışlık olur. Burada projemizi çalan onlar değil onların öncülüğünde ki endüstriyel futbol sermayesidir.&lt;br /&gt;Çaldıkları yer de Beşiktaş değil halkın ta kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden bu projenin yönetime sunularak izin alınmasını beklemek konusunda ki karamsarlığımı belirtip yeni açılımlar beklediğimi söylemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Dizdar'lar, Nilay Yılmaz'lar, ıvır zıvırlar bu işe sahip çıkmaz boşuna beklemeyin. Onların beslendiği damarların kan pompalandığı yere bakın anlarsınız neden sus pus olduklarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolaydır Beşiktaş üzerine hamaset yapmak, göz yaşartıcı cümleler kurmak. Bunun için para alıyorlar. Aldıkça da söyleyecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiğit er meydanında belli olur demiş atalarımız. Erleri hep beraber görüyoruz ve görmeye de devam edeceğiz. Nüfus kağıdına yazdırmakla olunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş Beşiktaş'ın erlerine düşüyor artık. Hiçbir çıkar gözetmeden, salt sevdasının peşinden koşan yiğit Beşiktaş erlerine;&lt;br /&gt;Halka düşüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve Halk izin almaz yapar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-8416246008843427496?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/8416246008843427496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=8416246008843427496' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8416246008843427496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8416246008843427496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/projemizi-kim-alyor.html' title='Projemizi kim çalıyor?..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2173364332384324702</id><published>2008-07-08T15:19:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.180+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Beşiktaş'lı seyirci değil taraftardır.</title><content type='html'>Seyirci ile taraftar arasındaki ayrım Bursa maçındaki Fenerbahçe 'seyircisi' ile her maçtaki Beşiktaş taraftarı arasındaki farktır. Biri stada 'sosyalleşmeye' diğeri sevdiği ile kavuşmaya ve ona göğsünün son hançeresin-deki sevgisini haykırmaya gelir. Beşiktaşlılar diğer bütün takımların bütün taraftar grupları için ya gıpta edilen, ya kıskanılan ya da taklit edilen bir fenomendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Beşiktaşlılar yepyeni bir projeyle bir kez daha "öncü" konumlarını pekiştiriyorlar. Beşiktaş taraftar projesi 310 bin üyeyi geçti. Hedef 3 milyon üye kaydetmek. Futbol tarihinin en büyük sivil toplum hareketini hedefleyen Beşiktaşlılar aslında örnek bir örgütlenmeyi hayata geçiriyor. Bu harekete önderlik eden isimler arasında Adnan Bostancıoğlu, Feridun Düzağaç ve Zeki Demirkubuz gibi Beşiktaşlı aydınlar, Ayhan Güner, Cem Yakışkan gibi Çarşı'nın saygın isimleri ve projenin yürütücüsü Beşiktaşlılar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proje kapsamında her Beşiktaşlı taraftar kendi başkanını seçebilecek, isterse aday olabilecek. Söz, karar ve yetkiyi paylaşacak. Bu hakka sahip olmak için 3 yıl boyunca aidat ödemesi yeterli olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş Taraftar Projesi il ve ilçelerde temsilciler vasıtasıyla örgütleniyor. Her il ve ilçe için kime başvurulacağı ve nasıl üye olunacağı bjktaraftarprojesi.com adresinde ayrıntılı biçimde tanımlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu projenin yürütücüleri sağlanacak aidatlarla Beşiktaşlılar için dergi, sempozyum, kitap, dayanışma ve hatta maddi büyüklük ölçüsünde daha iddialı projeler geliştirmeyi amaçlıyor. O giderek aşınan ama muarızlarının bile kabul ettiği Beşiktaşlı Duruşu'na ilişkin yeni bir anlayış, ahlak ve fair play anlayışını hakim kılınması hedefleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalıcı ve kurumsal bir taraftar bloğu örgütlenmesi ile "son barikat'ın tahkim edilmesi söz konusu. Hiçbir Beşiktaşlının kayıtsız kalamayacağı yepyeni bir süreç başlıyor. Peki kim mi onlar? İşte sitelerinden yanıtları: "Tribünde bir doktordur, işçidir, iş adamıdır, okuma yazma bilmeyen bir sokak çocuğudur, profesördür. Omuz omuza zıplayıp "Beşiktaş'ım benim biricik sevgilim" diye gözünde yaş, gırtlağını yırtan Solcusudur, Sağcısıdır, Ateistidir, Hacısıdır, Müslüman'ıdır, Ermeni'sidir, Yahudi'sidir, Hıristiyan'ıdır. Irak işgalinden önce Savaşa karşı duran yurtseverlerin yanındaki ruhtur. Mitinglerde "BEŞİKTAŞLIYIZ, SAVAŞA KARŞIYIZ" tezahüratlarında, Tribün'de "Savaşa HAYIR", "Amerikan Şahinlerine karşı Karakartallar" pankartlarıyla tepkisini koyandır. Bir F-16 burnuna yapılmış Kartal'dır. ÇARŞI'nın "A"sını Aykırılığın ve Asiliğin "A"sıyla yazan, güce tapmayan isyankârlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siyah Beyaz Ölüm Yaşam" diyen felsefedir. Delikanlılığı da hayat felsefesi olarak benimseyenlerdir. Sevinmek için sevmeyendir, inadına inançla bağlı olandır. Nazım Hikmet'in "ASLOLAN HAYATTIR"ına tribünlerin Hacı Babasıyla "HAYATTA BEŞİKTAŞ" diye ölümsüzleştirenlerdir. "ÇARŞI, MUSTAFA KEMAL HARİÇ HERKESE, HATTA KENDİNE DE KARŞI" diyen aykırılıktır. Tribüne boydan boya "Ölüm Ne Zaman ve Nereden Gelirse Gelsin; Mezarıma Siyah Beyaz Güller Atılacaksa, Mezar Taşıma BEŞİKTAŞ Yazılacaksa, Böyle Ölüm Hoş Geldi Sefa Geldi..." yazan ölümsüz sevgidir. ÇARŞI ruhu BEŞİKTAŞ'IN uslanmaz asi ruhudur... BEŞİKTAŞ'INI taparcasına seven çılgın aşığıdır."&lt;br /&gt;25/02/08 (Rıdvan Akar-Birgün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2173364332384324702?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2173364332384324702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2173364332384324702' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2173364332384324702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2173364332384324702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/beiktal-seyirci-deil-taraftardr.html' title='Beşiktaş&apos;lı seyirci değil taraftardır.'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-6109757634558835471</id><published>2008-07-08T15:18:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.181+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>İnönüyü yıkmak...</title><content type='html'>Bu konu artık batıya giden bir geminin güvertesinde doğuya doğru koşmaya benzedi.&lt;br /&gt;Yıkıp yenisini yapmak isteyenlerle istemeyenlerin tartışmaları pratik olarak pek bir anlam taşımasa da yine de bu, biz doğuya koşanların kişisel fikirlerini bildirmelerine engel değil. Bu nedenle ben konuşmaya devam edeceğim; her ne kadar hayatın pratiği altında ezilecek olsam da hiç değilse tarihe düşülen notlardan biri olurum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Önce neye karşı olduğumu açıkça ortaya koyayım sonra da kendimce gerekçelerimi sıralarım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beşiktaş’ın yeni ve modern bir stadyuma sahip olmasını, taraftarının burada maçları rahatça izlemesini ben de isterim.  Bunun için eldeki eskinin yıkılması ve yerine son derece modern ve ihtiyaçları karşılayan, üstüne üstlük bir de gelir getiren yenisinin yapılması olanağı varsa yapılması gereken budur; meğer ki sahip olduğunuz eski stadyum bir Ali Sami Yen,  bir papazın çayırı, bir Zeytinburnu ya da Kasımpaşa stadyumu olsaydı. Ama elimizde ki eski stadyum bir Dolmabahçe klasiği, dünyanın en güzel stadyumu olarak tescili yapılmış bir İnönü stadyumu ise orada biraz durur düşünürüm ben arkadaşlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnönü stadyumuna eskiden yapılmış ama artık zamanını doldurmuş köhne bir mimari yapı muamelesi yapmak, durduğu yere sadece bu yönden bakmak salt kişisel tercihlerle açıklanamaz. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Modernizm 60’larda başlayıp 2000 lere kadar hükmünü sürdürebilmiş, tarihin derinliğiyle kıyaslandığında son derece sığ kalan bir dönemdir. Bu dönemden kurtulma çabalarına henüz bir isim konulamadığından yuvarlak olarak adına post-modernizm yani modernizm ötesi denilen farklı bir çağ yaratma sürecine girmiştir insanlık kültürü. Ancak klasisizmin ağırlığını dengeleyecek unsurları henüz üretemediğinden ve karlılığın sürekliliğini de bozmak istemediğinden konforu ön plana çıkarıp modernist  yaklaşımlarla yaratılan ucubeleri pompalamayı da sürdürmekten geri kalmamaktadır. (Uzay mimarisi, camdan köşkler, plazalar vs…)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Klasik dönemin nadide sayılmasa da benzerleri arasında tek olma özelliğini sürdüren son eserlerinden olan İnönü stadyumuna ben bu açıdan yaklaşmayı uygun görüyorum. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Buraya kadar söylediklerim Beşiktaş olarak üzerine konduğumuz bu mirasa ilişkin kaygılarımdan ibaret. Özel olarak yani salt bir Beşiktaş’lı olarak ise bir yerlerde yapılabilecek olan müthiş modern bir stadyuma, onun getireceği rahatlık ve ranta söyleyecek bir sözüm yoktur. Kişisel tercihimi soran olursa elimizde ki mirasla övünmeyi ve onun en verimli bir biçimde kullanılabilmesi için gerekli yatırımların yapılarak, eksiklerinin giderilerek, giderilemeyecek olanlarından da fedakarlık yapılarak elimizde tutulmasının ayrıcalığından mahrum olmak istemediğimi söylerim. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bunun adına tutuculuk ya da gericilik diyenler çıkabilir elbette. Bir anlamda doğru da. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Burada tuttuğum insanlık kültürünün bize miras bıraktığı son eserlerinden biridir. Geride kalmamın sebebi de, kültürel kral yolunda yürümeyi globalist sermayenin kar hırsıyla inşa ettiği otobanda rüzgara inat sürat yapmaya tercih ettiğimdendir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-6109757634558835471?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/6109757634558835471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=6109757634558835471' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6109757634558835471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6109757634558835471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/inny-ykmak.html' title='İnönüyü yıkmak...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-8119310315109612491</id><published>2008-07-08T15:17:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.181+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Büyük taraftar projesinin hedefi ve saldırılar</title><content type='html'>Büyük taraftar projesinin önümüze getirildiği ve ne olduğunu kavrayabildiğimi sandığım andan itibaren bu projenin tam bir destekçisi oldum ve olmayı da sürdürmekteyim. Yeryüzünde böyle devrim niteliğinde bir çıkışı becerebilecek taraftar kitlesinin çok az olduğuna ve ülkemiz özelinde de bu işe baş koyabilecek tek taraftar grubunun Beşiktaş taraftarı olacağına inanıyorum. Ancak;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Endüstriyelleşmenin kıskacında ki bir olgunun salt gönül, sevda ve fedakarlık silahlarıyla, birkaç kişinin sırtına yüklenerek sökülüp alınacağına dair ciddi endişeler taşıdığımı da her zaman belirttim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Küresel düzeyde son derece sağlam yapılanmaların içiçe geçerek berkitildiği, son derece güçlü örgütlenmeler ve işbirlikleriyle inşa edilen küresel bir imparatorluğun elinden lokmasını almak için romantizmden daha fazlası gerekiyor. Örgütsüz olarak çıkılan bir yolda elbette ki bugün geldiğimiz noktayı aşamayacağımız, daha ulusal medyada dahi tek kelime yer bulamadan bu tür öncü medya güçleriyle yolumuza taş konulacağı hiçbirimiz için sürpriz olmasa gerek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bunlar önemli değil; şimdilik!.. Bu tür arkadan vurma görüntüsünde olan ama aksine tam cepheden gelen kalleşlikleri bir şekilde bertaraf edebiliriz belki ama ya sonrası?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Projenin hedefi hepimizce malum. Kendi sitesinde ki banner da bile açık seçik belirtilmiş. Bu hedefleri gerçekleştirmek yolunda verilecek ciddi bir mücadelenin ciddi sonuçları karşısında olabileceklerin ipuçlarını, projenin dayandığı ana güç olan taraftarın ( taraftar derken sadece Beşiktaş taraftarından sözediyorum) gizlice arkadan kuşatılma operasyonlarından rahatlıkla görebiliyoruz artık. Nedir Bunlar?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Önce, bir kulübün geleneksel yöntemlerle sözde mücadele vererek, bir “malzeme” olarak  katıldığı büyük endüstriyel yemek kazanının içine Beşiktaş taraftarı ezber bozacak çeşniler katmaya ve giderek kendisi bizzat ezber bozan bir güç olarak yemeğe müdahale etmeye başlamıştı artık. Bu gücün varabileceği muhtemel hedefleri bizden daha önce öngören kazan sahipleri ise önlem almakta gecikmedi elbette. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk olarak “Sporda şiddet yasası” nın kendine özgü bir yorumuyla tribün liderlerini tasfiye ettiler. Bunun sonucu olarak kıymetli asma köprülerinden uygun adım yürüyen taraftarı adi adım yürüterek köprülerini sağlama almakla işe başladılar. Ardından Vedat (Benakay) kardeşin başlığında da görebileceğimiz gibi tribünlere pankartların sokulmasını yasaklama gibi bir diğer operasyonla adi adım yürümeye başlayan (maalesef) taraftarı sessiz sedasız oturtmaya çalışıyorlar. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Stadyumda konfor arayan, bu nedenle köhne! Stadyumun yıkılması için yırtınan taraftara karşı her zaman kullandığım temel argümanım olan “Amerikan beyzbol seyircisi” profilinin, taraftar mabedleri yerine konforlu ticarethanelerinde uslu seyirci haline getirilmesi için ilk tasfiye edilmesi gereken çıban başı olan Beşiktaş taraftarı böylelikle istenen kıvama ve lezzete gelebilecekti; kaynattıkları aşın tadını bozamayacaktı artık. Bunu “şimdilik kaydıyla” da başarmış görünüyorlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şimdi ise tribünlerde seyirci olmaya mahkum edilmek istenen bu taraftar kalkıyor, adamların iktidarına göz dikiyor. Yani gücünün farkına varıyor ve bu gücü kullanmaya karar veriyor. Peki nasıl yapmayı planlıyor bunu?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşte ıstırabımız da tam burada başlıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu projenin uygulanabilirliği yönünde en büyük zaafı, gerçekleştirilebilmesinin savaştığın gücün onayına bağlanmasıdır. Bir zamanlar, arkasında ki büyük parlamento çoğunluğuna  güvenerek “Bu ülkeye komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz” diye meydan okuyan  Menderes gibi böyle bir proje uygulanacaksa onu da biz uygularız  diyen (Bkz. Aziz Yıldırım taraftar projesi) bir güçten işbirliği talebidir en büyük zaaf.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Zaten bu zaafiyetin çok iyi farkında olan proje mimarlarından Özer Özçetin hocamızın projenin sitesinde yazdığı (Ama şimdi bulamadığım?) “Beşiktaş’ın aşığı kartal yürekliler” başlıklı yazısında  bu endişeleri kendisinin de paylaştığını ve “Eğer” kulüp yönetimince kabul görmezse farklı alternatifler sunduğunu görebiliriz.&lt;br /&gt;“…Burada beklenen beklediğimiz veri tabanı oluşturmak sayımızı bilmek tespit etmektir.Ondan sonraki aşamada kulübümüze ön anlatımını yaptığımız isim listesini sunup proje nasıl hayata geçeri tartışmak tartıştırmaktır.Burada ciddi olarak kulüp buna eğilir belli hesap yapıp şu kadar kişi ile şu bütçe oluşuru, anlar ve mantıklı bulursa zaten herşey resmi yürüyecektir.Yok eğer kulüp biz bu işlere girmiyoruz derse o zaman tüm temsilcilerle buluşup taraftara açık bir panel yapacağız,insan gücümüz neyi becerir neyi başarırı tartışıp işi tüzel kişilik üzerinden yürütmeye çalışacağız.Genel kabul görürse,işin para ve bütçe ayağını harekete geçirmek için bir fan kulüp kuracağız.Burada toplanacak rakamları ya kulübe aktaracağız,ya bir iki şubeyi alacağız veya transfer yapıp kulübe hediye edeceğiz veyahutta okul kuracağız… (Özer Özçetin)”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşte benim kişisel olarak desteklediğim ana fikir de bu alternatiflerden birisi olarak öne çıkıyor.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu projeyi kulübe sunmak ve kabul görmesini ummak gibi bir hayale kapılmadan, hemen kurulacak bir tüzel kişilik (Taraftar derneği ya da şirket) üzerinden yürütmek. 300 bini aştığı söylenen gönüllü sayısını 500 bin olarak hedefleyip , 20 milyon dolar nakit ve bir milyon dolarlık aidat gibi dev bir bütçeyle şubelerden birkaçının mali ve idari yükünü “tüzel kişilik” olarak üstlenmek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Eğer sadece futbol taraftarı değilsek.&lt;br /&gt;Eğer Beşiktaş armasının olduğu her yerdeyiz diyebiliyorsak.&lt;br /&gt;Bu projenin yol haritasının sadece bu olması gerektiğini savunuyorum. &lt;br /&gt;Böylelikle etrafımızı sarmaya çalışanların gitgide daralan çemberinin bu zayıf noktasından (Amatör şubeler) kırılabileceğini ve kendi çemberimizi oluşturma sürecinin bu şekilde başlayacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu süreç, yine “şimdilik” kaydıyla itin köpeğin ilgi alanı dışında kalacağından bu işe baş koyanların incitilmesinin ve en aşağılık yöntemlerle engellenip küstürülmesinin de önü alınabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-8119310315109612491?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/8119310315109612491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=8119310315109612491' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8119310315109612491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8119310315109612491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/byk-taraftar-projesinin-hedefi-ve.html' title='Büyük taraftar projesinin hedefi ve saldırılar'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-5034947505023913885</id><published>2008-07-08T15:16:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.182+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Para ligi ve iki büyük...</title><content type='html'>Fenerbahçe Spor Kulübü, dünyanın en çok kazanan futbol kulüpleri arasına girmeye aday oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Footbal Money League'' (Futbol Para Ligi) araştırmasının 2006-2007 sezonu sonuçları yayımlandı. Deloitte Spor Sektörü Grubu'nun her yıl gerçekleştirdiği çalışmanın, 2006-2007 sezonu finansal verilerine dayanarak hazırlanan araştırmasında Fenerbahçe'nin 87,2 milyon Avroluk gelirle önümüzdeki yıllarda dünyanın en çok kazanan futbol kulüpleri arasına girmeye aday olduğu belirtildi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transfer geliri gibi bazı gelirlerin kurallar gereği eklenmediği tabloda  Fenerbahçe 87,2 milyon Avro ile yer aldı. Bu tutar, Fenerbahçe'nin futbol dışı gelirlerinin ve bütçesinin tamamını içermiyor. Beş şirketinin gelirlerini de içermiyor. Hesaplamalara tüm şirketlerin toplam gelirlerinin sadece temettü şeklinde kulübün gelirleri içine yansıyan tutarlar giriyor. 87,2 milyon Avro ile listede 25. sırada olan Fenerbahçe'nin altında Benfica, West Ham United, Manchester City, Aston Villa, Everton gibi dünyanın en ünlü kulüpleri yer alıyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Daha önce yazmış olduğum bir yazıda neden sadece iki büyük bırakılmak istendiğine dair bir analizim olmuştu. Bu tür hassas bir operasyonun durumdan birinci derecede çıkar sağlayacak olan sermayenin denetiminde gerçekleştirilmeye çalışılması büyük riskler taşıyacaktır haliyle. Bu nedenle sac ayağının diğer unsurlarının da bu mekanizmaya dahil olması kaçınılmaz olacaktı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uvertur olarak Ulusoy federasyonunun tüm beceriksizliklerine karşın başlattığı sürecin artık daha ehil ellere teslim edilmesi zamanı gelmişti. İşte şimdi olgunlaşan meyva siyasetin tam kucağına düşmüş bulunmakta artık. Siyasi iradeyle içiçeliğinin iyice deşife olduğu yabancı sermaye ağalarının yerli iş ortakları ile organik bağlarını  (Şeyh Maktum ve Aziz Yıldırım ortaklığı) artık görebiliyoruz. Bu iç içeliğin yol haritası Kartal görünümlü çakalların şoför mahalline oturtulmasıyla iyice netleşmeye başladı görüldüğü gibi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Para ligine alınan güzide! kulübümüzün alınma kriterlerine bir bakalım.&lt;br /&gt;Gelirler 87.2 milyon Euro imiş. Bu gelirlere sahip olduğu beş şirketin gelirleri dahil edilmemiş ama kulübün bu şirketlere olan ortaklığından alınan temettü gelirleri dahil edilmiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Burada sıkıntı nerede? Bir kere bu beş şirketin gelir kalemleri nelerdir? &lt;br /&gt;Kulübün tüm giderlerinin yüklendiği bu şirketlerin ne geliri varmış? Hiç...&lt;br /&gt;Ama gelirlerin tümü nereye kaydediliyor? Dernek statüsünde ki spor kulübüne.&lt;br /&gt;Bu durumda gider olarak sadece transfer harcamaları olan (ki bunlar kural! gereği hesaba alınmıyor) ve diğer giderlerinin sadece bu şirketlere yüklendiği spor kulübü tüm gelir kalemlerini elinde tutarak bu müthiş karı elde ettiği gerekçesiyle pompalanmaya çalışılıyorsa bu işin ucunun aslında nerelere kadar uzandığını rahatlıkla görebiliyoruz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Adı konmamış bir operasyonla devre dışı bırakılan Trabzon'sporun maç yayınları da artık durduruldu. Bundan sonra sıra kime geldi dersiniz? Taraftarın başlattığı büyük taraftar projesinin medyada hiçbir kabul görmemesine karşın aynı projenin Aziz Yıldırım tarafından gündeme getirilmesi üzerine kopacak yaygarayı tahmin edebiliyor musunuz?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şanlı bir tarihin içinden tribünlerimize süzülen "Gündoğdu hep uyandık" marşımızın artık aynı şanlı tarihten gelen bir başka marşla birlikte harekete geçirilmesinin vakti gelmemiş midir sizce?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Uyan artık uykundan uyan, uyan esirler dünyası&lt;br /&gt;Zulme karşı hıncımız volkan, bu ölüm dirim kavgası"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-5034947505023913885?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/5034947505023913885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=5034947505023913885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5034947505023913885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5034947505023913885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/para-ligi-ve-iki-byk.html' title='Para ligi ve iki büyük...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2626543415039172174</id><published>2008-07-08T15:15:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.183+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Siyah-Beyaz çubuklu forma</title><content type='html'>Ana rahminin sıcak karanlığından gözalıcı beyazlığa avdetimizle başlayıp huzur dolu soğuk karanlığa duhulümüzle sona eren sürecin barkodudur siyah beyaz çubuklar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haykırarak fırladığımız güneşin altından sessizce çekiliriz yeraltına ki ne çok forma astık anılar dehlizine biz ve asmaya da devam ediyoruz hala…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ahiretin kasalarından geçip okutana kadar bedelimizi meleklere,güneşin altında ödenecek çok borcumuz var daha. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnsan olmak biyolojik bir tesadüf; iyi insan olmak ise iradi bir tasarımdır. Mevcut modellerden ilham aldığımız da olur, bazen de bizzat kendimiz model oluruz (ki sorumluluğu ağırdır). Tesadüfi organizmaların ortak paydaları menfaatlerin parıltısına doğru toplu bir yöneliştir ki bu seferberliğin çiğnediği güzergah ezilen değerler çöplüğü olarak uzanır gider tarihten geleceğe… Gönülleri de dümdüz etmiştir bu güruh; öylesine ki eskiye dair küçücük bir değerin dahi sığınabileceği hiçbir kıvrım kalmasın.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bizim barkodumuz fazla eleman içermez. Hepi topu iki siyah arasında tek bir beyaz çubuk. Bütün tanımlamamız o üç çubuklu formaya kazınmıştır; dünyaya o parmaklıklar ardından bakarız ve ilmek ilmek ördüğümüz beyazlığın muhafazası tesadüf değil tasarım olduğumuzun garanti belgesidir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ne güzel türküdür o ve ne güzel de anlatır ortak kaderlerin yalnızlık için ettiği o anlaşılmaz ısrarı;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Rami kışlası kapısı&lt;br /&gt;Islak yıldızlara bakar&lt;br /&gt;Sarı duvarlar ardında&lt;br /&gt;Askerler gülleri bekler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Rami kışlası kapısı&lt;br /&gt;Ardında kapalı düşler&lt;br /&gt;Işır gecenin koynunda&lt;br /&gt;Doğunca ıslak güneşler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Malatyalı Vanlı Muşlu&lt;br /&gt;Bir ranzada kurumuş üçlü&lt;br /&gt;Benim sevdam daha içli&lt;br /&gt;Diye yarışır yürekler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kimi yorgun kimi tekin&lt;br /&gt;Kimi ağlayacak dokun&lt;br /&gt;Benim günüm daha yakın&lt;br /&gt;Diye yarışır yürekler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oysa benim sevdam sadece benimle yarışabilir ve tahliye olmak yoktur bu sevdadan; bunu bilmez mi bu yürekler?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kendi yüreğimiz, kendi sevdamız… Hangisi daha büyük kim bilebilir ki?&lt;br /&gt;Kimin günü daha yakın o son siyaha, kim iddia edebilir?&lt;br /&gt;Sevda ortak, kader ortak…&lt;br /&gt;Hepimizin hayatının barkodudur siyah beyaz çubuklu forma; işimiz ise bunu hiç unutmamak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2626543415039172174?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2626543415039172174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2626543415039172174' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2626543415039172174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2626543415039172174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/siyah-beyaz-ubuklu-forma.html' title='Siyah-Beyaz çubuklu forma'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-7154771642638001434</id><published>2008-07-08T15:14:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.184+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Bizimkiler...</title><content type='html'>Keşke herşeyi endüstriyel futbol gerçeğine yükleyip de ruhumuzu ferahlatabilseydik ama öyle değil işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endüstriyel futbola karşı çıkmanın temelinde endüstriyelleşme olgusunun omurgasını oluşturan kapitalizme karşı olmak yatmıyor mu? O halde bu karşı çıkışın da temelinde anti-kapitalist bir tavrın olması gerekmez mi? Yoksa, doğası gereği karlı gördüğü her alana el atan, yatırım yaparak karını ve sermayesini büyütmeye çalışan büyük sermaye gruplarına niye kızalım ki? Onlar kendi hesaplarına göre, kendi çıkarlarına en uygun tavır içerisindeler zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada sorgulanması gereken konu; Geleneksel insani değerler adına savunduklarımıza karşı dayatılan yeni ahlak biçimine karşı durup duramadığımızdır, yoksa parasını verip onun bunun formasına, mabedine adını yazanların hayatı yorumlayış biçimleri değil. O biçimi biliyoruz zaten. Kendimizi biliyor muyuz peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün lisanslı ürünler adı altında zaten sahibi olduğumuz renkleri ve armayı çul çaput, çanak çömlek üzerine koyup % 500 ihtikarla yine bizlere kakalanmasına "Kulübüme destek oluyorum" mantığıyla sahip çıkan;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnönü yıkılsın yerine 50 000 kişilik stad yapılsın" diyerek, karşı çıkan herkesi de gerici olmakla itham eden;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yıldız futbolcu isterüz, şampiyonluk isterüz" diye kazan kaldıran;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca Avrupa, Avrupa nidalarıyla inleyip de pek değer verdikleri Avrupa'nın en önemli ikinci kupasında yenilgisiz tek takım olarak yürüyen ve adını şampiyonluk adayları arasına bilek zoruyla kazıyan basketbol takımımızı bir kaç yüz kişiyle oynamaya mahkum eden, müthiş(!) desteğini onlardan esirgeyen büyük(!) Beşiktaş taraftarı kendini biliyor mu gerçekten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunun adı endüstriyel futbol değil sadece talandır"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talan zaten endüstriyelleşme sürecinin lokomotifi değil midir? Şimdi incelmiş bir takım davranışlar Real Madrid ağayı, "Para bende" başlıklı görgüsüz talancılık kültüründen muaf mı tutacak yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menderes, zamanında çok büyük bir parlamento gücüyle iktidardayken şunu diyor; "Bu ülkeye komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok büyük sermaye güçlerine sırtlarını dayayanların "Vefa gerekiyorsa onu da biz gösteririz" ya da dayandığı çok büyük etnik kökenli taraftar gücünden ürktüğü için üç-beş kuruş para vererek formasına Unicef yazdırma gibi hayır gösterileriyle gözboyayanları aklayıp bizim azgelişmiş işbirlikçilerin acemiliklerini endüstriyel ahlakdan mazur göstermek ne kadar doğrudur acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımının kaptanını takas aşağılamasına maruz bırakanlar... Vestelden yedikleri baba kazığın ardından "Ben Beşiktaş gibi büyük bir camianın kaptanını bu yolla alıp oynatmayı zul addederim" diyerek yüz şampiyonluktan daha büyük bir payeyi ıskalayanlar... Ben artık bunların hiçbirisine kızamıyorum bile. Onlar beslendikleri bataklıkta batmamak için kendi yaşam mücadelelerini veriyorlar; tıpkı varlığını sürdürebilmek için bir hücreye yamanan ve onu yok etmek pahasına özünü emerek yok eden virüsler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ümitlerimi bağlayacağım babaları bunların daha bir endüstriyelleşip de incelmelerinde aramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ümitlerimi bağlayacağım babaları aslında hiçbir yerde de aramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümitlerimi hiçbir yere de bağlamayacağım zaten; sadece yaşadığım sürece ardında durmayı sürdüreceğim "Son barikat" olgusunun ardında saklamaya devam edeceğim; vefa duygularımla, duruşumla,geleneklerim ve diğer tüm değerlerimle birlikte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta ki endüstriyel ağaların dümensuyunda çağlayan bizimkilerin o barikatı tepemize yıkacağı ana kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-7154771642638001434?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/7154771642638001434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=7154771642638001434' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7154771642638001434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7154771642638001434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/bizimkiler.html' title='Bizimkiler...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-1146184020628334101</id><published>2008-07-08T15:13:00.002+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.185+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Çöplük ahalisi...</title><content type='html'>Canlar vardır; Yanlar ve bir de “Hadi öyleler” vardır… Bunları ayırt etmek çok kolaydır; Kitapları bile var piyasada; Açın okuyun. Tanrılar, her şeyin satıldığı bu piyasadan gani gani razı olsun.. Kamusal değerler, ticari değerler, ilahi değerler… inkar edenler kahrolsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neremizden ne olduğumuzu, nerelerden nelerimiz olacağını ve ne kadar yükselip nerede duracağını farelerden öğrenmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci dersimiz; Kemirmek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezuniyet ödeviniz bu. Doktoranızı da aynı konuda verirsiniz ve artık önünüze ne gelirse profesyonelce kemirirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekno sevgilerin kullanma talimatı ile teknik detayları, hi-fi aşk şarkılarının tüm notaları satılıktır. Bir kilo ufak boy hamsiyle de takas yapılabilir. İlgilenmeyenler beni arayabilir, ilgilenenler anneleriyle çarşıya çıksın. Fotokopiyle çoğaltılmış güzel insanların orijinalleri daha ucuz tüm kırtasiyelerde. Eşyanın tabiatı gereği…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüyor musunuz ağalar beyler; Bulutlar ne kadar çabuk renk değiştiriyorlar. Siyah ve beyazlara nasıl da musallat maviler, kırmızılar, turuncular… Seyredin ağalar bizde her akşam gurub indirimi var. Vakt-i kerahat başlar tamamen indiğinde tüm gurublar. Simültane nefes almayı boğmaya çalıştığımız şu kızıllık; Son nefesimizi de almaya çalışsa artık çare yok; Katlanacağız… Son nefesimizi de alıp derin derin ve ıslak ıslak, son kızıllığa çivilemesine saplanacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yırtılmak bize kutsal gelir; Tarafız biz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vagonlardan düşen kanı çekilmiş ölülerin bindiği yılkı atları deşe deşe koşarlar nalsız ayaklarıyla toprağı. Yarılır boydan boya taş kuleler, o kulelerden sızar yırtıklarımız. Savrula savrula yükselir semaya, kaybolurlar teker teker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılarımızı tek kalemde süreriz masaya, elimizde sadece iki kız; Ama yine de kazanırız ki lanet olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyin bakalım kasap esnafı,pazarcılar, leblebiciler… Sen de söyle ayna; Hangimiz daha güzeliz? Görmenize gerek yok bizi; Siz koşun. Yıkılmış kulelerden sizi seyrederiz.-Alkışlarız da isterseniz-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmeyi beceremiyoruz bu yüzyılın tepesinden ağalar… Korumaya almış bizi kargalar; Gözlerimiz tehlikede… Kükürt kokan tavşanlar bekliyor kapımızı ve kapımızda pis kokulu kayın ağacından. Ulaşamıyor bu yüzden size seslerimiz. Ancaaak!.. Sessiz seyirciler hep beraber sırıttığında anlayın ki seviyorlar sizi ve destekliyor demektir gönülden. Yarım ekmek akciğerlerinin haşlamalarını sallıyorlar size; Gülümseyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yenilen kaplan gördü bu arena, nice kalkanlar delindi mızrak kırıldı. Bu sessiz seyirciler hepsini sever onların; Onlar hep sırıttı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüzzamın kara vebaya uzanan uzun kuyruklu kuşları neşe içinde böğrüştüler tepemizde- Severler bizi-. Tel bağladık kuyruklarına biz de, dilek tuttuk. Dilekler onları tuttu. Tutmadı dileklerimiz yedik kuşları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçları, günahları, aykırı elmaları ve yanmayan tüm laleleri yedik.. Yendik… Yenildik…&lt;br /&gt;Kan bekliyoruz şimdi annemizden –Markası önemsiz-. Alıştık kavgaya bir kere; Bekliyoruz. Gelin bakalım, nerelerdeyseniz. Özledik sizi. Kaybedene kadar savaşacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son kez kaybedip, arenanızdan sessizce ve sırıtarak sıvışacağız&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-1146184020628334101?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/1146184020628334101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=1146184020628334101' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1146184020628334101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1146184020628334101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/plk-ahalisi.html' title='Çöplük ahalisi...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-7337808172646683432</id><published>2008-07-08T15:13:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.185+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Endüstriyel ahlak üzerine...</title><content type='html'>Uzunca bir süredir söylemlerimizde endüstriyelleşmeye verip veriştiriyoruz. Öyle ki an gelecek, bu kavramında içi iyice boşaltılarak anlamsız, dillere pelesenk bir kuru kabuğa dönüşecek, iyice kanıksanacak diye korkuyorum. Tıpkı sevgi gibi; paylaşım gibi; dostluk, barış gibi; özgürlük, demokrasi gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamsızlaşan kavramlar zamanla üzerimizde ki olumlu ya da olumsuz tüm etkisini yitiriyorlar. Kullanıldıklarında, artık temsil ettiklerini muhatabına hissettirmekten aciz kalıyorlar. Gün gelecek ve birileri soracak böyle giderse; &lt;br /&gt;“Endüstriyelleşme deyip duruyoruz da, kardeşim ne zararı varmış ki bu endüstriyelleşmenin? Tutturmuşuz gidiyoruz endüstriyelleşmeye hayır diye. Sıkıldık be arkadaş”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat ettiyseniz endüstriyel futbol deyimi yerine endüstriyelleşme kavramını kullanıyorum sürekli. Bunun nedeni, bu kavramın genel ahlakının ister futbol olsun ister beyaz eşya ticareti olsun hayatın her alanını kucaklama eğilimidir. O halde karşı çıkarken bu ahlakın farkına varmalı ve de neye karşı çıktığımızın bilincinde olmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar çene yaptıktan sonra uzun terminolojik, akademik ve felsefi analizlere girmek yerine kısa bir örnekle yetineceğim. Sanırım bu kadarı bile söz konusu ahlakın temel niteliğini ele vermeye yetecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralarda yok gerçi; pek rastlamıyorum ama yaklaşık bir ay öncesine kadar televizyonda sık sık karşılaştığım bir reklamdan söz edeceğim. Sanırım Siemens firmasının ürettiği pek afili mutfak eşyalarıyla ilgili bir reklamdı. Koca bir salonu muhtelif marifetleri olan eşyalarla donatmışlar. İşte ne bileyim, fırın asansörlüymüş de, kendi kendine ayar yapmaktaymış. Aspiratör şöyle çeker böyle üflermiş. Ocakları ise başka bir şey canım. Ocak değil sanki uzay mekiği mübarek. Vb...vb...vb...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu marifetlerini ballandıra ballandıra anlattıktan sonra finalde arka ses aynen şöyle diyor bizlere; “Siz, böyle bir mutfağa layık olabilmek için ne yapardınız?”&lt;br /&gt;Endüstriyel atılımın utangaç dönemlerinde bu tür yenilikleri “Siz tüm bunlara layıksınız, sizlerin rahatı için ürettik, herşey sizin için” benzeri sloganlarla sunarlarken artık geldiğimiz nokta tam budur. “Siz tüm bunlara layık olabilmek için ne yapardınız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ahlak anlayışı, yakındır ki bizlere “Siz bu takıma layık olabilmek için ne yapardınız?” diyecektir. Bugün globalleşen endüstrinin gürbüz oğlanı Fenerbahçe artık kendine taraftar seçmekte. Öyle her önüne geleni taraftar olarak kabul etmemekte ve pek değerli stadyumlarına taraftarı seçerek almakta. Taraftar kartı olmayan artık bilet bile alamıyor. Şimdilik o kartları istedikleri miktarda satamadıklarından sınırlı olarak uygulansa da pek yakında papazın çayırına üye olmayan giremeyecek gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darısı Aslantepenin başına elbette. Alay-ü vala ile attılar kutsal mülkiyet kalelerinin temelini. Yakında korkarım ki oraya girebilmek için de harbi ultra olmaları gerekecek aslan parçalarının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce rakip taraftar kontenjanı denilen kılçıktan kurtulmak gerekiyor tabii. Yavaş yavaş yerleştiriliyor “evimizde misafir görmek istemiyoruz” ilkesi, “Ben kimseye gitmiyorum, kimse de bana gelmesin kardeşim” anlayışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönen çarkların arasına sıkışıp duran gerçek taraftarı kıramadıkları için elemek istiyorlarsa eğer, çare “Topunuzun çarkına.......” deyip, basarak ellerimizi toprağa ağır ağır doğrulmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;250 bin fidan başlarını doğrultmuş şimdiden. Milyonlarcalık orman olmak tek çaredir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-7337808172646683432?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/7337808172646683432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=7337808172646683432' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7337808172646683432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7337808172646683432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/endstriyel-ahlak-zerine.html' title='Endüstriyel ahlak üzerine...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-918611891960976053</id><published>2008-07-08T15:11:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.186+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Futbolun filmini yapsam adı hayat olurdu. (Zeki Demirkubuz)</title><content type='html'>Zeki Demirkubuz, bu toprakların yetiştirdiği en değerli yönetmenlerden biri, kendini öyle nitelendirmese bile… C Blok'la başladığı serüvenini sırasıyla Masumiyet, Üçüncü Sayfa, İtiraf, Yazgı, Bekleme Odası ve Kader'le devam ettirdi. İnsanı, salt insan doğasını tüm veçheleriyle ortaya koymasıyla kendine ait bambaşka bir sinema dili oluşturdu. Bilenler, tanıyanlar için ise çok iyi bir Beşiktaş taraftarı. Beşiktaş'ın maçlarını kendine ait locasından değil kendini ait hissettiği Kapalı'dan seyrediyor. Beşiktaş'a, futbola ve sinemaya ait tüm merak ettiklerimize sineması gibi sahici bir dille cevap verirken ekliyor: "Bütün suçlarına, günahlarına, kabahatlerine rağmen bence futbol olgusundaki en masum kitle hâlâ taraftarlardır."&lt;br /&gt;Röportaj: Cem Zamur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son on senedir her yapacağı film merakla beklenen bir yönetmensiniz. Tanımayanlara kendinizi nasıl anlatırsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona belli bir çevre tarafından tanınan diyelim. Yoksa öyle genel olarak umursanan ya da beklenen biri olduğumu düşünmüyorum. Ama o benim için çok değerli bir şey, zaten bütün amacım da oydu. Genel bir kabul, altı dolmamış genel bir onay değil de, bir duygu bağı, bir akıl bağı olan insanlar tarafından önemsenmekti, öyle bir şey oldu. Hikâyem kısaca şu; 1964'te Isparta'da doğdum, büyüdüm. Aslında bütün hayat algılarım, çocukluğum orada geçti. Gönen diye bir kasabada köy enstitüsünden öğretmen okuluna dönüşmüş bir okulda okudum. Aslında hayatı bir sürü insani şeyle tanıdığım bir yer de orasıdır benim. O okula gitmeseydim bir şeyler daha değişik olabilirdi mesela. Ne bileyim başka bir kaderim olabilirdi, bundan eminim. O arada ailem İstanbul'a taşındı. O da bir dönüm noktasıdır, onların sayesinde ben de İstanbul'a geldim. O huzurlu ve küçük hayat burada başka bir şeyle yer değiştirdi. 1980 yılında birkaç yıllık bir tutuklanma dönemim oldu, o da benim için çok önemli bir dönemdir. İşte edebiyatla tanışmam, beni sinemaya getiren bir sürü küçük sebep de, bahane de oralarda oluştu. Onun arkasından sinemacı olmak üzere değil, ama bir takım tesadüflerle, bir takım insanlarla tanışmayla içimde varolan edebiyat tutkumu sinemaya aktarma olanağı buldum. 1994 yılına kadar 9-10 yıl asistanlık yaptım. 1994 yılında da ilk filmimi çektim. İşte o günden beri yedi tane film oldu. Kısaca böyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolu ve Beşiktaş'ı ne kadar yakından takip ediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle son beş yıldır, Beşiktaş hayatımdaki birçok şeyin önüne bile geçti diyebilirim. En az sinema kadar. Aslında sinema üzerine çok fazla düşünen biri de değilim. Sosyal bir sinemacı olmadığım için, sadece hikâyelerimi, ne anlatmak istediğimi düşlüyorum. Hayatı anlamaya çalışırken orada anladıklarım orada süzdüklerim bende sinema yapma, bir film çekme duygusu yaratıyor. Sinemayla ilişkim neredeyse bununla sınırlı kaldı. Ama Beşiktaş bir insanın hayatında derdini, çocuklarını, sevdiklerini, ülkesini düşünmesi gibi bir boyuta geldi. Bu aslında iyi Beşiktaşlıların ya da Beşiktaş'a önyargısız bakabilen "Bu Beşiktaşlılar nasıl insanlar?" ya da "Bu Beşiktaş nasıl bir kulüp?" diye biraz merak eden insanların da hissedebileceği bir şeydir. Çünkü ben Beşiktaş'ı bizim ülkemize benzetiyorum. Bir sürü şeyiyle, karakteriyle, ruhuyla, akıldışı yanlarıyla, kaderiyle filan böyle bir bağ var. Yalnız kötü ve şikâyet edilebilir bir şey değil bu. Bu hayatın diğer alanlarında memnun olmadığım, kendimi oraya ait hissetmediğim, hatta değersiz olduğunu düşündüğüm bir sürü şeyden kurtulmamı sağlıyor. Beş yıl önce, insani olarak böyle bir eşikteydim, hayat beni bir yere getirip bırakmıştı. O sırada kardeşim, şunlar bunlar, Lucescu'nun kişiliğinde bazı şeylerle yeniden ilgilenmeye, yıllar sonra maça gitmeye başladım. O beni yeniden hayata döndürdü. Hayatla yeniden başka türlü, daha hayat dolu bağlar kurmamı sağladı. O yüzden Beşiktaş'la ilgili günümüz futbolunda insanların beklentileri üzerinden bir ilişkim yok. Beşiktaş ikinci lige düşse, ben bundan herhangi bir şey kaybetmem. Zaten skorları yenmesi, yenilmesi, benim için neredeyse aynı değerde. Hatta yenilgileri ve sorunları bütün bu süreçte onunla daha büyük bağlar kurmama sebep oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmlerinizin isimleri en az filmin kendisi kadar sarsıcı ve düşündürücü. Zeki Demirkubuz futbolun filmini çekecek olsaydı ismini ne koyardı, bununla ilintili olarak bir futbol hikâyesini sinemalaştıracak olsanız bunu kimin gözünden anlatmayı tercih ederdiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol, ki benim için futbol demek Beşiktaş demektir, tek başına aslında çok da özel bir değer taşımıyor. Ancak Beşiktaş söz konusu olursa bir anlamı oluyor. Bunu bir film ismi olarak düşünürsek bu bir hayat duygusu demektir. Söyleyebileceğim, indirgeyebileceğim tek kelime "hayat"tır. Zaten hayat kelimesini gündelik kullanımda da çok severim. Hatta bazı hikâyelerimin adını hayat koymayı düşünmüşümdür. Dediğiniz gibi bir film olacak olsa hayat ismi çok üstüne düşeceğim bir isim olurdu. Bir de statta maç izlerken, tribünlere ya da sahaya baktığım zaman elbette oradaki anı, kurguyu, başarı, başarısızlık, sevinç, keder onları yaşıyorum ama bunun dışında da bazen kendime soruyorum‚ "Bu ilgi neden, nereden geliyor?" diye. Bulduğum tek şey, bana verdiği hayat duygusu. O yüzden ben zaten futbolu, hayattan ayırmıyorum. Futbolun ideolojik bir şey, endüstriyel bir olgu olması üzerinde hiç durmuyorum. Hatta böyle durumlar, eğilimler olduğu zaman bundan duyduğum rahatsızlığı açıkça belirtiyorum. Ülkemizde baştan beri bu hayat duygusuyla varolduğu için futbol, bu kadar sevilen, akıl almaz bir konumda olan, insanların en irrasyonel, akıldışı, duygusal yanlarıyla ilişki kurduğu yegane şeydir. Ama özellikle son yıllarda olup biten, kurgulanmaya çalışılan futbol mantığı, ideolojisi futbolla hayat arasındaki bu ilişkiyi koparmaya, zedelemeye başladı. Zaten bence asıl tehlike de burada. Çünkü ilgimi çeken sadece maçlar değil. Yıllardır Anadolu takımlarının maç sonu röportajlarını dinlerim, oradaki ikiüç cümleleriyle futbolcuların, teknik direktörlerin kişiliğine, onların hayatına dair bir şeyler düşünme şansı yakalarım. Onların evlerine, nasıl bir yaşam sürdürdüklerine, hayallerine kadar bir yığın şey okuyabiliyorum. Ve inanın bu yazacağım bir hikâyede ya da bir arkadaşımla hayat üzerine konuşurken, bir manavın, işçinin derdi olarak da yorumlayabiliyorum bu durumu. İyiliğe, kötülüğe, alçaklığa, namussuzluğa, dürüstlüğe, sevgiye dair de, o futbol dediğimiz birçok olgudan ben bir sürü hayat bilgisi çıkarabiliyorum. Zaten benim ilgim biraz da buradan. Hayatın diğer hiçbir alanında gördüklerim, gözlediklerim bana bu kadar net bir hayat duygusu vermiyor. O yüzden futbol adına, bizzat soyut ve ideolojik bir futbol sevgisi adına hiçbir şey yapmam, ama bu dediğim anlamda, yani öteki filmlerimden farklı, olmadık bir biçimde bir futbol filmi de yapabilirim. Buna nereden bakacağım da o hikâyenin kendi içeriğinde belli olur. Ama her yerden bakılabilir, teknik direktörün gözüyle bakılabilir, ne bileyim İstanbul'da büyük bir takımda oynayıp da sonra şanssız bir şekilde Anadolu'ya gitmiş bir futbolcunun hayal kırıklığı ve yalnızlığından bakılabilir. Bizim Yasin ve Sinan'ın Diyarbakırspor'a gittiklerini hatırlıyorum. Onlarla yapılan bir röportajı izlemiştim. İstanbul'dakinden çok başka bir hayattı. Bu bana mesela insan olmaya dair de bir sürü şey veriyor. Burada yaşamışlar oraya gönderilmişler, ama işte "Kader" kelimesindeki gibi ya da benim o filmde anlatmak istediğim gibi bir şey gördüm orada. Orayı kabul etmişler, ona boyun eğmişler çünkü yapacakları bir şey yok. Orayı sevmeye çalışıyorlar, sevmişler de. Ama hayallerini sürdürüyorlar, yeniden İstanbul'a dönme gibi. Bunu bir mimarın hayatında da, bir gazetecinin hayatında da görebiliriz. Ben daha çok bu taraflarıyla ilgili olduğum zaman futbolla bağımı sürdürebiliyorum. Öbür türlü, bize dayatılan gündemin, ideolojinin bir parçası olsam herhalde utanç duyardım. Benim anladığım futbol kesinlikle bu. Bugün kurgulanan futbol değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kör Tuğrul'u yani Tuğrul Şener'i çok sevdiğinizi yazınızdan biliyoruz. Zamanında kendinizi özdeşleştirdiğiniz futbolcular var mıydı böyle? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten benim Beşiktaş hikâyemde de biraz o vardır. Biz Isparta'da futbolcu nedir, kimdir bilmezdik. Evimizde o zamanlar televizyon yoktu. Gazetelerin özellikle de Tercüman gazetesi gelirdi, arkası spor sayfası olurdu, oralardan gördüklerimle bir futbol bilgisi oluşmuştu. Daha çocuktuk, ama pek çok Beşiktaşlı'nın takımıyla olan ilişkisinde genel olarak bir hikâye, bir inat, sıradışı bir durum vardır. Fenerliler veya Galatasaraylılar gibi önüne koyulan seçenek şeklinde olmaz o ilişki. Benimki de şöyleydi: Evimizin yanında bir şadırvan kahvesi vardı, onun bahçesinde oynardık, ilkokul öncesi ya da ilkokula başladığım yıllardı. Oynardık ama içeri girmemiz yasaktı. Öyle olunca içeriyi merak ederdim ben, içeriye bakardım sık sık. İçeride büyük bir ayna vardı, yanında da bir futbol takımının posteri asılıydı, her bakışımda siyahbeyaz renkler hemen gözümü alırdı. Siyahbeyaz rengin en büyük özelliği de odur; Dünyanın en büyük tezatlığıdır. Gözümü alırdı, bir türlü o resme şöyle doya doya bakma fırsatı bulamadım. Biriki kere girdim, boyum çok küçük olduğu, resim de yüksekte kaldığı için yine hâkim olamadım. Uzun bir zaman o resmin içindekilerin kimler olduğunu merak ettim. Futbolcuları yakından tanımak için bir olanağımız daha vardı; çikletlerden çıkan resimleri. Kimse bana "Beşiktaşlı ol" demedi, Isparta'da öyle bir gelenek de yoktur zaten. Herkes ya Fenerliydi ya Galatasaraylı. Ben, o resimden o futbolculardan, özellikle de Kör Tuğrul'dan, Kör Tuğrul'un o tipsizliğinden etkilendim. Bazı insanların içinde doğal olarak var bu demek ki: Ben hayatta da güzelleri, yakışıklıları merak etmedim hiç. Bugün filmlerimde de bu var, hep daha karanlık şeyleri merak ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böyle böyle karardım, böyle böyle Beşiktaşlı oldum" diyorsunuz yani? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, gerçekten öyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O metin gerçekten de çok güzel. O kadar kısa bir yazıda o duyguyu verebilmek çok önemli. Aynı duyguyu Radikal İki'ye yazdığınız kardeşinizle ilgili metinde de veriyorsunuz. Spor üzerine daha çok kalem oynatmak istediniz mi hiç? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok, özel olarak düşünmedim, çünkü bu benim duygum. Buradaki söyleyebileceğimiz bu bağlarda, bütün bu konuşmalarda ya da Beşiktaş'la olan hikâyemdeki tek durum aslında akıldışılık. Bunun tek bir açıklaması kalıyor geriye; bu benim duygum. Dolayısıyla ben bunu başka bir hale getirmem. Zaten en büyük reflekslerimin, en kızgın olduğum zamanların ya da duygularımın en yüksek olduğu en büyük sevinçleri yaşadığım zamanlarda bile bir refleks geldiği zaman, "Hani bir şey yazayım insanlarla paylaşayım" diye, orada biraz duruyorum. Çünkü giderek bir görev haline gelir. Hatta bazen istiyorlar, o anda benim de hoşuma gidiyor, söz veriyorum ama onu yapmaya oturduğum zaman yazamadığımı, zorlandığımı ya da sahte olmaya doğru gittiğini görüp vazgeçiyorum. Onun benim içimden gelmesi lazım. Çünkü Beşiktaşlılık benim kimliğim değil, görevim değil bu böyle bir şey. O az önce anlattığım günlerdeki masumiyetimi de hiç yitirmemeye çalışıyorum. Beşiktaş seyircisi kaba, holigan şu bu denir, tamam öyle yanları da vardır. Bunu önemsediğimi de söyleyeyim ayrıca. Burası Türkiye, yani böyle olmazsanız çöpe de gidersiniz. Şunu da görüyorum ki statta, yolda, sokakta, maça giderken, gelirken bir sürü arkadaş filmi izlemiş filan bu insanlarla konuştuğum zaman, ya da onların Beşiktaşlılık hikâyelerini dinlediğim zaman inanılmaz hikâyeleri olan insanlar. Bunu böyle çok yüceltmek adına falan da söylemiyorum. Mesela Fenerli, Galatasaraylı arkadaşlarım da var onlardan böyle hikâyeler duyduğum çok az oluyor. Onların da var elbette, ama daha çok genel bir pompalamanın, revaçta olan bir siyasi partinin taraftar kazanma biçimi gibi sanki. Ama Beşiktaşlılara bakın ya babasına, ya dayısına, ya okulundaki arkadaşlarına isyan etmiştir. Bir gün Beşiktaş çevresini, içindeki kötü durumları, yanları, sorunları iyi bilen arkadaşlarım bana bunu anlatmaya başladılar. Bugün Beşiktaş yönetiminde, ki sadece bugün de değil, benim nefret edebileceğim, sevmeyeceğim bir sürü şey olduğunu çok iyi biliyorum. Onlara şöyle dedim "Bana bunları anlatmayın. Ben kendimi tanıyorum, bunlara kayıtsız kalmam. Benim hayatta sahip olduğum yegâne iyi şey bu. Zedelenmez, ama yine de bana bunları anlatmayın." Hayatın her alanında bu kadar gerçekçi olmayı seçmiş biri olarak bunu korumaya çalışıyorum. Bugün baktığım zaman inanın Beşiktaş dışında bir sürü şey artık bana ülkede boş gelmeye başladı. Çünkü insan biraz da böyle. İnsanın yüksek bulduğu, değer verdiği, akıldışı bile olsa bir şeyler olmalı. Öbür türlü hayatı yaşarken zorlanmaya başlıyoruz. O yüzden bunu korumak adına, bunu bir yazıya dökerken Beşiktaşlı kimliğini ön plana çıkarmamaya da özellikle dikkat ediyorum. Duygusuyla istediği kadar bilinsin, bir taraftar gibi istediğim kadar algılanayım hatta holigan olarak bile algılanmaya hazırım ama "Beşiktaşlı adam" diye, hani piyasada bir sürü böyle Beşiktaşlı, ortalıkta Beşiktaş üzerinden prim yapmaya çalışan adam var ya, onlar gibi olmamak için de özen gösteriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın içinde bu kadar şiddet varken herhalde statlarda olmamasını beklemek safdillilik olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu çok net bir şey. Bu Türkiye'deki anlama çabasının, siyasetin, sosyolojinin, entelektüel sorumlulukların, medya sorumluluğunun ikiyüzlülüğüne ilişkin bir şeydir. Ben bunu statlarda terör olsun, holiganlık meşruiyet kazansın diye söylemiyorum. Aynen dediğiniz gibi sanki Türkiye'deki her şey bitmiş, her şey güllük gülistanlık, her şey adam gibi de bir tek statlardaki sorun kalmış. Zaten bunu telaffuz eden, öne çıkaran insanların da buna karşı hiçbir inanç ve vicdan taşıdıklarını düşünmüyorum. Bu ideolojik bir şey. Statlardaki terörü ya da statlardaki olmayan terörü bence Türkiye'de statlarda terör falan da yok ayrıca tribünlerdeki olayları bu şekilde öne çıkararak, insanlar başka konulardaki sorumluluklarından kaçıyorlar. Sokaktaki tecavüze uğrayan kızın, sokaktaki ölüme mahkum edilmiş tinerci çocuğun, sabaha kadar sokakta yatan insanların, üç kuruş uğruna birinin cep telefonunu alırken ölümüne sebep olan çocuğun bütün bunların sorumluluklarından kurtulduklarını zannediyorlar. Böyle bir şey yok, buna kimse inanmıyor. Şunu da biliyorum ki o holigan denilen, futbol terörünü çıkardığı söylenen çocukların hepsi bu insanlardan bu konularda çok daha akıllı ve sağduyulu. Bu yalandır yani. Bugün bu milliyetçilikten bağımsız değil, bugün bu ülkedeki başka histerik olaylardan bağımsız değil. Ama bunu bu şekilde ortaya çıkarıp her şeyi oraya, futbol olgusunun en masum yanına yüklemek büyük haksızlık. Bütün suçlarına, günahlarına, kabahatlerine rağmen bence futbol olgusundaki en masum kitle hâlâ taraftarlardır. Diyelim ki bunlar çok kötü adamlar ama en kötüsünden bedel ödedikleri, göze aldıkları bir şey var. Bilet alıyorlar, işini bırakıp, saatlerini harcayıp, stata gelip, o yağmurun altında saatlerce bağırıp, eve gidip, yenildiyse günlerce acı çekiyorlar. Hiç olmazsa böyle bir bedel ödüyorlar. Televizyonda federasyon yöneticilerini, kulüp yöneticilerini hatta futbolcuların çok ciddi bir bölümünü izliyorum, onlara da bakıyorum onların da yüzünde bir duygu, bir acı arıyorum. Hiçbir şey yok. Hayatın hiçbir alanında, hiçbir şeyin yöneticisi bile olamayacak adamlar gayet önemli kariyerlere sahipler. En günahkâr futbol seyircisinin bile bana göre böyle masum bir yanı var. Ben kaç defa Fenerbahçe deplasmanına gittim. Bütün harcadığınız paraları, kaslarınızın zerresine kadar saatlarce ayakta durmaktan yorulmayı, polisin tavrını geçtim. Gece üçte evde oluyorsunuz, kim çeker bunu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senaryoları kendiniz yazıyorsunuz ve edebiyattan beslendiğinizi kendiniz de ifade ediyorsunuz. Siz edebiyat-futbol-sinema üçgenini nasıl değerlendiriyorsunuz.?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki temel dert, hayatı, ne yaşadığımızı, kim olduğumuzu anlamaksa hayattaki pek çok şey gibi bu pekala futbol da olabilir. Şöyle basit bir şey vardır, bir ülkenin gelişmişlik seviyesi nasıl o ülkenin ekonomisine, yaşam standartlarına bakılarak anlaşılıyorsa bence ki bu bir edebiyatçının, düşünen, derdi olan bir adamın gelişkin tavrıdır o ülkenin hapishanelerine bakarak da, mahkumlarının düzeyine bakarak da anlaşılabilir. Bir ülkedeki hayatı anlamak istiyorsak, tamam istatistiki veriler bunun için bir ölçüdür ama bunların da açıklayamadığı noktalar olabilir. Ben ülkedeki hayatı anlamak için nasıl pek çok şeye ilgi duyduysam, yalnız bir adamdan ya da aşk uğruna kendini bitirmiş bir çocukla ilgilenip oradan bir tablo çıkarabiliyorsam, buradan bir duygu, gözünüzün önüne bir şey getirebiliyorsam, bunu futbola bakarak da anlayabilirim. İnanın bir maç sonrası futbolcuların ya da yöneticilerin röportajlarını dinleyerek, ben o ülkenin insanlarının kültürü, geleneği, hayat ve adalet duygusu hakkında pek çok şey çıkarabiliyorum. Mesela rakibinin uğradığı haksızlığı telaffuz eden bir futbolcu gördüğüm zaman, bu ülkeye olan inancımı, umudumu artırıcı bir şey oluyor. Ya da bir yöneticinin bunu yapması. Bir şey nasıl bir ahlakla, nasıl bir vicdanla kullanılırsa o şey öyle olur. Futbolu değil dünyanın en yüksek değerini getirin insanların elinde ya rezil, ya da dünyanın en değerli şeyi olur. Futbol neden bunların dışında olsun ki. Bu ülkedeki insanların ahlakı ne ise, bu yöneticilerin, futbolcuların vicdanı ne ise futbol da o kadardır. Eğer onlar yüksek ahlaka, vicdana sahipse futbol da o kadar yüksek olur. O yüzden futbol, edebiyat, sinema, hayat, siyaset hiç ayrılmaz. Kaldı ki tekrar söylüyorum ayrıca da teknik anlamda oynanış biçimi, kurallarının netliği, sonucun bizzat ve hemen gelmesi, keskinliği açısından da futbol, belki bu ülkedeki ve dünyadaki en yüksek olgulardan biridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz bir futbolcu olsaydınız nasıl bir kariyeriniz olsun isterdiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda çok netim. Ben öyle tipik futbolcuları çok bilmem. Futbola ilgi duymak, takım tutmak biraz da çocuksu bir şeydir. Şu yaşımda bile bazı geceler futbolla ilgili hayaller kurduğumu itiraf edebilirim. Net bir cevabım var benim; Kesinlikle Yusuf Tunaoğlu gibi. Orada kriter sadece başarı değil, benim için başka kriterler de var. İşin romantizmi, namusu, gerçeküstücülüğü ve Yusuf Tunaoğlu buna çok yakışan biri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül ayında New York'ta, New York Film Society of Lincoln Center'da sizin bir etrospektifiniz gösterime girdi. "Mayın Tarlaları: Zeki Demirkubuz'un Karanlık Öyküleri" başlığı adı altında. Futbolda da yerelden ziyade enternasyonel başarılar ses getiriyor, sinemada da böyle mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liverpool'u veya Chelsea'yi yenmenin tadı tabii ki biraz daha başka. Hani başka şeyler de hissettiriyor insana. Fener'i ya da Antep'i yendiğiniz zamandan daha farklı, bunu saklamaya gerek yok. Sinemayı sorarsanız orada benim için biraz daha farklı bir durum var. Bunu böyle çok mütevazıca bir şey olarak da algılamayın, çok mütevazı biri olduğumu da düşünmüyorum. İlk filmimi yaparken de, son filmimi yaparken de ya da sizin bahsettiğiniz başarılara sahip olduğumda da bende tek bir duygu olduğunu hep görüyorum, bu da bir tür suçluluk duygusu. Her filmimi çok kötü bir şey, çok anlaşılmaz, herkesin aşağılayacağı, kimsenin anlamayacağı bir şey duygusuyla yapıyorum. Bunun böyle olmuş olması da eskiden böyle değildi bir tür kompleks yaratıyordu bende ama artık bunun iyi bir şey olduğuna da karar verdim. Bu benim kendimi, bir kimlik sahibi, başarılı adam, uluslararası alanda tanınan, övülen bir adam gibi görmemi engelliyor. Açıkçası ilginç de geliyor ama yani hâlâ şaşırıyorum. Mesela o dediğiniz olay. Orası Amerika'nın en büyük kültür merkezlerinden. Bazı ülkeler 1-2 milyon teklif ederler sinemalarının retrospektifi yapılsın diye. Ama bu adamlar kendileri istediler, yaptılar ve çok önemli bir şey bu. Ama "Ne kadar önemliyim" diye değil, yaptıklarımın, yaptığım sinemanın onlara ilginç, saygı duyulacak bir sinema geldiği için bunu yaptıklarını düşünmeyi seçerim ben her zaman. Mesela Beşiktaş o türde başarılar kazandığı zaman bunu çocuksu bir taraftar olarak yaşayabiliyorum, "Bak Liverpool'u yendik, Chelsea'yi yendik" diye. Ama filmlerim böyle karşılık gördüğü zaman açıkçası pek öyle yaşayamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kader filminizle ilgili bir soruda Nietzsche'nin bir sözünü hatırlatıyorsunuz: "İnsanın akli bir varlık olduğu kadar, akıldışı bir varlık olduğunu da kabul etmenin zamanı geldi" diye. Orada Bekir'in aşkı Uğur'du. Bu topraklarda pek çok Bekir var, öznesi Uğur değil de futbol olan. Koşullar mı bunu yaratıyor, yoksa bizim Bekir olmaya meyyal bir durumumuz mu var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok doğru. Bu ülkede pek çok şey anlaşılmaya muhtaçsa veya anlaşılması gerekiyorsa bu da onlar kadar anlaşılması gereken bir durum. Uğur'un yerine, Uğur'u değil de Beşiktaş'ı, Galatasaray'ı, Bursaspor'u yaşamayı seçmiş bir çocuğun onunla ilişkisini hayatı anlamamız için bir araç gibi görebiliyorum. Sosyoloji, felsefe, siyaset bunlar da hayatı anlamamız için birer araç olabilir, ama bunlara diğer olguları ezecek kadar anlam da yüklemememiz gerekiyor. Buraya akıldışı dediğimiz Nietzsche'nin alıntısından geldik, bu elbette doğulu bir duygudur. Kader'de de böyle bir tavır vardır ama bunu sadece doğulu, sosyolojik bir çaresizlik olarak, bizim ülkemizde yaşanabilecek bir olgu olarak düşünmemiz başka şeyleri görmemizi engeller. Ben Liverpoollu bir taraftarın da benzer bir duyguda olabileceğini düşünüyorum. Zaten genel olarak futbolu, futbolu sevmeyi, takım tutmayı masum kılan şey de bence buradadır. Yani o alıntıdaki gerçeküstüdür. Çünkü bunu tam olarak anlamaya çalışırsak ulaşacağımız yer kesinlikle akıldışılıktır. Sosyolojik bir anlama çabasına saygı duyuyorum ama bugüne kadar duyduğum sosyolojik anlama çabalarının, yorumlarının geldiği şey şurası oluyor: Bir tür çaresizlik durumundan çıkan bir tablo. Bu insanların hayatta yapacak bir şeyleri yok, bir kızı sevecek durumda değil. Mesela bizim Beşiktaşlılar güzel anlatırlar: "Manitamız yok sevmeye, paramız yok diskoya gitmeye" diye. Bu da bir gerçektir ama bunu böyle ortaya koymak bir yanıyla doğru olsa bile bir yanıyla çok haksızcadır. Çünkü benim gibi vaat edilmiş, birçok şey teklif edilmiş birisi Beşiktaş'la böyle bir bağ kurmuşsa, burada sosyolojinin de anlayamayacağı bir şey vardır. Ben bugün Beşiktaş'a harcadığım zamanı, başka şeye tahvil etsem, mesela dizi çeksem, reklam yapsam tonlarca para kazanabilirim. Eğer bunu yapmayıp da diğerini yapıyorsam, burada sosyolojinin açıklamaya yetmeyeceği başka bir durum olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki Fener derbisinde polisle çatışan Galatasaraylılara holigan denildi, çapulcu denildi, bu adamların bir sürüsünün bayağı iş sahibi, mühendis, doktor gibi insanlar olduğu ortaya çıktı. Demek ki burada sosyolojinin de ancak insan doğasına ilgi duymasıyla açıklanabilecek başka bir şey var. Dolayısıyla Beşiktaş kapalı tribününe, basın tribününden ya da VIP'den bakarak orada bazı tezahüratları dinleyerek, ona karşıdan bakarak böyle parlak sözlerle, süslü cümlelerle bir tablo yaratmak inanın ne bunu yapana bir şey kazandırır gerçek adına, ne bu ülkedeki bir şeyleri anlamak adına bir yardımı olur, ne de o insanlarda bir vicdan uyandırır. Çünkü böyle bir şeye ancak insanın doğasını iyi bilmekle, insanı verili, nedenli sebepli bir varlık olarak açıklamak yerine onu bütün çelişkileriyle, bütün anlaşılmazlıklarıyla, bütün nedensizlikleriyle ortaya koyabilme gücü gösterdiğimiz zaman ulaşabiliriz. Dolayısıyla ben böyle bir çabaya saygı duyuyorum ama bunun böyle bir mutlak gibi değerlendirilmesi bana hiçbir şey ifade etmiyor. Nitekim bu kadar yönetici, medyacı her gün televizyondalar, madem dediklerinden bu kadar eminler, hiçbir kuşku duymuyorlar neden düzeltemiyorlar bütün bunları. Çünkü gerçekle bir dertleri olmadığı için. Bir defa ötekini anlamak gibi bir dertleri olması lazım. Eğer bugün bu saydığım insanlar İnönü Stadı'nın kapalı tribünün göbeğini bir gün anlama gücü gösterirlerse, buna güçleri yeterse, o zaman bu ülkede bugün şikayet ettikleri durum adına bir şeyler değişme aşamasına gelir. Onun dışında bu düzen böyle devam eder, herkes bildiğini okur. Futbolda böyle bir düşmanlık, bu kadar yaralanmış bir adalet duygusu olursa bu hayatı da, ülkeyi de, adalet sistemini de, ekonomik sistemini de kapsar. Ve aynı körlük orada da devam eder. Bunu emniyet güçleriyle, yasalarla belki kontrol altında tutabilirsiniz ama bir çocuğun vicdanını, kendini dışarıda hisseden insanın, bir tinercinin vicdanını hiçbir zaman kazanamazsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz bu meseleye bu kadar kafa yorarken ki hayatla meselesi olduğunu defaten belirtmişken, bu ortamı izleyerek besleniyor musunuz? Bunu malzeme olarak kullanmanızdan ve pazarlamanızdan bahsetmiyorum, durumun sizi etkilemesinden ve esinlenmenizden söz ediyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çok alçakça bir şey olurdu zaten. Elbette ki, mesela ben Ahmet Çakar'ı, Erman Toroğlu'nu izliyorum. Söyledikleri bende bir vicdan uyandırmıyor ama ben orada bir karakteri izliyorum, analizini yapıyorum. Bunlar yarın başka bir şekilde benim hikâyelerime sirayet edecek elbette. Üstelik bir önyargım da yok. Yıldırım Demirören'i izliyorum, orada en duygusal konuşmanın arkasında nasıl bir dert, nasıl bir kişilik var bunu sezmeye çalışıyorum. Az önce dedim ya ben zaten futbolu hayatın dışında tutmuyorum. Bunu işimde, sokakta yaptığım gibi yapıyorum. Nasıl futbolu diğer anlamda hayatın dışında tutmuyorsam bu anlamda da tutmuyorum. Bu elbette ki beni besliyor. Üstelik bu kadar tutku, hırs, somut ve net beklentinin olduğu hayatta başka hiçbir şey yok. Yani zaten bir gün hayat da futbola benzetilirse, bir ülkede bir şeyler daha iyi olmaya başlar. Bir gün zaten futbol sahasında, tribünlerde adalet yaratılırsa adım gibi eminim sokakta da bir adalet duygusu başlayacaktır. Bu mahkemelere, meclise sirayet edecektir, yasalar yapılırken insanlar buna da dikkat edecektir. Ama şu çok önemli, eğer bir ülkede futbol kadar basit, net, dikkatlerin bu kadar yoğunlaştığı, her şeyin sorgulandığı bir alanda bir adalet duygusu yaratamıyorsanız, o ülkede başka hiçbir alanda hiçbir şey yaratmak mümkün değil. O yüzden sahada izlediklerim benim daha sonra Yazgı filmini yazarken başka bir şekilde elbette karşılığını buluyor. Ya da Beşiktaşlı Mehdi'nin hikâyesini uzun zamandır düşünüyorum, çok çekmek istiyorum. Çeker miyim, çekemez miyim bilmiyorum. Ama bir konuşmada "Senin ne alakan var futbol filmiyle" denildiği zaman aklıma ilk şu geliyor Kader'deki Uğur'u çekip onun yerine Beşiktaş'ı koyduğum zaman o zaman Mehdi'yi bilmiyordum aynı hikâye oluyor. İkisi de akıldışıdır, nedensizdir, sadece sonuçlarını yaşamak zorunda kaldığımız durumlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Oyuncu filmin anlamını oluşturmakla sorumlu değildir" diyorsunuz. Oyuncuyu yadsımıyorsunuz ama bunu da tercih etmediğinizi söylüyorsunuz. Bu yeşil sahalarda da kullanılırmış gibi geliyor. Teknik adamların oyuncuyla ilgili tanımına benziyor bu durum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de çok benzer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilginç ve çok iyi sonuç aldığınız oyuncular var örneğin. Hiç kimse Vildan Atasever, Zeynep Tokuş veya Ufuk Bayraktar'dan böyle performanslar beklemezken akıl almaz geri dönüşler alıyorsunuz. Bu mesele insanı, insanın özünü tanımakla mı alakalı, futbolda da bu böyle mi sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şu konuşmayı, ki bugüne kadar sinemayla ilgili bir sürü röportaj yaptım şöyle sorular ya da böyle yaklaşımlar da istediğim için aslında kabul ettim belki de. Bu gerçekten mühim bir konu. İnanın o kadar beni meşgul eden bir konu ki. Bobo ya da Gökhan Zan bunları özellikle seçmeye çalışıyorum bir maçta beni hayal kırıklığına uğrattığı zaman, vaat ettiğini yerine getirmediği ya da çok az yerine getirdiği zaman düşündüğüm tek şey bu oluyor. Burada hemen aklıma yönetmenoyuncu ya da teknik direktör veya menajer futbolcu ilişkisi geliyor. Bu adamlar bu menajerler, teknik direktörler insan doğasına, insan ilişkisine, kişiliklere hiç mi ilgi duymaz? Tamam bu çocuğun yeteneği var, bundan hiçbir şüphemiz yok. Bu çocuğun işi bu, bunun için bir sürü para alıyor ama buna rağmen bir şey çok net bir biçimde eksik, zaten eksik olduğu için de onu göremiyoruz. Yöneticiler, Teknik direktörleri, menajerleri duygusal zekâsına, duygusal gücüne, anlama gücüne hiç dikkat etmeden neye bakarak seçerler. Ya da bir futbolcu transfer edilirken sadece o adamın kasetlerine, bundan önceki maçlarda oynadığı oyuna mı bakılır? Bu adamın tutkusu, nasıl bir insan olduğu, sorun çözme yeteneğine sahip olup olamadığı, arkadaşlık duygusu, dürüstlük, yalan söylememe gibi özelliklerine bakılmaz mı diye merak ediyorum. Bu anlamda o kadar çok benziyor ki. Yani biri eksikse öbürü bunu tamamlayabilir. Ama ikisi de eksik olursa olmaz. O dediğiniz tamamen şu; benim seçtiğim bir oyuncu benim filmimin derdini, benim filmimi üstlenmek zorunda değil. Zaten buna gücü de yetmez. Benim on senedir uğraştığım bir şeyi iki ayda bu adam hayatının meselesi haline getiremez. Onun orada yapabileceği tek şey bana güvenmek, ama gerçekten güvenmek. O ilişki normal insan ilişkilerinde karımızdan, arkadaşımızdan ne bekliyorsak odur ki bunların tanımları çok azdır. Dürüstlüktür, yalan söylememektir. Buna dikkat edilmemesi, işlerin kötü gitmesine, bir sürü paranın boşuna harcanmasına sebep olur ki bu da aynen öyledir. Ben film çekerken inanın bir oyuncunun yeteneğinden çok nasıl bir insan olduğuna, nasıl bir ahlaka sahip olduğuna, ne kadar anlama gücü olduğuna dikkat ediyorum. Çünkü diğeri benim zekâma, anlama gücüme göre tamir, telafi edilebilir şeyler. Ama inanın Beşiktaş'ta özellikle benim en çok kafama takılan şeylerden biridir, İbrahim Akın'ın geldiğinden beri ortadaki sorunun bir türlü çözülememesi. Bunlar yirmi yaşında çocuklar. Tüm bunlar da bana şunu düşündürtüyor bu anlamda; Bir Lucescu vardır, bir de ötekiler vardır. O yüzden Lucescu'yu şu tarafa koyarım, diğerlerini başka bir tarafa. Çünkü Lucescu bu dediğim anlamda futbolu kendinden menkul soyut bir şey olarak değil, insan olmanın, yaşadığımız hayatın bir parçası olarak, bu aradaki bağları diri tutarak yaşamış, özellikle de Beşiktaş'ta bunu öğretmeye başlamış, seyircilere bunun sirayet etmesine sebep olmuş bir adamdı. İnanın bu yönetim bu futbola inanıp, basit düşünüp futbolun soyut bir şey olmadığını kavrayabilecek zekâda ve yetenekte olsaydı, Lucescu'yu göndermeselerdi bugün Beşiktaş o çok övündüğümüz, yüzyıllık geleneğindeki Beşiktaş olmaya çok daha yakın, çok daha gurur verici, bugün Beşiktaş içerisinde varolan o kırgınlık duygusunun olmadığı, başka kötücül duyguların bu kadar öne çıkmadığı, bizim adalet duygumuzu yaralayacak hiçbir futbolcunun, olayın olmadığı başka bir takım olma özelliğinde çok daha saygın bir durumda olurdu. Ve buradaki sır kesinlikle Lucescu'nun az önce söylediğimiz gibi bir adam olmasıydı, ama olmadı. Örneğini verelim işte; Tigana geldi, tamam Beşiktaş seyircisi vefakârdır, Tigana'yı da sevdi, sahip çıktı. Tigana zenciydi ama tipik bir Fransızdı. Lucescu'nun o Ronaldo, Zago, Giunti ve İlhan Mansız'la, üçdört futbolcuyla yarattığı şeyi, çok daha büyük olanaklarla yaratamadı. Lucescu ortada zaten. Aldığı riskler, kişiliğini ortaya koyma gücü, bekleneni değil de inandığını söyleyebilme ve öyle davranabilme açısından. Zaten ben üstümüzdeki lanetin Lucescu'ya yaptığımız ihanetle ilgili olduğunu düşünüyorum. Şu anda onun vebalini ödediğimizi düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol ve sinema ilişkisinden devam edersek, Zoltan Fabri'nin "Cehennemde İki Devre"si vardı. Son dönemde belgesel niteliğinde "Zidane" gibi ya da kurgusal olup da daha çok futbol endüstrisine hizmet eden "Goal" gibi futbol filmleri çekiliyor. Size büyük maliyetler gerektiren bir futbol filmi mi, yoksa ayın karanlık yüzü gibi futbolun başka yüzlerini, kimliklerini anlatan filmler mi cazip geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben futbol filmi çekmem ama futbolu konu eden film çekerim. Diğer filmlerimde sorun ettiğim, mesele ettiğim o insanın doğasını anlama, hayatı hissetme, koklayabilme çabası sırf futbolu konu eden bir filmde de olmadıkça, futbol sevgisini hayat sevgisinden soyutlayarak bir futbol filmi çekmem. Futbolu konu eden bir film çekerim, öbür filmlerimdeki bütün temalarda, yaklaşımlarda, gerçekçilik neyse o da olur. Ben zaten sinemada böyle türlerin ayrılmasını da anlamam. Neyi konu ederse etsin insan doğasına ait bir muğlaklığı anlamaya çalışan, bana hayat duygusunu hissettiren, onu koklatabilen bir yanı olmasını ararım. Futbol filmi diye bir kategoriyi prodüktörlerin, bu işten para kazanmak isteyen insanların bir aracı olarak anlayabilirim ama bu benim gerçekten bilmediğim bir alan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgesel gibi bir düşünceniz var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var. Devamlı gidip geliyor işte, mesela Yusuf Tunaoğlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamlı Zeki Demirkubuz Beşiktaş belgeseli çekti, çekiyor, çekmek üzere diye sözler dönüyor ortada, bunların hepsi şehir efsanesi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, onların benimle bir ilgisi yok. Şu var mesela, ben ikiüç senedir maçları kapalıda seyrediyorum. Bazen maç da kötüyse bırakıp çocukları seyrediyorum. Yüzlerine bakıyorum uzun uzun. Futboldan ötede başka bir şey de var. Tabii ki futbol da var, takım sevgisi var ama o sevginin kaynağına dair benim kafamı karıştıran, kafamda sorular oluşturan bir şeyler var. Bunları anlama arzusu uyandıran bir belgesel yapma ya da işte Çarşı'nın belgeselini yapma her zaman bende varolan bir şeydir. Ama "Çarşı desibel rekoru kırmış, Çarşı şöyle bir sosyal konuya el atmış," değil ben zaten böyle bir şeyi beceremem de. Yusuf Tunaoğlu belgeseli de yapmak var kafamda. Ama ben Yusuf Tunaoğlu'nu sadece futbol kriteri olarak alsam, daha iyi bildiğim Sergen'i yaparım. Bir Anadolu takımında maçtan sonra, tüm yöneticileri öbür takıma küfrederken, haksızlığa uğradığını söylerken "Hayır bunu biz yaptık, bahane bulmak hiç dürüstçe değil" diyen futbolcunun belgeselini yaparım. Çünkü beni insan duygusu olarak yakalayan değerli bir şey var orada, anlaşılması gereken. Beşiktaş Şampiyonlar Ligi şampiyonu olsun ben bunun belgeselini yapmam ama 2.Lige düşerse onun belgeselini yapabilirim. Beşiktaş'ın küme düşme, düşmeme maçı olan o Zonguldakspor maçına 67 bin seyircinin gelmesini, ne bileyim 12 Eylül döneminde şampiyon olduğumuz yılki o sokağa çıkma yasağına rağmen Trabzonspor maçından sonraki kutlamaları. Fakat bir hayat duygusu bulamayınca bırakın belgeseli, filmi, fotoğrafını bile çekmem o şeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen akıl dolu tribün tepkileri oluyor. "Hah şimdi oluyor" dediğiniz bir tribün tepkisi ya da bir tezahürattan, zekâ dolu bir eylemden sonra, ertesi hafta aynı tribünün size negatif gelen bir tepkisiyle sizin haleti ruhiyeniz ne duruma geliyor, bununla bağlantılı olarak futbol ve endüstrileşmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet ama insan olmanın gerçeğinde bu var. Dediğiniz gibi çok akıl dolu, mütevazı, çok yüksek değerlerle bezenmiş ve sizi etkilemiş bir insanın bir gün başka bir konuda daha beklenti dolu, hırslarıyla ilgili gösterdiği çiğlik benim üzerimde nasıl bir duygu yaratıyorsa, hayal kırıklığı da, kötü bir şey de, iyi bir şey de demiyorum. Ona benzer bir duygu yaratıyor. Evet o insanlarla beraber olmak, onlarla aynı tutkuyu, derdi paylaşmak tamam ama o anda derin bir yalnızlık, "Bu insanlarla benim aramdaki mesafe de buymuş" duygusu hissediyorum. Bunun örneği de oldu, Ben yıllardır İnönü Stadı'nda hiçbir adaletsizlik duygusu görmedim. Beşiktaş seyircisinde garip bir vicdan var. Herkes korkuyla gelir oraya. Maçtan önce ortalık karıştırılır şu olacak, bu olacak diye. Tottenham'a da, Anadolu takımına da tezahürat yapılır. Bunlar tabii hep gözardı ediliyor. Ben bu yüzden mesela Çarşı'yı sevmişimdir. Hep onlardan beklenenin aksine hiçbir takıma orada kötü, adil olmayan bir davranış yapılmamıştır. Benim vicdanımda bunların hiçbirinde bir adaletsizlik yoktur. Ama geçen sene son haftalardaki Antalyaspor'la yapılan maçta, Antalyaspor inanılmaz iyi oynadı, çok direndi. Yılmaz Vural çok doğru hamleler yaptı, maçı zor aldık. Maç sonunda, tüm stat buna katılmasa da Antalya teşvik primi almakla suçlandı. O anda orada kendimi çok yalnız hissettim, bunun için çok kırgın da değilim ama Beşiktaş seyircisinin benim için öbür takımlardan farkı buydu. Öbür takımlar bir adalet aramıyorlar çünkü, sahip oldukları başarıyı haketmiş oldukları konusunda özel bir dikkatleri yok. Ben Beşiktaş seyircisinde bunun olduğunu biliyorum. Mesela "Şerefinizle oynayın, hakkınızla kazanın" pankartından sonra dikkat edin Burak o kadar gelecek vaat eden bir futbolcu olmasına rağmen o günden sonra bir daha iflah olmadı. Bir yıldır o çocuk neredeyse kayıp. Beşiktaş seyircisi bunu bile yaptı. Haksız yere attığınız bir gol oluyor hakem iptal ediyor biriki ıslık falan onun dışında aramızdaki konuşmalar aynen şudur: "Ya iyi ki iptal edildi, yoksa biz bunu nasıl kabul edecektik?" Ben böyle bir vicdanı, genel olarak söylüyorum başka takımlarda göremiyorum. Çünkü az önce anlattığım sebeplerden dolayı genel olarak endüstriyel futbol pompalaması, özel olarak da 1984 Özal sonrası ülkede kurulan yeni hayat, yeni algı, yeni ahlaki değerler, yeni varolma şekli yüzünden son 2025 yıldır da hiç eksilmeden, hiç tartışılmadan feci şekilde başarı olgusu pompalanmaya başlandı. Bize hayatımızı yaşarken ihtiyaç duyduğumuz yegâne şeyin başarı, yenmek olduğu, yegâne şeyin ben, biz olduğu bir mantığın, varoluş ahlakının devamlı pompalanması ve başarı için her şey mubahtır klişesinin en gelenekçi insanların bile yavaş yavaş boynunu eğdiren bir dayatma haline gelmesi yüzünden böyle bir şey oluştu. Ama insanlar şunu hiç tartışmıyorlar en ahlaksız adamın bile bir vicdan sahibi olduğunu, en namussuz insanın bile güvene ihtiyaç duyduğunu hayatımızdan çıkarmaya başladılar. Bunun gidişatı da hiçlik duygusudur ve futbolun daha önce bizim bir takım yaralarımızı saran, ruhumuzdaki bir şeylere iyi gelen, bizim hayatı biraz daha sevmemizi, ertesi sabah işe giderken biraz daha coşkulu gitmemizi sağlayan o yanının giderek kaybolmasıdır. Bunu hiç kasti bir duyguyla söylemiyorum, tamamen gerçek olduğu için söylüyorum. Bunun da karşılığı bugün Fenerbahçe Kulübünün yöneticisinden, seyircisine kadar içine düşürüldüğü durumdur. Çünkü bırakalım direnen öbür takımı, artık bütün maç boyunca iyi oynamış, varını yoğunu ortaya koymuş, sonuca yönelik tek bir hatasında kendi oyuncusuna bile büyük bir aşağılamayla tepki veren bir seyirci topluluğu oluşturuldu. O stada yakışan, o stadı tamamlayan bir şey haline geldi. Üzgünüm ama Fenerbahçe bilerek, organize ederek bunu yaptı. Buna bu ülkenin siyaseti de, entelektüelleri de destek verdi. Bu elbirliği ile yapıldı ama adım gibi biliyorum bu herkesi, Beşiktaş'ı da bekleyen bir tehlike. Fenerbahçe'den başladı, sırayla herkese dayatılacak bu. Ama Beşiktaş tribünleri bunu en son kabul edecek. Zaten bu "Son barikat" tanımlamalarının sebebi bu. Çünkü Beşiktaş seyircisi bunun farkında. Ama bugün tribünde olan insanlar yarın gidecekler, yarın kombine fiyatları arttığı için gelemeyecekler, yarın bir takım acayip yaptırımlar başladığı için gelemeyecekler. Oraya başkaları gelecek, başka bir Beşiktaş seyircisi yaratılacak. O işte bize dayatılan bu temaşadır, şovdur laflarıyla bugüne kadar bizim varolmamıza, ayakta durmamıza katkıda bulunan birçok yüksek değer gibi, mesela arkadaşlık gibi, yoldaşlık gibi, komşuluk gibi, hemşehrilik gibi bir sürü olgu nasıl hayatımızdan çıktıysa ve biz bunun eksikliğini hissetmiyorsak ama sonuçlarını çok sert yaşamak zorunda kalıyorsak futbol da hayatımızdan bu şekilde çıkacak ve bu hayat biraz daha kötüleşecek. Artık Beşiktaş'ta bile gencecik çocukların sponsorluk tartışmaları yaptığını görüyorum. Beşiktaş'ın kapalısında bile çocukların "Bizim ahlakımız, bizim gösterdiğimiz tepkiler hatırlanmayacak, sadece skorlar hatırlanacak, tarihe bu geçecek" dediklerini duymaya başladım. Biz "Gerekirse 2.Lig'de oynayabilmeliyiz" deme gücünü, sırf hamaset olsun diye değil, gerçekten inanarak söyleyebilirsek, işte o endüstriyel futbolun,futbolu hayatımızdan böylesi bir biçimde çekip çıkarmasını, bizi fark edemeyeceğimiz bir eksiklikle başbaşa bırakmasını ancak böyle engelleriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılarını takip ettiğiniz yazarlar var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki, en önemsediğim yazar İbrahim Altınsay. Bir kere çok sevdiğim bir insan. Onu sinema yazarıyken de çok önemserdim, hatta en iyi bulduğum sinema yazarıydı. Kendi açısından biraz daha meselenin duygusunu da katsa tam tadından yenmeyecek yazılar yazıyor. Bir de adalet duygusu… Beşiktaş yöneticiliği yapmış olmasına rağmen hiçbir kölelik duygusunu hissetmedim bugüne kadar. Adalet duygusunu ön plana çıkarabiliyor. Geri kalanlara şöyle bir genelleme yapayım; mesela Cem Dizdar'ın tribüncü yanını, tribünden de arkadaşım zaten, çok severim. Bunu hamaset yapmadan yazılarına da taşımasını çok ahlaklı buluyorum. Genel olarak şöyle bir şey var; bir eskiler var, bunlar bana bizim kötü bir şey olarak da söylemiyorum eski Yeşilçamcı sinemacıları hatırlatıyorlar. "İşte ekmek paramız" diye herkesle iyi olmaya gayretli. Ama bu sadece futbola ait olan bir şey değildir, her yerde vardır bunun karşılığı. Zaman zaman orada da iyi şeyler duyduğum oluyor ama bir süreklilik taşımıyor. Bir de genç kuşak var benim daha çok ilgimi çeken. Çok zekiler, gerçek bir futbol bilgileri var, onlarcasını sayabilirim ama onları da fazla rasyonel buluyorum. Duygu eksikliği var gibi geliyor ve bütün sahip oldukları o kadar bilginin ne işe yaradığı konusunda bana bir şey hissetiremiyorlar. Mesela Kazım Kanat'ı, Ahmet Çakar'ı insan olarak daha çok hissediyorum. Hani düşünceleri beni çok ilgilendirmemesine, uzak bulmama rağmen. Ama bu genç arkadaşları da daha duygusuz, zahiri bir görüntü gibi görüyorum. İnsan olarak bana daha az veri veriyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğe bile ikna olma sürecinden geçtikten sonra karar verdiğinizi söylüyorsunuz. Başlangıç olarak da Masumiyet'in sonrasını alıyorsunuz. Beşiktaş için de böyle bir ikna süreci yaşadınız mı kendi içinizde? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıcından beş yıl öncesine kadar değil. O daha naif, daha çocuksu bir duygu. Ama beş yıldır bu ikna sürecini fazlasıyla yaşadım. İnanın bütün bu yöneticilere rağmen orada Beşiktaş yönetiminde, kulübünde, futbolcularda bana çok acayip gelen insanlar da var. Göksel Duyum diye bir arkadaşım var "Mehdi" nin yazarı, onunla buluştuğumuz sohbet ettiğimiz bir gece 21 bir takıma yenilmiştik. Onun içinde bulunduğu haleti ruhiyeye bakarak ben kendimi anladım. Bunun sağlamasını sadece kendi üzerimden değil çevremdeki Beşiktaşlılara bakarak da yaptım. Bir de benim gibi ahlakı ön plana çıkaran bir insanın kabul edemeyeceği çok şey vardır hayatta. Bunlar olmuyor değil üstelik daha kırıcı oluyor bizde. Bir programı izlerken Beşiktaş Asbaşkanı bağlandı ve "teşvik primi"nden yana olduğunu söyledi, onu çok zor aştım mesela. Üstelik şöyle bir manipülasyona girecek biri de değilim "münferit adamlar" diye. Çünkü bunlar münferit adamlar demeye başlarsak o zaman Fenerbahçeli, Galatasaraylı, MHK'deki veya Futbol Federasyonu'ndaki bazı yöneticilerin de münferit olduğunu söylememiz lazım. Ben böyle bir ikiyüzlülüğü de yapamam. Hâlâ da yutmuş değilim bunu. Son olayları o kadar iyi biliyorum ki, çünkü Yıldırım Demirören hiçbir şekilde Beşiktaş'ı düşünmüyor, egosunu ve kişiliğini Beşiktaşın bunu ispatlayamayız elbette çünkü bunun tersini söylüyor üstünde tutuyor. Ve bu yıl da şampiyon olamazsam korkusunun paniğiyle Sinan Engin'i getiriyor. Orada ben zaten şu bakımdan bittim, Beşiktaş Başkanının ufkunun Sinan Engin'e kadar olması, Sinan Engin ki Lucescu'nun başarısını sahiplenmeye çalışmış, hadi dedikleri doğru olsun beraber çalıştığı ve artık Türkiye'de olmayan bir insanın aleyhinde acayip şeyler söylemiş, kaçan şampiyonluktan sorumlu olan bir adamı kurtarıcı olarak görmedeki psikolojiyi hissettiğim zaman tabii kendimi ikna etme sürecim bayağı bir zor oldu. Ama allahtan Beşiktaş'a olan bağım başarıya bağlı değil. Bunu her zaman söylüyorum, ben en çok Beşiktaş yenildiği zaman Beşiktaşlı olduğumu hissediyorum. Bu en başında da böyleydi hâlâ da böyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmlerinizde hep bir televizyon metaforu var. Bazen o televizyonda maç da seyrettiğiniz oluyor "Bekleme odası" nda olduğu gibi. Bu televizyon imgesinin sizin için anlamı nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce gerçeklik. Bunun anlamını falan hepsini bir yana bırakalım. Ki ben anlamı en son düşünürüm ve seyirciye bırakırım. Ben onu düşünürken yazarken hep gerçeklik olarak bakarım. Bu benim şu göstergebilimcilik tuzaklarına düşmemi engeller mesela. Bir defa televizyon gerçektir. Kutu, nesne, teknolojik güç olarak bir gerçektir. Her evde bulunur, her yerde bulunur ve insanın çevresindeki nesnelerle ilişki kurmasındaki en güçlü nesnedir. Çünkü bir odada iseniz koltuğa, duvardaki resme bakarsınız, eğer televizyon yoksa. Sonra boş bir yere bakıp düşünürsünüz. Ama televizyon varsa sizi hemen alır. Çünkü orada bir şey akmaktadır. O yüzden birincisi gerçektir, ikincisi benim çok sinematik bulduğum bir ögedir. Çünkü ben bir koltuğu çekerek fazla bir şey anlatamam ama ekranı çekerek onun içindekileri, bir Beşiktaş maçını ya da bir Türk filmini oradan göstererek sinematik olanaklar yaratabilirim. Benim için en önemli sebebi bu ikisidir. Üstü seyircinin çıkarımlarıdır. Ben bunu tasarlamam, ben bunu kurgulamam, ben bunu insanlara yöneltmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Didaktik bir anlatımınız hiç bir zaman olmadı zaten &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şekilde olmadı. Böyle düşünmezken de olmadı. Birinci, ikinci filmimde de böyle bir şeyim olmadı, sezgisel olarak. Şimdi akıl olarak da böyle bir şeyim yok. Ondan sonrasını da ben bilemem, seyirci dediğiniz de homojen bir şey değildir, ben öyle bir şeyi de hiçbir zaman kabul etmedim. Ben seyirci diye bir şeyi kabul etmiyorum zaten. Binlerce değişik karakterde, değişik algılara sahip, değişik zaafları olan, güçleri olan insanları tek bir homojen kalıba sokup, onları öyle değerlendirmek, onlara öyle bakmak, ancak onları bilet olarak görme ahlakıyla ilgili bir şey olabilir. Ben hiçbir zaman böyle bir şey yapmam. Benim için seyirci şudur: Önündeki filmi anlamayan adamdır, önündeki filmi anlayan adamdır, filme eğlence olarak bakan adamdır, filme bir anlam olarak bakan adamdır, arayışı olan adamdır, olmayan adamdır, iyi adamdır, kötü adamdır, ahlaklı adamdır, ahlaksız adamdır bir sürü şeydir yani. Zaten seçkincilik de değil ama burada yakın bulduğum insanlara ben seyirci derim, öbürleri izleyicidir. O yüzden televizyonun çok da benim açımdan öne çıkmış anlamları yok ama seyirci için böyle şeyler olabilmesini anlayabiliyorum. Çünkü bir tür ortaklıktır bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmlerinizden birinde bir futbolcuyu oynatacak olsanız, kimi tercih ederdiniz, var mı aklınızda böyle bir isim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara bir karakter yazmıştım hâlâ çekilebilir, Hasan Şaş'ı çok düşünüyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye Hasan Şaş? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz ifadesiyle. Çünkü o karakter de öyle biriydi. Duygularına kendini tutsak etmiş, gerçeği kibirinin arkasında kalmış ilginç bir karakterdi ve Hasan Şaş'a baktığım zaman onu görüyorum. Bir de Aykut Kocaman'ı mesela İtiraf filmindeki adam gibi düşünmüşümdür, düz ve ifadesiz bakışlarıyla. Hatta bir ara İtiraf filminin devamını düşünmüştüm. Adamı da İtiraf filminin devamı gibi değil de mesele olarak devamı gibi kurmuştum. Taşrada bir teknik direktör yapacaktım. Deplasmana gidiyor geliyor, kadınla olan durumu, o korkuları, kuşkuları çok bağdaştırmıştım futbolla, adamın teknik direktör oluşuyla onu ama ertelendi şimdilik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmlerinize en yakın bulduğunuz maç hangisi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni o açıdan en etkileyen şey tabii duygudur. Değişik duyguların, farklı duyguların yaşanma durumudur. Gençlerbirliği'ne 43 yenildiğimiz maçtır mesela. Oradaki İlhan Mansız'ın o hali hiç aklımdan gitmiyor. İnsan doğasını anlama çabasından bahsediyorum ya, yani İlhan Mansız'ın bile bilmediği derinlerindeki bir duygunun ortaya çıkması beni inanılmaz etkilemişti. O gün ona İmansız demiştim ama İ. Mansız'ı bilmiyordum, onu düşünerek söylememiştim. Bir gün maça giderken bir çocuğun formasında gördüm, İmansız yazmış acayip hoşuma gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde Beşiktaş ya da dışından beğendiğiniz futbolcular var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen Beşiktaş'ta 5 tane sayabilirim. İlginç bir şekilde bunun kimse böyle olduğunu düşünmüyor ama sezgilerim Higuain'in Beşiktaş'a, hem ruh hem de yetenek olarak en yakışan futbolcu olacağını söylüyor. Benim o çocuğa geldiği günden beri garip bir inancım var, inanç da değil bu sadece sezgisel bir şey. Delgado'nun takım yapılırken, sistem oluşturulurken biraz daha kriter haline getirilerek düşünüldüğü takdirde hem çok iyi Beşiktaşlı hem de olduğundan daha yararlı olacağını düşünüyorum. Ama beni şu andaki Türkiye'de hem duygusal olarak, hem oynadığı futbol olarak en etkileyen futbolcu Tello. Hatta o çocuğa bakınca bazen gözlerim doluyor. Serdar Özkan'ı kesinlikle çok beğeniyorum ama Tello'yla, Higuain'in verdiği duyguları vermiyor bana. Cisse'ye garip bir sempatim var. İlk geldiği zaman bizim bir arkadaş "Bu bizim boyacı" demişti, hakikaten de öyle. Biz zaten böyle bir dile, ruha sahibiz. Dikkat ediyorsan yerli futbolcuları söylemiyorum, garip bir biçimde yerli futbolcular bana daha profesyonelmiş gibi geliyor. İbrahim Üzülmez benim hep sevdiğim biridir. Giderek son zamanlarda daha tedirgin ve panik olduğunu görüyorum, çok üzülüyorum ama benim için çok şey ifade eder, benim için emeği simgeler. Futbolcular kişiliklerini ne yazık ki oynadıkları kulüplerin duygusuna, ahlaki kriterlerine göre oluşturuyorlar, bu beni çok üzüyor. Devamlı başka biri olmaya zorlanıyorlar. Ben rakip duygusuna teslim olacak biri değilim ama bir futbolcunun Fenerli olma hali diye bir fotoğraf var artık. Mesela Galatasaray benim için daha vukuatlı bir alandır. Hakan Şükür ve ekürisinin, Ümit Karan'ın belirlediği davranış ahlakı. Skoru bana söylemesinler, Galatasaray'ın maçını izlerken Ümit Karan'ın rakip futbolcuyla bir mücadele sırasındaki tavrından Galatasaray'ın mağlup mu, galip mi olduğunu anlayabiliyorum. Eğer Ümit Karan, Hakan Şükür, Sabri kendisine çok sert bir faul bile yapılsa hemen o ağabey, babacan tavrını gördüğüm zaman "Ha Galatasaray galip ve işler yolunda" diye düşünüyorum. Ama en ufak bir şeye bir tahammülsüzlük, adil olmayan bir hırçınlık hali gördüğüm zaman iş değişiyor. Galipken değil, mağlupken de aynı tavrı gösterebilirlerse bende bir inandırıcılık uyandırıyorlar. Galatasaray futbolcuları benim için böyle bir topluluk. Tabii ki Ergün farklı, hoş Galatasaray'da da değil artık. Lincoln'ü çok beğeniyorum ama Feldkamp'ı daha çok beğeniyorum. Şu an benim belki en beğendiğim teknik direktör diyebilirim. Fenerbahçe futbolcularına baktığımda ise hep şunu görüyorum; bir resim vardır esnafların dükkanında, peşin satan ve veresiye satan. O peşin satan duygusunu veriyorlar bana, hoşuma gitmiyor o halleri. Bunun sağlamasını da şöyle yapıyorum. Bazıları Fenerbahçe'den gönderildikleri zaman Anadolu kulüplerinde oynuyorlar, orada veresiye satan gibi davranmaya başlıyorlar. Ama mesela bu tuzağa Beşiktaşlı futbolcular düşmüyor. Eskiyi zaten değerlendiremeyiz ama son yıllarda Beşiktaşlı futbolcuların bu anlattığım fotoğrafa benzer görüntüleri yok. En beğenmediğim adamın da, en doğru bulduğum adamın da böyle şeyler yaptığını bana kimse söyleyemez. Biz kaç defa İnönü'de yenildik, ben Saracoğlu'ndaki, Ali Sami Yen'deki manzaraların hiçbirini görmedim. Çünkü Beşiktaşlı futbolcu şunu biliyor, öyle bir çiğlik yaptığı zaman, seyirci bir şekilde onu affetmeyecek zaten bence Beşiktaş'ın da farkı bu. Başka takımlardan da beni etkileyen adamlar oluyor. Gerçekçi olma, adalet duygusunu ondan beklenenin üzerinde tutma çabasını gördüğüm zaman, onu bu ülkede ki her şeyin üzerinde tutmaya çalışıyorum zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmanızın bir yerinde Beşiktaş'ın üstündeki bir lanetten bahsediyorsunuz. Böyle bir lanetin varlığına inanıyor musunuz ve neden böyle bir şey olduğunu düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, lanet. Ama tabii uzaktan gelmiş bir lanet değil, bizim sebep olduğumuz bir lanet. Bunun iki tane sebebi var çok net. Bir tanesi Lucescu'ya yaptığımız ihanet, bir tanesi de Pascal Nouma'ya yaptığımız ihanet. Nouma, Fener maçında o hareketi yapınca bu bir anda Türkiye'nin meselesi oldu. Devlet büyükleri bile bu meseleye karışmıştı. Aslında Federasyon ahlaklı davrandı, hukuki davranıp 6 ay cezasını verdi. Burada önemli olan Federasyonun, Disiplin Kurulu'nun verdiği karardı. Çünkü hukuk böyle işler. Ben bir suç işlemiş olabilirim, yani o zaman her şeyi bırakalım ahlaki değerlere göre insanları cezalandıralım. Yok Fenerbahçe Kulübü, yok devlet büyükleri istedi, yok halkın bilmem neyi ne oldu falan gibi mazeretlerle Serdar Bilgili ve yöneticileri, ne olduğunu bile anlamadan çocuğu gönderdi. İçinde hiçbir kötü niyet olduğuna inanmıyorum. O öyle bir insan değil çünkü. Her maçta böyle şeyler olabiliyor ki bunun örneğini de vereceğim. O çocuğu bir tür ahlakçılık yaparak gönderdiler. Ahlaklı olmak başka bir şeydir, ahlakçı olmak başka bir şeydir. Ahlakçılık dünyanın en adi şeylerinden biridir. Bence lanet buradan başladı. Orada yapılacak şey şuydu; "Tamam bunlar tartışılır, olur biter. Pascal Nouma bizim futbolcumuzdur, üstüne üstlük herhangi bir futbolcu değildir. Bu yaptığını biz de doğru bulmuyoruz" Bu adam altı ay oynamayacaktı cezalı olduğu için. O ceza bitecekti ondan sonra göndermek istiyorsa kendileri gönderecekti. Meselenin başlangıcı budur. Gökdeniz'in olayı, Pascal'ın olayından daha mı az ahlaklı ya da bu ülkenin vicdanını bozucu bir durum? Deivid'in Süper Kupa maçında yaptığı hareket? Nerede peki devlet büyükleri, nerede Fenerbahçe yöneticileri, nerede Beşiktaş yöneticileri, nerede Serdar Bilgili? Fenerbahçelileri anlıyorum, kızmıyorum da onlara, buna karar vermişler, kendilerini böyle ifade ediyorlar. O gün Beşiktaş yönetiminde olanlar nerede, "Biz Pascal'ı niye gönderdik o zaman?" demediler. Ötekiler bizim rakibimiz, bizim kötü olmamızı istemelerinden doğal hiçbir şey yok. Eğer sen Beşiktaş'ın yöneticisiysen, orada bir güce sahipsen ve o gücü kullanmayı, o gücün adaletini, o gücün vicdanını başkasının eline terk edersen, her şeye layıksın. İkinci lanet de Lucescu. Lucescu ne yaptı ya? Lucescu, hiçbir şey sormadan olağanüstü bir durumda Beşiktaş'a geldi, çok net bir biçimde yönetime ne istediklerini sordu, şampiyonluk istediklerini söylediklerinde, şampiyon olacak şekilde davrandı. Ve ikiüç tane futbolcu dışında bir sürü yeteneksiz, bir sürü ortalama adamla bu takımı şampiyon yaptı. Ertesi sene mesela Beşiktaş bunun hesabını vermek zorunda o yıl ne olduğunu, o yılın arkasındaki hakikati ortaya çıkarmadıkça, bence bu lanet her zaman devam edecek. Bir Pascal konusunda özür dilemedikçe, bir de o yıl o şampiyonluğun adım adım nasıl gittiğini, Cem Papila olayını, oradaki başka olayları sorgulamadıkça, bu lanet hiçbir zaman da gitmeyecek. Lucescu gönderildi, gönderilirken Yıldırım Demirören'in konuşmasını çok net olarak hatırlıyorum. Bir mantık da yoktu orada "Biz Lucescu'yu seviyoruz ama bizim başka hedeflerimiz var." Sen neyi gerçekleştirdin de, ne hedefin var? Del Bosque'yi getirince Şampiyonlar Ligi şampiyonu mu olacaksın. Şuradaki adaletsizliği ben hâlâ sindiremiyorum. Lucescu çok az para aldı, parayı hiçbir zaman sorun etmedi ve giderken alacağını statın yapımına bağışlayarak gitti. Onun yerine tercih ettikleri, onu onun için kırdıkları adam bugün onları mahkemede süründürüyor. Gururlarını her şeylerini kırmış durumda. Peki o zaman ben Beşiktaşlı yöneticilere soruyorum ve dolaylı olarak Beşiktaş seyircisine özellikle Çarşı'ya da soruyorum: Beşiktaş'da ya da bu ülkede iyi bir insan olmakla, namuslu bir insan olmakla, dürüst bir insan olmakla, gururlu bir insan olmakla bunların tam tersi olmanın arasındaki fark nedir? Lucescu enayi mi peki böyle olmakla? Beşiktaş kendisini ahlakla ifade eden, yüksek değerlerle ifade eden, bugünle değil geçmişle ifade eden, başarılarla değil şerefli ikinciliklerle ifade eden bir topluluk. Siz bunu yaparsanız o zaman Fenerbahçe'yi, Galatasaray'ı, başkalarını hangi yüzle eleştirebileceksiniz. Hangi yüzle onlara hesap verebileceksiniz ? Beşiktaş'ın şu anda onur duyulacak en önemli ögesi olan taraftarların bile Lucescu ve Pascal olayını yutmasını ben hâlâ kabul edebilmiş değilim. Ve utanmadan sanki futbolda utanç yok, futbol o kadar rasyonel bir oyun, başarıya dönük bir oyunmuş gibi düşünüp sanki futbolda utanmak olamaz, itiraf olamaz, futbolda insani duygular olamazmış gibi, bir de Lucescu'da orada bizi bekliyormuş gibi teklif etmeler, "Biz onu getiririz" demeler. Lucescu'nun yerinde olsam Fener'e giderim ve Beşiktaş'a gelmem. Beşiktaş ancak bunun bedelini öderse, bunun itirafını yaparsa hem Pascal konusunda hem Lucescu konusunda, bunun utancını yaşarsa ancak o zaman yeniden başka yüksek değerlere sahip olmanın hakkını taşıyabilir. Çünkü bu gerçekten futbolu da, seçimi de aşacak bir şey. O zaman bırakalım futbolu, neden iyi bir insan olayım sorusunun cevabını veremem. Aksine herkesin kötülüğü övmesini, kötü olmasını, ikiyüzlü olmasını haklı bulmak durumunda kalırım. Madem futbol hayatsa, madem futbol futboldan öte bir şey ise özellikle de Beşiktaş pek çok ahlaki anlamda, insani değer anlamında son barikat ise bunun hesabını vermeliler. Geçmişte kaldı, eskiden oldu şu bu değil. Eğer hâlâ Baba Hakkı'nın, Şeref Bey'in yaptıklarını söylüyorlarsa bunun utancını da taşımak zorundalar. Bunu yapmadıkça bu böyle gidecek. Beşiktaş'a insanlar saygı duymamaya başladılar, iş böyle bir hale geldi. Türkiye 1984'den sonra ne yaşıyorsa ahlaki olarak, biz de Beşiktaş olarak bunları yaşamaya başladık. Dönüm noktası da bu iki olay oldu. Ben Sinan Engin'e filan kızmıyorum hiç. Bu ülkede herkes iş arıyor, kendini göstermeye çalışıyor, kimlik edinmeye çalışıyor. Sinan Engin tabii ki böyle bir teklif geldiyse bunu kabul edecek. Bunu Fenerbahçeli bir adama da teklif edin yine Beşiktaş menajerliğini kabul eder. Olmuyor mu? İşte geçen sene Fenerbahçe'de oynayan Rüştü ile Mehmet Yozgatlı bugün bizde, Tümer orada oynuyor. Bu demektir ki son tahlilde kişisel dertler bunlar, çıkar meselesi. Ama 15 yıldır tek şampiyonluk yaşatan, bizim en onur duyduğumuz, en çok gurur duyduğumuz bir dönemi kısa bir süre de olsa yaşatan bir adama ettiği haksızlıklar, ettiği ki o yokken sözler yüzünden bile ben Sinan Engin'i bu kulübün kapısından sokmazdım. Şu anda da Yıldırım Demirören hükümeti bunun bedelini ödüyor. Bu PAF takımı sözleri falan bunların hepsi çaresizlik. Biraz daha dirayetli, soğukkanlı, neden orada olduğunu iyi sorgulamış bir adam bunların hiçbirine başvurmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolun geleceğini nasıl görüyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla hayatın gidişatı bence futbolun gidişatından çok bağımsız değil. O konularda böyle çok ideolojik kötümserliklerim de iyimserliklerim de yok. Ben insanın doğasını her şeyin üzerinde tutmaya çalışan biriyim. Bu doğa da her şeyi yaşayacak kapasitede yaratılmış. Dolayısıyla dünya zaten böyleydi, yani bugün başlamadı bu gidişat. Yüzyıl öncesi bir önceki yüzyıla göre yine cehennem, kıyamet zamanıydı. Bu insanın gücüyle ilgili bir durum. Özel bir takım dertlerim yok. Hayat neyse futbol da odur, futbol neyse hayat da odur. Ama kendime dair şunu söyleyebilirim, böyle demekle bunu kabul ettiğim anlamına gelmiyor. Pek çok şeyden ben de memnun değilim. Bu hayatın böyle olmasında beni de yaralayan bir sürü şey var. Ama şu da var ki ben sonuçta güçlü bir insanım, çabalayan bir insanım başkalarının tercihlerini yaşıyorum sonuçta. Onlar bu tercihlerinin sonuçlarına katlanabiliyorsa, ben haydi haydi katlanırım. Bir tek ben burada herhangi bir suçumun, benim vicdanımı rahatsız edecek bir şeyin olmamasına dikkat etmeye çalışıyorum. Yoksa o kadar da fark etmez, alayına gider…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-918611891960976053?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/918611891960976053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=918611891960976053' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/918611891960976053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/918611891960976053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/futbolun-filmini-yapsam-ad-hayat-olurdu.html' title='Futbolun filmini yapsam adı hayat olurdu. (Zeki Demirkubuz)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2100838660114626098</id><published>2008-07-08T15:10:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:00:48.187+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Hangi büyüklük?... Seçim bizim.</title><content type='html'>Ticarileşmiş profesyonel spor modelinde tüccarın sermayesini optimize ederek kullanması kadar doğal bir tavır olamaz; Hele de bu tüccar azgelişmişlik çukurunda elinde ki kısıtlı sermayesiyle debelenmekte iken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu modelin ağababası Amerikan modelidir. Amatörlüğün ahlaki kırıntılarının ayaklarına dolanmasından rahatsızlığını daha sesli dillendirmeye başlayan Avrupa ve globalleşmenin tekerleğine sıkışmaya çalışan bizimki gibi azgelişmiş sermayenin bu konuda sert önlemlere başvurması kaçınılmaz görünüyor. Elbette ki tercihler belirlenirken birincil ölçüt en geniş kitlesel tabanlardır ancak şişede ki cin sadece iki dilekte bulunmanıza izin veriyorsa eldeki malzemeyi bu sabit koşula göre kullanmak zorunluluk haline geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UEFA kupası, sarp arazilerde ki kıymetli madenlerin keşfi ve sarayın süslü bahçesinde teşhiri amaçlı bir organizasyon konumundadır. Zamanında bizim bakımsız tarlamızdan zorla çıkartılan bir UEFA şampiyonluğu istenilen yararı getirmemiştir. Tıpkı bir aralık pompalanan Steau Bükreş balonu gibi o da çabucak sönüp gitmiştir. Avrupa’da oyunların sonuçları, özellikle önde gelen spor olan futbolda, kulüplerin zenginliğinden giderek daha fazla etkilenmektedir. Oyuncu tahsisi sistemi olmadığından zengin kulüpler yetenekli sporcuların kaymak tabakasını kendilerine çekerek rekabet güçlerini arttırabiliyorlar. Bunun sonucu olarak zenginliklerini de daha fazla arttırmak şansına sahip oluyorlar. Zengin kulüpler büyük izleyici kütlesine ve Avrupa kupalarına katılmak ve bunları kazanmak şansına daha fazla sahipler. Ayrıca bu kupaları daha fazla kendilerine özgü kılabilmek için G-14 gibi projeleri de destekliyorlar. Bunun sonucu olarak Avrupa futbolu zenginlerin birinci kümesi ve yoksulların ikinci kümesi gibi bir ayırıma gitmek durumunda kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli sorun, TV yayıncılığının, kapsamı genişletebilmek için oyunlara daha fazla müdahale eder hale gelmesi. Spor oyunlarının mı yayımlandığı yoksa yayımlanmak için mi spor oyunları yapıldığını ayırmak olanaksızlaşıyor. İlginç bir öneri Avrupa futbolunu tek aralı iki yarım süre yerine üç aralı dört çeyrek süre ile oynamak önerisi. Bu öneri henüz kabul edilmemekle birlikte, gündemde nelerin olabileceğinin açık göstergesi. Dünya kupalarında büyük pazarları etkileyen saat farkları ile başa çıkabilmek için maçların öğle vakti cehennem sıcağında oynanması da gidişatın bir başka göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık tarım daha bilimsel yöntemlerle yapılıyor Avrupa’da. Global sermaye koparıp almak yerine yerinde beslemenin daha verimli bir yatırım olacağını anladı. Elleriyle besleyip büyüttükleri gürbüz oğlanları Fenerbahçe takdirnameleri getirmeye başladı bile. Bir diğeri de serum bağlanmış güçlenmeye çalışıyor hızla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim dediniz? Beşiktaş mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani şu milyonlarca taraftarının müşteri olmak yerine sivil toplum örgütü gibi davranmaya çalıştığı, geleneklerden, şereften hakdan sözettiği, yetmiyormuş gibi asıl gücün işbirlikçi sermayeden değil de kendi cep harçlıklarından geldiğini farkeden, globalizmin karşısında kendi özbeöz finansman projeleriyle son barikat olarak dikilen milyonların pençesinde ki şu ayrık otu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi canım siz de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupalılar da Amerikalılar gibi ticari sporun karanlık yüzü ile tanışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük paraların döndüğü sektörlerde zenginler daha zengin olurken, sporun idealleri ve oyunların dürüstlüğü konusunda giderek kuşkular doğuyor. Bu olumsuz gelişmeler ise daha fazla ve daha heyecanlı oyunlar, görkemli stadyumlar, daha kapsamlı medya yayınları ve imaj yaratan ticari ürünler ile dengeleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşılık dürüstlüğün, sporculuğun, tevazunun egemen olduğu geleneksel yapının sürmesini isteyen ve sporun küreselleşmesine karşı olan kesimler de mevcut. Yine de cin şişeden kaçmış görünüyor ve tekrar şişeye sokulması olanakları şimdilik ufuklarda gözükmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi karar vermek bize yani taraftara düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi büyüklükten sözediyoruz burada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük markaların ticari soytarı kostümüne sığabilecek bir büyüklükten mi yoksa kendi kucağımızın büyüklüğünden mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2100838660114626098?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2100838660114626098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2100838660114626098' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2100838660114626098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2100838660114626098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/hangi-byklk-seim-bizim.html' title='Hangi büyüklük?... Seçim bizim.'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-6982329349468644350</id><published>2008-07-08T15:09:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.808+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Halkın takımı tribünü</title><content type='html'>yükselmeye çalışan en küçük bir ses, en küçük bir öneri bile şiddetle önemsenmeli ve aralarında olması gereken bağlantıyı kurarak daha büyük bir ses, daha büyük bir hareket haline getirilmesi için çaba harcanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, kazdağlarında ki zeytin altında ki altından daha değerliyse zeytine sahip çıkılacak... Suya sahip çıkılacak... Toprağa sahip çıkılacak. Sahip olduğumuz değerler altımız oyulunca ortaya çıkacak başarılardan, şampiyonluklardan daha değerliyse o değerlere ve sarılıp yükseldiği geleneklere sahip çıkılacak. Halk bulunduğu yere, tribünlere adını yazmışsa eğer ona sahip çıkılacak. Ne Beşiktaş'ı ne de başka bir takımı endüstriyelleşme olgusunun pençesinden tek başına kurtaramazsınız; meğer ki radikalleşip küçük bir amatör takım hüviyetinde sahadan çekilmeyi ve kendi kulvarınızı açıp orada yüzmeyi göze alasınız. Madem oyun global arenalarda oynanacak,madem ki zorunluluklar bizlere bunu dayatıyor o halde kazanılacak en küçük mevziin bile değerini hakkıyla vermek ve genişletmeye çalışmak birincil görevdir. Gerek bu projeye ve gerekse de global enfeksiyona uğramış da olsa kontrol edilebilir diğer muhtemel projelere dikkatle yaklaşıp dikkatle analiz etmekte yarar vardır. Bu nedenle her çözüm önerisinin, her fikrin ayrı ayrı değeri vardır. Tribünlere pankartımızı açalım, altına geçip maçımızı seyredelim ve bir yandan da düşünmeyi sürdürelim. Çünkü bu hayata dair, hayatın yanında olarak verilen mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-6982329349468644350?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/6982329349468644350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=6982329349468644350' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6982329349468644350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6982329349468644350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/halkn-takm-tribn.html' title='Halkın takımı tribünü'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-5215382702913999392</id><published>2008-07-08T15:08:00.002+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.808+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>BJK manifesto...</title><content type='html'>1)      Beşiktaş AŞ olarak borsada hisseleri işlem gören şirket İMKB den derhal çıkmalı ve şirket feshedilmeli.&lt;br /&gt;2)      BJK adı altında yapılmış olan tüm sponsorluk anlaşmaları mümkün olan en kısa sürede iptal edilmeli ve kulüp tüzüğü bu tür anlaşmaların yapılabilmesini engelleyecek biçimde tadil edilmeli.&lt;br /&gt;3)      BJK’ne ait tüm sportif faaliyetlerinin televizyon yayın haklarına ilişkin sözleşmeler feshedilip gerekirse bu faaliyetlerin açık kanallardan ve sadece BJK ile yapılabilecek ikili sözleşmelerle yapılabilmesi sağlanmalı ve süreleri 1 yılı geçmemeli. (İspanya örneği)&lt;br /&gt;4)      BJK’ne ait tüm sportif faaliyetlerin bilet satışları sadece faaliyetin yapılacağı stadyum ya da salon gişelerinden satılmalı.&lt;br /&gt;5)      Kulüp yönetimi  başkan ve profesyonel yöneticilerden oluşmalı. Bir kulüp başkanının, başkan veya yönetici olarak başka bir kulüpte aktif görevler alması engellenmeli. &lt;br /&gt;6)      Oyuncu alışverişi, lig devam ederken değil  sadece sezon öncesi olmalı.&lt;br /&gt;7)      Tüm maçlar aynı gün, aynı saatte ve gündüz oynanmalı.&lt;br /&gt;8)      Yabancı sınırlaması getirilmeli,(Tercihan 2 ya da 3) altyapıdan gelen gençlerin önü kesilmemeli.&lt;br /&gt;9)      Forma numaraları 1’den 11’e kadar olmalı ve arkasında isim yazılmamalı.&lt;br /&gt;10)  Kulüpler her sene aynı formalarla mücadele etmeli.&lt;br /&gt;11)  Kulüplerin deplasman taraftarları için ayrılan biletleri turizm acentelerine vermeleri yasaklanmalı.&lt;br /&gt;12)  Gol sevinci yaşam özgürlüğüdür: Gol sevincine müdahale edilmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk beş madde diğerlerinden bağımsız olarak sadece Beşiktaş’tan Beşiktaş taraftarının talebi olabilir. Diğer maddeler ise tüm kulüpleri de ilgilendiren hususlara işaret etmekte. Bunun mücadelesi de gerçek futbol taraftarının işbirliğini gerektirmekte zorunlu olarak.&lt;br /&gt;İlk beş maddenin hayata geçirilmesi sağlandığında belki şampiyonluk, Avrupa kupalarında başarı, kupalar mupalar bizden oldukça uzak hedefler haline gelecektir ama Beşiktaş’ı alınır-satılır endüstriyel bir meta olmaktan çıkarıp gerçek bir spor kulübü haline getirecektir.&lt;br /&gt;Böylelikle Beşiktaş kulübü mücadelesiyle, taraftarıyla kendi geleneklerinin, duruşunun evrenselleşmesi yolunda bir sembol olarak yeryüzünde ki tek örnek olacaktır.  &lt;br /&gt;“Şerefinle oyna Hakkınla kazan” şiarının bütün dillerde söylenebilmesi için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-5215382702913999392?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/5215382702913999392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=5215382702913999392' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5215382702913999392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5215382702913999392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/bjk-manifesto.html' title='BJK manifesto...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-3319981111008877314</id><published>2008-07-08T15:08:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.809+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Neler oluyor bize?..</title><content type='html'>İçim kurum dolu... &lt;br /&gt;Nefes almakta gitgide daha çok zorlanıyorum.&lt;br /&gt;Her tarafımdan çığlıklar yükseliyor. Ben hiçbirini anlamıyorum. &lt;br /&gt;Kaosa sürükleniyoruz deniyor, ama kaosun tam göbeğindeyiz. &lt;br /&gt;Onu istemiyoruz, buna sinirleniyoruz, ötekiler istifa etsin, şunlar sussun...&lt;br /&gt;Böyle bağıralım, şöyle çağıralım, şunu yazalım, bunu çizelim......&lt;br /&gt;Oysa her şey aslında ne kadar basit(ti)...&lt;br /&gt;Duygularımızın bayrağını sallayıp dünyalar güzeli evimizde,&lt;br /&gt;İnançlarımızın anıtı açmış kanatlarını gökyüzünde salınıyor...&lt;br /&gt;Ve biz haykırıyorduk, seviniyor, gülüyor, üzülüyor, ağlıyorduk.&lt;br /&gt;Omuz omuza zıplayıp, birbirimize sarılıyorduk.&lt;br /&gt;Peki ne oldu şimdi bize?&lt;br /&gt;Nelerin peşinde, kimlerin ardına düşüp debelenmekteyiz bu bataklıkta?&lt;br /&gt;Umutlarımız kanatlarımızdı bizim; Kim kırdı, nasıl kırdı da acılar içinde kıvranmaktayız böyle...&lt;br /&gt;Peki ne oluyor bize neler oluyor kardeşler?&lt;br /&gt;Kırıldık döküldük ve kırıp dökmeye yürüyoruz uygun adım.&lt;br /&gt;“Yaşasın sokak futbolu”... “Üç korner bir penaltı” diye diye nelere, kimlere özendik?&lt;br /&gt;İthal malı eşofmanlar, pahalı bir futbol topu mudur aklımızı çelen?&lt;br /&gt;Şişkin egolar ve parlak ışıklar mıdır bizim özlemlerimiz?&lt;br /&gt;Sevgimizin bedelini mi tahsil etmek istiyoruz artık?&lt;br /&gt;Sokak futbolunun kurallarını kim koyar kardeşler? Biz mi, onlar mı?&lt;br /&gt;Bizim yerimiz neresidir? Biz nerede durmalıyız şimdi nerede duruyoruz?&lt;br /&gt;Gökyüzünde tek başına süzülmekteyken şimdi ne oldu da köpekbalıklarıyla yarışmaya heveslendik?&lt;br /&gt;İçim kurum dolu kardeşler...&lt;br /&gt;Nefes almakta gerçekten zorlanıyorum artık.&lt;br /&gt;Silkelenmem gerek.&lt;br /&gt;Silkelenmemiz gerek.&lt;br /&gt;Temizlenmemiz ve arınmamız gerek ki...&lt;br /&gt;Kat kaloriferi gibi mırıl mırıl değil &lt;br /&gt;Haysiyetli bir odun sobası gibi gürül gürül yanalım.&lt;br /&gt;Tekrar..&lt;br /&gt;Hemen..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-3319981111008877314?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/3319981111008877314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=3319981111008877314' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3319981111008877314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3319981111008877314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/neler-oluyor-bize.html' title='Neler oluyor bize?..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-8011906463357902252</id><published>2008-07-08T15:07:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.810+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Neden iki büyük?..</title><content type='html'>Bu toprakların insanları, yüzlerce yıl boyunca kültürlerini kaynattıkları ortak kazandan, hayata dair farklı yorumlar ve biçimler çıkararak bunların üçü üzerine şimdiki yaşam biçimlerini, hayatı algılayış yöntemlerini inşa etmişler.&lt;br /&gt;Hayatın hiçbir alanı bu üç temel felsefeden kendini soyutlayamamıştır, çünkü eğrisiyle doğrusuyla toplumun kendisi kadar gerçektir ve tüm örgütlenmeler, tüm saflaşmalar bu çekirdekler etrafında ete kemiğe bürünmüşlerdir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nedir bu üç temel felsefe?&lt;br /&gt;Osmanlı aristokrasisinden beslenip, yıkılış sürecinde de kurtuluşu güçlünün işbirlikçiliğinde bularak  kültürüne ait değerleri güçlünün değerleriyle yer değiştirmek suretiyle süsünden taviz ve burunlarından kıl aldırmama üzerine gelişen “görgüsüz batı özentisi” bir felsefe.&lt;br /&gt;Göçeden büyük anadolu sermayesinin, bu yukarıda ki tarafından pek de hoş karşılanmaması ve kabul görmemesi üzerine  payitahtın karşı yakasına yerleşerek,  içgüdüsel dayanışma refleksi ile kümeleşerek oluşturduğu güç birliğinin günümüze yansıması olan “Kıroyum emme para bende” felsefesi..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sınıfsal kan uyuşmazlığı nedeniyle bunların ikisinden de uzak duran ve sahip olduğu yerel değerleri evrensel değerlerle eşleştirmiş, klasik emekçinin, yoksulun, orta tabakanın, görmezden gelinenin “Dayanışmacı” felsefesi.&lt;br /&gt;Doğaldır ki bu topraklarda yüz yılı aşkın bir süreç içerisinde doğup gelişen futbol kulüplerinin de bu saflaşmadan kendilerini bağımsız tutmaları beklenemezdi. Her birinin kuruluşundan günümüze kadar gelişimi ya da yok oluş süreçleri, sahip oldukları felsefenin etkinliğiyle doğru orantılı olarak seyretmiş ve sonuç olarak birikim, bu üç temel felsefenin etrafında yoğunlaşmış görünüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk bakışta sıradan bir oyun gibi görünen futbol temelli bu örgütlenmenin çevresinde oluşturduğu taraftar sosyolojisi incelendiğinde, meselenin sadece futbol meselesi olmadığının ipuçlarını açık olarak görebiliriz.&lt;br /&gt;Yalnız burada dikkat edilmesi gereken hassas konu şudur. Bu üç farklı merkez etrafında biriken kitle, merkezden açıldıkça kenarlara doğru yer yer içiçe geçmiş bölgeler oluşturacağından taraftarı incelerken yanlış adreslerde ki yanlış renkleri de doğru tahlil etmek gerekir.&lt;br /&gt;Bizim konumuz işte tam burada başlıyor.&lt;br /&gt;İlk ikisinde doğaları gereği varolan ilkeler, yani;&lt;br /&gt;-Büyük olmak çok olmaktır.&lt;br /&gt;-Kazanmak için her yol mübahtır.&lt;br /&gt;-Kazanmanın yolu güçlü olmaktan geçer.&lt;br /&gt;-Güce sahip olmanın yolu paranın kontrolünü ele geçirmekten geçer.&lt;br /&gt;-Paranın kontrolü kişilerin ve kurumların idaresi demektir.&lt;br /&gt;-Herşeyin ve herkesin (Benim bile)bir fiyatı vardır.&lt;br /&gt;Olarak özetlenebilir.&lt;br /&gt;-Bu ikisinin, “Şeref” iyle oynayıp “Hakkı” yla kazanmak diye bir kaygıları olamaz.&lt;br /&gt;-Kabile mantığı örgütlenmelerinin bünyede yarattığı kemikleşmiş lezyonlar, her türlü , karşıtını aşağılama,küçük görme ve hatta yok sayma ve  ırkçılığa dair tohumların gelişimi için son derece elverişli tarlalar yaratır. &lt;br /&gt;-Ortamını buldukları anda aşiretlerini cumhuriyet ilan etmekten çekinmezler.&lt;br /&gt;-Parayı vereni bulduklarında bayraklarına kadar reklam alırlar ve buradan gelen parayı da “müşterilerini” daha çok söğüşlemek için daha gösterişli tuzaklar kurmaya harcarlar.&lt;br /&gt;Çünkü pek övdükleri büyük bir filozofun da dediği gibi “Futbol artık sadece futbol değildir”&lt;br /&gt;Futbol dışı sermaye çevreleri işi daha da ileri götürüp uluslararası kongreler toplayarak sonuç bildirgelerine “Spor artık sadece spor değildir” demek suretiyle cepheyi genişletmekte sakınca görmezler. Çünkü genelde spor ve özelde futbol, çevresinde topladığı büyük kitleler sayesinde son derece verimli bir iletişim ve pazarlama potansiyeli yaratmıştır. Sponsorluk kanunlarıyla (Burada devlet de işin içine giriyor) destekleyerek bu  pazarı spor dışı kitlelere yaymak ve spor kulüpleri üzerinden mallarını pazarlamak tek amaçlarıdır artık.&lt;br /&gt;Yoktur artık öyle kapıcı Rıza efendilerin çocuklarına ucuz semt pazarlarından forma neyin alması.&lt;br /&gt;“Lisanslı ürünler” e bastıracan ki 60-70 YTL leri , çocuğun fiyakalı futbol okullarında janjanlı formalarıyla fiyakalı fiyakalı çalımlar atan yaşıtlarını seyrederken sümüklerini çekiştirip durmasın.&lt;br /&gt;“Lisanslı ürünler” e bastıracan ki 60-70 YTL leri, ortalık milyar dolarlık sermaye gruplarının reklamlarını minicik kalplerinin üstünde gururla taşıyan minicik bebelerle kaynasın.&lt;br /&gt;Bunları uzatmak mümkün ama gereksiz.  Şimdi tam burada sormak istiyorum;&lt;br /&gt;“Siz kendinizi bir Beşiktaş taraftarı olarak tarif ederken, ait olduğunuzu düşündüğünüz bu felsefenin merkezine ne kadar mesafede olduğunuzu düşünüyorsunuz?”&lt;br /&gt;Kendinize bir bakın istiyorum.. O bütün renkleri avucunun içinde taşıyan beyaz  ışık selinin  büyük siyah tarafından yutulduğu Yaşam/Ölüm çizgisinde misiniz yoksa renginizde hafif morarmalar ya da kızarıklıklar mevcut mu…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-8011906463357902252?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/8011906463357902252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=8011906463357902252' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8011906463357902252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8011906463357902252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/neden-iki-byk.html' title='Neden iki büyük?..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2255885880299700127</id><published>2008-07-08T15:06:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.810+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Sen nerdesin?..</title><content type='html'>Bu toprakların insanları, yüzlerce yıl boyunca kültürlerini kaynattıkları ortak kazandan, hayata dair farklı yorumlar ve biçimler çıkararak bunların üçü üzerine şimdiki yaşam biçimlerini, hayatı algılayış yöntemlerini inşa etmişler.&lt;br /&gt;Hayatın hiçbir alanı bu üç temel felsefeden kendini soyutlayamamıştır, çünkü eğrisiyle doğrusuyla toplumun kendisi kadar gerçektir ve tüm örgütlenmeler, tüm saflaşmalar bu çekirdekler etrafında ete kemiğe bürünmüşlerdir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nedir bu üç temel felsefe?&lt;br /&gt;Osmanlı aristokrasisinden beslenip, yıkılış sürecinde de kurtuluşu güçlünün işbirlikçiliğinde bularak  kültürüne ait değerleri güçlünün değerleriyle yer değiştirmek suretiyle süsünden taviz ve burunlarından kıl aldırmama üzerine gelişen “görgüsüz batı özentisi” bir felsefe.&lt;br /&gt;Göçeden büyük anadolu sermayesinin, bu yukarıda ki tarafından pek de hoş karşılanmaması ve kabul görmemesi üzerine  payitahtın karşı yakasına yerleşerek,  içgüdüsel dayanışma refleksi ile kümeleşerek oluşturduğu güç birliğinin günümüze yansıması olan “Kıroyum emme para bende” felsefesi..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sınıfsal kan uyuşmazlığı nedeniyle bunların ikisinden de uzak duran ve sahip olduğu yerel değerleri evrensel değerlerle eşleştirmiş, klasik emekçinin, yoksulun, orta tabakanın, görmezden gelinenin “Dayanışmacı” felsefesi.&lt;br /&gt;Doğaldır ki bu topraklarda yüz yılı aşkın bir süreç içerisinde doğup gelişen futbol kulüplerinin de bu saflaşmadan kendilerini bağımsız tutmaları beklenemezdi. Her birinin kuruluşundan günümüze kadar gelişimi ya da yok oluş süreçleri, sahip oldukları felsefenin etkinliğiyle doğru orantılı olarak seyretmiş ve sonuç olarak birikim, bu üç temel felsefenin etrafında yoğunlaşmış görünüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk bakışta sıradan bir oyun gibi görünen futbol temelli bu örgütlenmenin çevresinde oluşturduğu taraftar sosyolojisi incelendiğinde, meselenin sadece futbol meselesi olmadığının ipuçlarını açık olarak görebiliriz.&lt;br /&gt;Yalnız burada dikkat edilmesi gereken hassas konu şudur. Bu üç farklı merkez etrafında biriken kitle, merkezden açıldıkça kenarlara doğru yer yer içiçe geçmiş bölgeler oluşturacağından taraftarı incelerken yanlış adreslerde ki yanlış renkleri de doğru tahlil etmek gerekir.&lt;br /&gt;Bizim konumuz işte tam burada başlıyor.&lt;br /&gt;İlk ikisinde doğaları gereği varolan ilkeler, yani;&lt;br /&gt;-Büyük olmak çok olmaktır.&lt;br /&gt;-Kazanmak için her yol mübahtır.&lt;br /&gt;-Kazanmanın yolu güçlü olmaktan geçer.&lt;br /&gt;-Güce sahip olmanın yolu paranın kontrolünü ele geçirmekten geçer.&lt;br /&gt;-Paranın kontrolü kişilerin ve kurumların idaresi demektir.&lt;br /&gt;-Herşeyin ve herkesin (Benim bile)bir fiyatı vardır.&lt;br /&gt;Olarak özetlenebilir.&lt;br /&gt;-Bu ikisinin, “Şeref” iyle oynayıp “Hakkı” yla kazanmak diye bir kaygıları olamaz.&lt;br /&gt;-Kabile mantığı örgütlenmelerinin bünyede yarattığı kemikleşmiş lezyonlar, her türlü , karşıtını aşağılama,küçük görme ve hatta yok sayma ve  ırkçılığa dair tohumların gelişimi için son derece elverişli tarlalar yaratır. &lt;br /&gt;-Ortamını buldukları anda aşiretlerini cumhuriyet ilan etmekten çekinmezler.&lt;br /&gt;-Parayı vereni bulduklarında bayraklarına kadar reklam alırlar ve buradan gelen parayı da “müşterilerini” daha çok söğüşlemek için daha gösterişli tuzaklar kurmaya harcarlar.&lt;br /&gt;Çünkü pek övdükleri büyük bir filozofun da dediği gibi “Futbol artık sadece futbol değildir”&lt;br /&gt;Futbol dışı sermaye çevreleri işi daha da ileri götürüp uluslararası kongreler toplayarak sonuç bildirgelerine “Spor artık sadece spor değildir” demek suretiyle cepheyi genişletmekte sakınca görmezler. Çünkü genelde spor ve özelde futbol, çevresinde topladığı büyük kitleler sayesinde son derece verimli bir iletişim ve pazarlama potansiyeli yaratmıştır. Sponsorluk kanunlarıyla (Burada devlet de işin içine giriyor) destekleyerek bu  pazarı spor dışı kitlelere yaymak ve spor kulüpleri üzerinden mallarını pazarlamak tek amaçlarıdır artık.&lt;br /&gt;Yoktur artık öyle kapıcı Rıza efendilerin çocuklarına ucuz semt pazarlarından forma neyin alması.&lt;br /&gt;“Lisanslı ürünler” e bastıracan ki 60-70 YTL leri , çocuğun fiyakalı futbol okullarında janjanlı formalarıyla fiyakalı fiyakalı çalımlar atan yaşıtlarını seyrederken sümüklerini çekiştirip durmasın.&lt;br /&gt;“Lisanslı ürünler” e bastıracan ki 60-70 YTL leri, ortalık milyar dolarlık sermaye gruplarının reklamlarını minicik kalplerinin üstünde gururla taşıyan minicik bebelerle kaynasın.&lt;br /&gt;Bunları uzatmak mümkün ama gereksiz.  Şimdi tam burada sormak istiyorum;&lt;br /&gt;“Siz kendinizi bir Beşiktaş taraftarı olarak tarif ederken, ait olduğunuzu düşündüğünüz bu felsefenin merkezine ne kadar mesafede olduğunuzu düşünüyorsunuz?”&lt;br /&gt;Kendinize bir bakın istiyorum.. O bütün renkleri avucunun içinde taşıyan beyaz  ışık selinin  büyük siyah tarafından yutulduğu Yaşam/Ölüm çizgisinde misiniz yoksa renginizde hafif morarmalar ya da kızarıklıklar mevcut mu…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2255885880299700127?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2255885880299700127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2255885880299700127' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2255885880299700127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2255885880299700127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/sen-nerdesin.html' title='Sen nerdesin?..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-1758838349215681302</id><published>2008-07-08T15:05:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.811+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Endüstriyelleşme üzerine...</title><content type='html'>Daha önce yazmış olduğum bir yazıda (Neden son barikat?),endüstriyelleşme olgusunun genel hatlarına değinmiş ve “Son barikat” esprisinin anlamını kendimce yorumlamaya çalışmıştım. Şimdi ise bu konuyu biraz daha derinleştirmek niyetindeyim.  Hazır şu önümüzde ki on-oniki günlük süreçte gündemimizde Beşiktaş maçı yokken verimli bir tartışma çıkarma şansımız olsun.&lt;br /&gt;Halkın Takımı platformu, genel anlamda endüstriyelleşmiş futbol olgusuna karşıt fikirlerin sunulduğu, Beşiktaş geleneklerinin ve felsefesinin muhafazasını besleme sportif başarıların önüne koyan bir nitelik sergilemekte ve bununla da gurur duymaktadır. Bu anlamda Halkın takımı forumu standart taraftar forumlarından tematik olma özelliğiyle ayrılmaktadır. Halkın Takımı ahalisinin endüstriyelleşmiş futbol üzerine söylenecek bir çift lafı her zaman olmalı ve sloganların da biraz dışına çıkıp, sahip olduğu birikimi bu bir çift lafın temeline harç gibi koyarak onun sağlamlaştırılması amacını gütmeli.&lt;br /&gt;Bu doğrultuda derinleşecek tartışmalardan alınacak olan verimin kalitesi, konulacak tavrın netleşmesine hizmet edebilecektir.  &lt;br /&gt;19. yüzyılın ikinci yarısında (1870 ler), nüfusun artması sonucu kentlerin oluşması, ihtiyaçların çeşitlenmesi, icat ve buluşların yoğunluk kazanması sonucu başlayan endüstri devriminin ilk aşaması fabrikaların ve dolayısıyla tarım dışı proleteryanın doğması ve gelişmesini de getirdi. İkinci aşama olan makineleşme, bilgisayarın icadı ve internet sayesinde bugün etrafımızı saran ve adına endüstri devriminin 3. aşaması da denilen Globalleşmeye evrilmiş durumda artık.&lt;br /&gt;Sanayi devrimiyle birlikte sermayenin azınlık elinde birikmesi sonucu oluşan geniş tekel ağları, karteller artık kitlelerin mevcut ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yapılan üretim-tüketim ilişkisiyle yetinmemeye başladı. Yeni ihtiyaç alanları yaratmak, dahası ihtiyaç dışı lüks tüketimi körüklemek amacıyla beslenen yeni trendler, moda, marka yaratmak gibi yollara hızla sapan sermaye birikimi elbette ki milyarlarla ifade edilen büyüklükte bir kitleyi çekim alanına hapseden futbola kayıtsız kalamazdı ve kalmadı da.&lt;br /&gt;Bu aşamada başlayan bir ele geçirme süreci sonucu kitlelere ait olan tüm kulüp yapılanmalarına çeşitli sermaye gruplarınca önce sızıldı ve sonra el konuldu. Kitlelerce futbola ve kulüplerine atfedilen tüm değerlerin yerine yavaş yavaş yeni değerler konuldu ki çıkış noktası, insanoğlunun egemen olmakta en isteksiz olduğu o onulmaz “zafer” duygusudur. Kitlelerin bu duygusunu kaşıyarak itinayla yerleştirilen yeni değerler tıpkı bir tahtakurusu kolonisi becerisiyle, kitlelerin sahip olma duygusunu da koca bir kütük gibi kemirip içi boş kocaman bir kabuğa çevirmiştir bile. Sahip olduğumuzu sandığımız şey artık o şey değildir. Bize sunulan sadece incelikle oyulup süslenmiş, boyası cilası yerinde ama canı olmayan içi boş kuru bir kütükten ibarettir. Kısacası bir “marka” dır artık. &lt;br /&gt;Genel olarak endüstriyel futbola karşı koyduğumuz tavır sloganların ötesine pek geçememektedir. Nasıl geçsin ki? Endüstriyelleşmenin köşkü  kapitalizme karşı, en büyük karşıtı işçi sınıfı bile 100 yılı aşkın mücadelesinde, onca gücüne, sendika örgütlerine, ideolojik tabanlı parti teşkilatlarına ve devrimci potansiyeline karşın kısmi zaferlerin dışında kalıcı bir başarı elde edememiştir. Teknolojik gelişme ve sermayenin artık üretimden çok daha karlı hizmet alanlarına yaptığı yatırımlar sonucu eski devrimci geleneği de iyice aşınan işçi sınıfının ideolojisini bile güncellemeye vakit bulamadan  pasifize olmaya yüz tutması kapitalizmin tek bir global kutup haline gelmesi sonucunu doğurmuştur artık.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;En küçük mahalle takımından başlayarak çok uluslu sermayenin bayraktarlığını yapan dünya takımlarının ve onların dev organizasyonlarının önüne “Barikat” olarak dikilmenin romantik bir ütopya olarak kalacağını anlamak pek zor olmasa gerek. O halde biz neye karşı çıkıyoruz ve neden karşı çıkıyoruz?&lt;br /&gt;Futbol ve onun alyuvarları olan tüm futbol kulüpleri efendileri olan dev endüstri canavarına bizlerden can taşımaya devam edecektir. Büyük ama çok büyük kitleler de bu oyunun gönüllü birer parçası olmayı da sürdüreceklerdir. Tüm bu işgal edilmişlik ve hatta ötesinde dönüştürülmüşlük içerisinde biz ne yapabiliriz?&lt;br /&gt;Yıllar önce İngiltere’de yayımlanan bir futbol dergisinin yaptığı araştırmada Beşiktaş, dünyada felsefesi olan çok az takımdan biri olarak tanımlanmıştır. &lt;br /&gt;Felsefesi olmak... Bu deyişi çok sevdiğim ya da beni daha akıllı gösterdiği için kullanıp durmuyorum. Kendine ait bir felsefesi olmak nadir rastlanan bir özellik. Peki diğer irili ufaklı bir çok takımın bir felsefesi yok mudur? Sorusuna verilecek cevap; Yoktur.&lt;br /&gt;Endüstriyel heyülanın markaları durumunda ki bir çok takım arkalarında ki bu büyük gücün, yani sermayenin felsefesini taşırlar. &lt;br /&gt;Nedir bu felsefe?&lt;br /&gt;-Oyun sadece kısıtlı bir alanda oynanıp bitmez..&lt;br /&gt;-çok önceden oynanmaya başlar ve sadece güçlü olan kazanır. Sahada olan biten sadece  sonuçların açıklanma törenidir.&lt;br /&gt;-Bu felsefe sadece kazanmayı kutsar. Herşey kazanmak hedefine göre şekillendirilir, kullanılır ve gerekirse harcanır.&lt;br /&gt;-Gelenekler sadece aşılması gereken alışkanlıklardır. Sermayenin baş döndürücü dinamiği ve çöplük kavgasında  geleneklerin yeri yoktur.&lt;br /&gt;-Kuralları mevcut koşullar ve sahip olunan güç belirler. Her türlü ahlak ve adalete ilişkin endişeler zayıflara ve kaybedenlere mazeret teşkil etmekten başka bir işe yaramazlar.&lt;br /&gt;-Güçlerin dengelendiği yerlerde devreye giren kural “win-win” yani kazan,kazan kuralıdır. Yenişemeyen güçler karşılıklı çıkarlarını gözeterek birlikte kazanma adına her türlü işbirliğinden kaçınmazlar.&lt;br /&gt;-Hiçbir şey satılamaz, hiç kimse vazgeçilmez değildir.&lt;br /&gt;-Para eden herşey değerlidir&lt;br /&gt;-Tek değer paradır.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Bir takımın futbol endüstrisinin yoğun ilgisine mazhar olabilmesi için sahip olması gereken potansiyel nasıl hesaplanır? &lt;br /&gt;Ortalama 10-15 milyon taraftarı olan bir kulübün her taraftarı haftalık olarak o kulüp için 50 YTL  bütçe ayırırsa hareketli sıcak sermayenin haftalık değeri 500-750 milyon YTL dir. Bu anılan rakam sadece potansiyeldir ve bu potansiyel yatırım yapmaya değer ciddi bir potansiyeldir. Peki nasıl harekete geçirilebilir bu büyük potansiyel?&lt;br /&gt;Önce başarı beklentisinde olan kitlelerin desteği alınarak direksiyona geçilir.&lt;br /&gt;Sonra bu kitleye ceplerinde ki 50 YTL leri harcayabilecekleri seçenekler tasarlanıp sunulur.&lt;br /&gt;Bu iş yapılırken sermaye grupları müthiş bir işbirliği sergilerler. Örneğin;&lt;br /&gt;Formalar için lisans hakkı kulüp adına sabitlenir. Sonra büyük bir markaya imalat hakkı satılır. Markalı olarak imal edilen bu ciciler taraftara satılmaya başlanır. Satışı artırmak için büyük isimlerin peşine düşülüp o formayı sırtına geçirmesi sağlanır. Bu nedenle oyunun ruhuna aykırı olarak belirlenmiş mevkii numaraları oyuncuların plaka numaraları haline getirilir. Artan satışlarla birlikte formaların muhtelif yerlerine yüksek bedellerle reklam alınma şansı yaratılır. Artan gelirler daha büyük transferleri, o da daha çok forma satışını o da daha çok reklam gelirini birlikte getiren ucu açık bir spiral yaratır. Tabii aynı taraftara birden fazla forma satabilmenin yolu da her yıl yeni modeller yaratarak, bunları süslü defilelerle tanıtımını yaparak pazarlamak olarak bulunmuş ve bu eğilim zaman zaman kulüp renklerine müdahale edilebilmesine kadar varmıştır. &lt;br /&gt;Tasarım işte bu. &lt;br /&gt;Bu örneği atkı,bere,saat,şampuan,parfüm,deodorant,polar,pijama,T-shirt,ıvır,zıvır olarak genişletin istediğiniz kadar.&lt;br /&gt;Diğer bir yöntem ise sahip olunan stadyumu büyüterek yerleri peşin satmaktır. Hem böylelikle sezon başının gazıyla tüm sezonun seyirci ortalamasını baştan garanti etmek ve muhtemel başarısızlık halinde ortaya çıkabilecek olan seyirci (müşteri) sayısında ki düşüş riskini en aza  indirmek hedeflenmiştir.&lt;br /&gt;Tüm taraftarın stada gelemeyeceği gerçeği üzerine hariçte kalanların maçları izleyebilmeleri için yayın hakkı TV kartellerine pazarlanır ve parası peşinen garanti edilir. Bu parayı riski alan yayıncı kuruluş müşteriden toparlasın artık. &lt;br /&gt;Açıkta kalan kupa ya da hazırlık maçları ise yine başka TV şirketlerine ayrıca satılıp onun da paraları peşin tahsil edilir.&lt;br /&gt;Ne kaldı? Radyodan dinleyenler... Onları da sat artık bu saatten sonra.. Niye ayıp olsun?&lt;br /&gt;Kulüp kısmen sermaye şirketi haline getirilip borsada sözüm ona “Halka!!” satılır ve parası peşin olarak tahsil edilir.&lt;br /&gt;Kulübün sahip olduğu gayrimenkuller teminat gösterilerek bankalardan bol kredi toparlanır ve yukarıda dönen çarka taşıma su olarak eklenir. Hatta kat karşılığı inşaat şirketlerine pazarlanılıp tamamen kurtulunabilir bu hareketsiz değerlerden. İş, paraya dönsün bir an önce...&lt;br /&gt;Devamını öğrenebilmek için aslında bir yönetici yakalayıp onun ağzından dinlemek lazım çünkü benim hayal gücüm sınırlı kalıyor ve bunları tasarlayabilmek için hiçbir profesyonel yardım alma şansım da yok.&lt;br /&gt;Şimdi...&lt;br /&gt;Hiçbir taraftar gücü takımını bu çarkın içinden çekip çıkaramaz. Peki teslim mi olunacak. Eğer ki sahip olduğunuz geleneksel bir felsefeniz, bir duruşunuz mevcut değilse evet; Teslim olacaksınız ve cebinizde ki 50 şer YTL leri de akıtmayı sürdüreceksiniz.&lt;br /&gt;Ya da...&lt;br /&gt;Bu tezgah kapsamında başarı olarak pompalanan tüm sahtekarlıklardan vazgeçeceksiniz.  &lt;br /&gt;Kulübüme yardım ediyorum ve kombinemi alıyorum, formamı korsandan almıyorum, lisanslı ürün kullanıyorum, yayıncı kuruluş decoderlerine saldırıyorum ki kulübüm bu kuruluşlar karşısında daha güçlü durabilsin gibi bir anlayışı da bu sahte başarıların kuyruğuna ekleyip kıçına şaplağı basacaksınız.&lt;br /&gt;Ekonomik desteğini yani sermaye karşısında ki endüstriyel değerini yitirmeye başlayan gemiyi en önce terkeden farelerin elinden direksiyonu alacaksınız ve endüstriyel sermayenin karşısına endüstriyel sermaye olarak dikileceksiniz. Ama felsefesini yitirmeden, geleneklerini yanında taşıyarak, mevcut duruşunuzu bozmadan. &lt;br /&gt;Ütopya?.... Belki.&lt;br /&gt;Başarı şansı?.... Belki hiç yok.&lt;br /&gt;Peki sonuç?...&lt;br /&gt;Endüstri canavarının sıradan bir markası olarak var olmak yerine, tarihe o canavarın karşısına dikilmiş son barikat olarak  kaydedilmek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-1758838349215681302?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/1758838349215681302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=1758838349215681302' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1758838349215681302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1758838349215681302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/endstriyelleme-zerine.html' title='Endüstriyelleşme üzerine...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-7133492978092702249</id><published>2008-07-08T15:04:00.002+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.811+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Neden son barikat?..</title><content type='html'>Neden endüstriyel futbola karşı çıkıyoruz?&lt;br /&gt;Son barikat esprisi nedir?&lt;br /&gt;Hakkı, Şeref, gelenekler, duruş gibi kavramlar ile yıldız futbolcu, kazanmak, şampiyonluk, Onu neden isteriz de bunu istemeyizlerin altında neler yatmakta? vb.vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlının en temel sorunu yaşamını sürdürebilmekse eğer bunun için en temel gereksinimi karnını doyurmaktır. Bunu yaptığı andan itibaren tüketmeye başlamıştır ve böylelikle tüketici sıfatını kazanır. Peki tükettiklerini hazır mı bulmaktadır? Başlarda belki ama ağaçtaki elmayı yemek için bile önce onu ağaçtan koparmanız gerekir. Ya da avlanmak için belirli bir çaba ve araca ihtiyaç duyarsınız Bu da doğal olarak tüketimin karşısına üretim kavramını çıkarmakta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhiyaçların çeşitlenmesi, sosyalleşme eğilimi gibi durumlar karşılık olarak üretimin de gelişip çeşitlenmesi sonucunu ve işbirliği kavramlarını doğuruyor. Toplumsal yaşamın gelişmesiyle birlikte ihtiyaçlar da karnını doyurmaktan daha karmaşık tüketim ilişkilerini, bu da daha karmaşık üretim biçimlerini gündeme getiriyor. Tarımsal üretimin yanısıra sanayileşmeyle birlikte kırsal kesimden kısmen kopan emek kentleri ve kır-kent arası coğrafi zorunluluklar da aracı hizmet sınıflarını (Tüccar sınıfı) ortaya çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sosyalleşmenin kilometre taşlarından en önemlilerinden biri, Daha Türkçesiyle “Zurnanın zırt dediği yer” tam burası oluyor. “Üretim-Emek-Tüketim” doğal sıralamasının yanısıra “üretim-tüketim” yapay sıralamasına şahit oluyor insanlık. Burada eksik olan emek faktörünün yerini üreticiden alıp tüketiciye satarak elde ettiği rantı biriktirip üretici güclere hakim olmaya çalışan sermaye faktörü alıyor. Üretici ile tüketici arasında bir artı değer oluşmasına yol açan bu oluşum tüketim maliyetini de otomatikman artırıyor haliyle. Bu durumda tüketici, ihtiyaçlarını karşılamak için üretim maliyetinin üstünde bir bedel ödemek zorunda kalıyor ki bu fazlalık da sermaye olarak aracı sınıfın elinde birikiyor ve üretim araçlarına hakim olmak için kullanılmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tüm bu ilişkiler yumağına kısaca “Ekonomi” diyoruz. Ancak ekonominin bu sözünü ettiğimiz çarklarının düzenli olarak dönmesi için belli ve bağlayıcı kurallara ihitiyacı olduğu da kesindir artık. Peki bu kuralları kim koyacak? Uyulmasını kim denetleyecek? Uyulmadığında ise yaptırım gücü kimde olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu soruların ortak cevabı “Devlet” kavramında somutlaşıyor. Yani “İktidar.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murphy’nin altın kuralını bilirsiniz. “Altını olan kuralı kor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üretim araçlarını eline geçirmiş ve üretimi tüketiciye yüksek bedelle satan sermaye elbette kendi kurallarını da koymuş ve işlemesini sağlamak için bir çok ara hizmet sınıfını yaratmıştır. (Beslemiştir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunu da kısaca “Siyaset” olarak tanımlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlının yaşamla doğal ilişkisine bu şekilde yapılan yapay müdahaleler elbette ki kendi öznel sıkıntılarını hatta açmazlarını da birlikte yaratıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir Bunlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidarı elde tutabilmenin bedeli olan diğer ara hizmet sınıflarını (bunların adını siz koyun artık) beslemek zorunluluğu üretim maliyetlerini artıran ve sermayeden yiyen temel bir faktör olarak sermaye sahibinin karşısına çıkıyor. Bunlara ek olarak yok ücret artışı talepleri, yok grev tehditleri gibi mızmızlanan emekçi tüketicilerin yarattığı sorunlar…Tüm bunları karşılamanın tek yolu tüketimi artırmaktan geçiyor ama temel ihtiyaçları dışında tüketiciye daha ne sunabilirsiniz ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin sanat olabilir mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana sanat dallarından biri olan müziği ele alalım. Salt estetik ve teknik kaygılar taşıması gereken müzik sanatı kendi üretimini tüketilmek için değil üst üste konularak biriktirilmek üzere yapmaktaydı. Kültürel miras! Ancak büyük kitlelerin ilgisini çektiği andan itibaren sermayenin de ilgisini çekmiş bulunmaktadır bu verimli saha Büyük kitlelerin yöneldiği bir üretim alanı ürettiklerinin tüketilmesi sağlandığı takdirde kara dönüşebilir mi? Dönüşebilir. O halde estetik kaygıların girift öğrenme süreçleri bir tarafa terkedilerek nitelik yönünden ucuz ama niceliği yüksek ürünlerle kitleye satış yapılabilir. Nitelik kaybı bu ucuz ürünlerin çabucak terkedilerek yenilerine yönelinmesi sonucunu doğurur ve bu da üretimin artırılmasını sağlar.&lt;br /&gt;Dikkat ederseniz artık müzikle ilgili üretilen tüm eserlerin adı ürün, bunların dinlenilmesine tüketmek, dinleyiciye de tüketici denmekte. Diğerlerini size bırakıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermayenin gözü artık kitlelerin eğilim gösterdiği alanlar üzerindedir sürekli.&lt;br /&gt;Çeşitli dallarda spor yapmak için biraraya gelen genç yaşlı bir takım insanların oluşturduğu spor kulüpleri zamanla hızla popüler olmaya başlayan futbolu da bünyelerine aldılar. Basit kuralları, yarışmacı özelliği ve yüksek seyir zevkiyle ön plana çıkan bu oyun birden geniş kitleler tarafından benimsenmeye başladı. Artık kendisine bir takım seçip onun taraftarı olmak, tuttuğu takımının yarıştığı kategoride kazandığı başarılarla kendini özdeşleştirmek, aidiyet duygusunun en serbest yolla ifadesi ve tatminini sağlamak geniş kitlelere fazlasıyla cazip geldi. Tabii bu durum sermayenin de dikkatinden kaçmadı haliyle. Önce ellerinde ki sermayeyi bu tür örgütlenmelerin yönetimini ele geçirmek için kullandılar. Sonra dümenine geçtikleri gemiyi kendi sularında yüzdürmek için her yolu denediler. Daha iyi tesisler, daha iyi malzemeler derken daha iyi oyunculara yüksek paralar verilerek güç dengelerini kendi lehlerine çevirme yarışı, daha çok seyirci için daha büyük stadlar, korsanla mücadele adı altında kitlelerin simgeleştirdiği renkleri, armaları, resmi ürünler halinde sunmak, kitle tabanını geliştirmek için sürekli kazanmaya endekslenmek, diğer sermaye gruplarının adını, rengini, şusunu, busunu bu formaların orasına burasına yamamak, kitlelerin ortak ibadet alanları mabedlerinin adını falancaya satarak değiştirmek, vb.vb.vb. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kitle kitle diye andığımız güç nedir ki? Tamamına yakını emeğini değerinden daha ucuza satarak asgari yaşam savaşını veren insanlar topluluğu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürettikleri değerden aldıkları cüz’i bir miktarla maddi varlıklarını sürdürmeye çalışan bu topluluklar manevi birliktelikler yaratarak eksik kalan yanlarını tamamlamaya çalışma özelliği taşırlar. Bu bazen din olur, bazen bir takımın taraftarlığı. Bu üretici güçler bu özelliklerini sadece meta yaratmak için değil bir takım manevi değerler yaratmak içinde kullanırlar. Bu değerlerin toplamına ahlak diyebiliriz. Ahlaki değerlerini farklı farklı simgeleyerek onun arkasında sonuna kadar durmak, onun için herşeyi göze almak gibi bir artı enerjileri her zaman mevcuttur; Eşyanın tabiatı gereği. Örneğin Beşiktaş taraftarı siyah ve beyazda yaşam ve ölümü, acının karanlığıyla erdemin aydınlığını somutlaştırmıştır. Güçlü olmasına karşın tek başına en yükseklerde dolanan, ona buna pek bulaşmayan ama bulaşana da haddini bildirecek kadar cesur ve donanımlı kartalı kendisiyle özdeşleştirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıfsal karakterinin dışavurumu olarak da harama el uzatmamayı, adaleti, kazanacaksa hakkıyla kazanmayı, kısacası kendi ahlakının değerlerine bağlı kalmayı her türlü kazanımın üstünde tutmayı şiar bellemiş, içselleştirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bütün benzerleri böyle midir? Elbette ki hayır. Emekçi, üretici güçler arasında üst sınıf özlemleri her zaman olmuştur. Onların arasında üst sınıfın mücadele biçimlerini kutsayan, oraya geçmeye, hiç değilse ara sınıflardan birine atlamaya çalışan ve oradan beslenmeyi kendi sınıfının verdiği mücadeleye madden ve ahlaken karşı çıkabilen bir eğilim her zaman olmuştur. Onlarda kendi değerleri doğrultusunda davranan bir merkez etrafında kümeleşerek başka bir taraftar kitlesini oluştururlar ama sonuçta diğerinden bir farkları yoktur. Gördükleri muamele hep aynıdır aynı olmasına da aradaki fark onların bu muameleyi itirazsız kabullenmeleri ve hatta desteklemeleridir. Onlar için diğerleri enayidir; Çünkü diğerlerinin savundukları değerler ne olursa olsun kazanmaya değil adalete yöneliktir; Hakka, Şerefe yöneliktir. Bunlar sermayenin parasıyla beş para etmez kavramlardır. Para eden kazanmaktır, satmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermaye takım tutmaz satın alıp üzerinden kar elde eder. Bu yazıyı okuyan, bu forumda kendini ifade eden hangi arkadaşım vardır ki bir holdingin patronu olsun ve reklam amaçlı kurdurduğu holding takımyla Beşiktaş’ımız maç yaparken Beşiktaş taraftarını dışarda tutarak avantaj sağlamayı hak olarak görsün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte arkadaşlar sermayenin kitlelere ait her alanı birer ticarethane gibi görme süreci futbolun da endüstrileşme sürecidir aynı zamanda. Biz başlarda sadece masum bir ilgiyle başlayıp inançlarımızın simgesi haline getirdiğimiz Beşiktaş’ımızın bu dönüştürülme, ticarethane haline getirilme sürecine karşı çıkıyoruz. Nitelik olarak belirli bir duruşa, görüşe, ahlaka sahip olan insanlar olarak bu duruşumuzu, görüşümüzü, ahlakımızı somutlaştırdığımız Beşiktaş’ımızı, arkasında “Biz” olduğumuz için, bu endüstriyel saldırılara karşı duran en son barikat olarak görmekteyiz. Bizim yücelttiğimiz değerler arasında mafyoz ilişkilerle, kabadayılıkla, ürküterek,korkutarak,satın alarak kazanmak yoktur. Bu tür düşünen ve bu tür mücadeleyi kutsayanların da bu barikatın arkasında yeri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son Barikatın Adıdır Beşiktaş…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-7133492978092702249?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/7133492978092702249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=7133492978092702249' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7133492978092702249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7133492978092702249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/neden-son-barikat.html' title='Neden son barikat?..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-5552850982557945110</id><published>2008-07-08T15:04:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Dertler-çözümler...</title><content type='html'>Bunca zamandır taraftar olarak dert ettiklerimize bir bakalım mı?&lt;br /&gt;Ben kabaca iki kategoride toparlayabildim;&lt;br /&gt;1-     Sportif başarısızlık üzerine yakınmalarımız ve bunların  neden olduğu, aslında ise ne olması ve nasıl olması gerektiği üzerine yapılan yorumlar.&lt;br /&gt;2-     Beşiktaşlılık duruşu kavramı, etik ve felsefesi üzerine kaygılarımız, eleştirilerimiz ve çare arayışlarımız.&lt;br /&gt;- Yönetim yanlış transferler yapıyor kulübü zarara sokuyor.&lt;br /&gt;- Borçlarımız gitgide yükseliyor.&lt;br /&gt;- Gelen hocalar ya iş bilmiyor ya da iş bilmez yöneticiler tarafından rahat çalışmasına izin      verilmiyor.&lt;br /&gt;- Genç oyuncular İstanbul’un havasına dalıp kendilerini geliştirmiyor.&lt;br /&gt;- Yabancı oyuncular uyum sağlayamıyor.&lt;br /&gt;- Uyum sağlayanlar da ruhsuzlaşıyor; Büyük bir takıma gelip Türkiye hedeflerine ulaşmışlar.&lt;br /&gt;- Gelişme gösteren yerli oyuncular ve başarılı olan yabancıları hemen paraya tahvil ediyoruz ve takıma katkıda bulunmasına izin verilmiyor.&lt;br /&gt;Bunlar ve daha buna benzer eklenebilecekler birinci kategoride değerlendirilebilir. Var olduğuna inandığımız bu tür sorunların çözümleri de şu şekilde tespit edilmiş.&lt;br /&gt;-         Daha dirayetli ve işini bilen , Beşiktaş’ı seven ve de parası olan güçlü bir yönetim kadrosunun işbaşına gelmesi.&lt;br /&gt;-         Takımın başına iyi ve tecrübeli, günümüz futbolunu iyi bilen bir hocanın getirilip elinin kolunun serbest bırakılarak uzun vadeli çalışmasına imkan tanınması.&lt;br /&gt;-         Gerek altyapıdan ve gerekse de transfer yoluyla gelen gençlerin denetim altında takıma monte edilerek geleceğe yönelik kalıcı kadronun oluşturulması.&lt;br /&gt;-         Belki sayısı daha az ama kaliteli, oyunu kontrol edip takımı sürükleyebilecek ve satıldığında da en azından zarar etmeyeceğimiz yabancı oyuncuların alınması.&lt;br /&gt;-         Başarılı olmuş olan oyuncularımızın paraya tamah edilerek elden çıkarılması yerine Beşiktaş’ımızın başarısı yolunda kullanılabilmesi.&lt;br /&gt;Bunlar standart her takımın standart taraftarının talepleri ve sorunları zaten. Bu tür sorunları ülkemizde olsun dünyada olsun her takım yaşayabilir ve çözümleri de aşağı yukarı bizim yukarıda saydığımız tespitlerden geçer.&lt;br /&gt;Gelelim sadece bizi, yani Beşiktaş’lı olmayı kendine yakıştırmış, yaşam biçimi olarak seçmiş ve inandığı değerleri Beşiktaş’a ait sembollerle ifade etmeyi tercih eden, “Sevinmek için sevmedik”,” Beşiktaş sen bizim ahlakımızsın”, Beşiktaş’lı olunmaz Beşiktaş’lı doğulur”,”Şeref’inizle oynayın Hakkı’nızla kazanın” sloganlarını şiar edinenleri ilgilendiren ikinci başlıkta ki sıkıntılarımıza.&lt;br /&gt;Nedir bunlar?;&lt;br /&gt;-         Beşiktaş, aynı platformda yarıştığı diğer kulüplerle benzer öğeler taşısa da öz olarak diğerlerinden farklıdır çünkü onlarla aynı rahimden çıkmamıştır. O Halkın, emekçinin harman olmasıyla büyümüş ,adalet, şeref, hak ve ahlakın simgesi olarak milyonlarca insanın simgesi haline gelmiştir.&lt;br /&gt;-         Beşiktaş, bu özünden koparılarak onu global sermayenin bir enstrümanı haline getirmek isteyenler tarafından günbegün ele geçirilmektedir. Futbol bir oyundur;Evet bu kabul edilebilir gerçeğin endüstri haline getirilerek üzerinden rant elde edilmesi  endüstriyel sermayenin talebi olabilir ve bizi ilgilendirmez. Ancak bizim, yani halkın ve emekçinin, kendine ait değerlerini üzerinde yoğunlaştırıp simgeleştirdiği ve karşıtı olan sınıf ve güçlere karşı “Son Barikat” olarak gördüğü sembollerin bu oyuna ve ticarete alet edilmesi tarafımızdan kabul görmemiştir.&lt;br /&gt;-         Sponsorluk faydalı bir kurumdur. Eğer ben, örneğin Atlantik okyanusunu kürekle geçecek cesareti kendimde görüyor ancak mali gücüm elvermiyorsa sermayenin herhangi bir kanadı kendi adını üzerime yapıştırıp beni bu yolculuğa gönderebilir. Burada başarının doğumuna ebelik yapmak hizmeti vardır ve bedeli makuldur.&lt;br /&gt;Ancak, başarı için gerekli olan gücü zaten arkasında kayıtsız şartsız ve fedakarca duran milyonlardan alan bir kurumun üzerine yapışma gayretlerinin adı sponsorluk değil ama olsa olsa kenelik olabilir. Kaldı ki kendi gücünü takımına koşulsuz tahsis edenler takımından “Başarı, ne uğruna olursa olsun başarı” “Her yol mübahtır” gibi Mc Carthy türü bir anlayışı tümden reddetmiş olan halkın ta kendisidir. Yani arkasına bu gücü alan bir takımın yarışma alanlarında ki kaygısı elde ettiği herhangi bir skoru korumak ya da kenarda duran teneke bir kaseyi omuzlamaktan ötesidir. Nedir peki?; Arkasında ki halkını utandırmamaktır. Onun değerlerini zedelememektir. Namerde karşı boynunu dik tutabilmektir.&lt;br /&gt;Uzatmak istemiyorum hepimizin bildiği şeyler. Uzatacağım yerler ise şimdi geliyor.&lt;br /&gt;Benim gördüğüm en büyük tehlike kulübün sessiz sedasız ele geçirilmesi sürecinin başlayıp hızla sürdüğüdür. Peki bu nasıl başarılıyor?&lt;br /&gt;Şimdi siz inanıyor musunuz ülkenin en büyük sermaye gruplarını çatır çatır yönetmeyi becerebilenlerin geniş tabanlı bir sportif derneği yönetememelerine?&lt;br /&gt;Milyar dolarlık şirketlerinin başına milyon dolarlı maaşlar artı muhtelif primlerle besledikleri ve karşılığını mutlak başarı olarak aldıkları CEO ları getirmeyi bilenlerin bütçesi yüz milyon doları biraz geçen bir spor kulübünün başına başarılı bir hoca getirmeyi dahi beceremediklerine inanıyor musunuz?&lt;br /&gt;Kurtlar sofrasında kariyer hırsıyla dişlerini bilemiş, pençeleri dışarıda dolaşan en kalifiye elemanları kendi tezgahlarında en verimli bir biçimde çalıştırıp üzerinden balya balya para kazanmayı becerenlerin yirmi beş tane genç insanın bir arada uyumlu çalışmalarını sağlayamadıklarına, onların kaprislerine prim verdiklerine inanıyor musunuz?&lt;br /&gt;Medyada ki beslemelerinin dezenformasyon çalışmalarıyla etkisizleştirdikleri, yıldız transfer adı altında allı pullu yeşil saha maymunlarını sahneye çıkarıp birkaç tenekeyi ellerine tutuşturdukları kitlelerin elinden en değer verdikleri varlıklarını alıp şirket haline getirdiler. Dernek- şirket, hukuk, kanun, tüzük, kural kaosuyla kafaları karıştırıp ve en kabasıyla kulübe bedelini taksit taksit ödeyip özelleştirme sürecini başlattılar ve de sürdürmektedirler. Şimdi de ticaret-siyaset-mafya üçgeni olarak çok iyi tanınan mekanizmanın devreye sokulmak istenmesiyle vites ikiye atılmaya çalışılıyor. Önlerinde ki en büyük engel ise taraftar. Nasıl etkisizleştirilir bu taraftar? &lt;br /&gt;Hepimizin bildiği böl ve yönet stratejisinin yeni versiyonu hizmete girmek üzere.&lt;br /&gt;Tek bir kalem etrafında toparlanmak güç birliği anlamına gelir elbette ancak şöyle bir tehlikesi de var.&lt;br /&gt;Yumurtaları çalmak istersen kümesten tek tek toplamak zaman ve güç kaybıdır. Ama birisinin onları toplayıp bir sepete koymasını beklersen sana düşen sepetin sapını ele geçirmekten ibarettir.&lt;br /&gt;Dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi burasıdır. Konuyu –şimdilik- derinlere taşımak istemiyorum.&lt;br /&gt;Peki şimdi gelelim sözün özüne; Ne yapmalı?&lt;br /&gt;Beşiktaş taraftarı bu tezgahı bozmak yolunda fikir, proje üretip uygulamaktan aciz midir?&lt;br /&gt;Değildir. Bu yazıyı okuyan her arkadaşımın en pansumanından en radikal cerrahi müdahaleye kadar mutlaka bir çözüm önerisi ve dikkat çekecek proje üretebileceğini biliyorum.&lt;br /&gt;Özer Özçetin üretebilir, Gürhan Oğuz üretebilir, Serenat, Anıl,Yusuf, Deniz, ……….&lt;br /&gt;            Üye listemizde adı geçen her arkadaşım üretebilir. Ancak bir sorunumuz var. Üretilen    projelerin hayata geçirilebilmesi için gereken yaptırım gücü yani iktidar karşımızda.&lt;br /&gt;Kurtla kuzunun uzlaşması için iyi niyet sadece kuzuda olur. Kurttan bekleyemezsiniz. Ama eğer siz de kurt olmayı becerebilirseniz en azından dişe diş bir mücadeleyi göze almak zorundadır diğer kurt.&lt;br /&gt;Ben kişisel olarak uygulama yetenek ve yetkisinin iktidarı zaten elde tutanlarda olduğu hiçbir projenin hayata geçebileceğine inanmıyorum. Barış içinde bir geçiş mümkün değildir. O halde izlenmesi gereken yol ne olmalıdır?&lt;br /&gt;Süreci geri döndürme olanağımızın artık olmadığı ancak tüm bu endüstriyel ele geçirme eyleminin yumuşak karnının pasif durumda ki biz milyonlara dayandığını bilerek, onları ancak ele geçirmek istedikleri varlığın özünü boşaltarak engelleyebileceğimize inanıyorum. Beşiktaş’ın özü kulüp binası, tesisler, spor takımları, kasada ki paraları şusu busu değil taraftarıdır. Beşiktaş’a uluslar arası düzeyde prestij ve değer kazandıran da taraftarıdır. Taraftarı olmadan Beşiktaş Jimnastik Kulübü bizim İzmir’de ki Damlacık spor kulübünden farksız içi boş bir kabuktur. Deniz salyangozları kabukları hasar gördüğü zaman onu terk eder ve kendini başka bir kabuğa yerleştirir. Geride kalan görünüş olarak eski salyangoz sanılsa da değildir.&lt;br /&gt;Beşiktaş Spor Kulübü şemsiyesi altında dünyanın en büyük amatör takımını hayata geçirebilse bu taraftar.. Sadece kişisel eşyalarını toplayarak evi terk edebilse. Nedir bunlar? Siyah-Beyaz bizimdir. Amblemimiz zorlansak da bizimdir, Kartal bizimdir ve en önemlisi Beşiktaş ismi bizimdir.&lt;br /&gt;Tüzüğünü değiştirilemez maddelerle donatıp en alttan hayata başlasa, terk edilen içi boş kabuğun ne kadar daha ayakta kalabileceğini, arkası boşalmış tahta perdenin azgın sermaye savaşına daha ne kadar direnebileceğini tahmin ediyorsunuz?&lt;br /&gt;İşte bu başarılabildiği, onbeş milyon Beşiktaş taraftarı gerçek anlamda son barikatın arkasına geçtiği zaman kurtla kurt olarak dişleşme yeteneğimiz ancak o zaman olabilir . Kangren olmuş kola pırlantalar takmak acımızı hafifletmez. Kesip atmak gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-5552850982557945110?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/5552850982557945110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=5552850982557945110' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5552850982557945110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5552850982557945110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/dertler-zmler.html' title='Dertler-çözümler...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-3496091258755142020</id><published>2008-07-08T14:58:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Çarşı üzerine (5)</title><content type='html'>Beşiktaş taraftarı, muadili olan diğerleri ile aynı süreçten geçti geçmesine ancak sahneye çıkışı sanatçı kapısından olmadı. Hatta sahneye bile çıktığı söylenemez. Gösterinin devam ettiği sahnenin dekoru arkasında ayrı bir gösteri kendiliğinden gelişince gözleyen, izleyenlerin dikkatleri de sahne arkasına yöneliverdi haliyle.&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim bu sürecin önceden planlanan hedeflere varabilmesi için işlenen materyal, diğer ikisi irdelendiğinde doğru materyaldi. “Endüstriyel futbolun istediği, sorun çıkartmayan, stadyumu istenilen şekilde kullanan, ürünleri iştahla tüketen, yönetimler ile mesafeli duran taraftar olmak…” İşte bu ifadelerle tanımlanan mamul maddenin hammaddesi diğerlerinde cuk otururken, Beşiktaş taraftarı önce sınıfsal genetiği sonra da Şeref Beyler, Hakkı Kaptanlar ve son olarak Süleyman Seba ile süregelen düzenli aşılamaların bünyede oluşturduğu antikorlar tarafından belli oranda korunmayı becerebilmiştir. Serdar Bilgili ve Yıldırım Demirören eliyle uygulanan endüstriyel-modern genetik mühendisliği bünyede bir takım arazlar yaratmış olsa da öz aynen kendini korumayı bilmiş ve itirazını sürdürebilmiştir. &lt;br /&gt;Çarşı, bir taraftar grubu olarak bu özden beslenip Beşiktaş taraftarının muhalif kimliğini dışa vurmayı iyi becerdi doğrusu; öyle ki, bir süre sonra tüm Beşiktaş taraftarı kendisini çarşı olarak ifade etmeye başladı. Bu durum bazen pratik, bazen duygusal ve bazen de kişisel sorunları ön plana çıkardı. Çarşının pratik sahipleri olan dar bir kitle ile felsefi anlamda sahipleri olduğunu düşünen/sanan geniş kitleler arasında bir anlaşmazlığın sıkıntıları sık sık su yüzüne çıkmaya başladı. Sorun kısaca şuydu artık; Çarşı kimdir? Bir Beşiktaş taraftar grubu mu, yoksa tüm Beşiktaş taraftarının genel adı mı? &lt;br /&gt;Ben burada meseleye sadece ve sadece en genel manada Beşiktaş taraftarının her türlü özel/genel, gizli/açık ilişkilerden alesta olarak salt duygularıyla yaklaştığı açıdan yaklaşabiliyorum çünkü ben, en genel manada bir Beşiktaş taraftarıyım. Benim için çarşı sahip olduğumuz tribünlerin gür sesi, milyonlarca taraftarın (yani benim) gözler önündeki temsilcisi ve benim bayraktarlığımı yapmasından gurur duyduğum duygusal anlamda kendimi ait hissettiğim bir felsefenin adıydı. Bu taşınması çok ağır ve paylaşılması gereken bir yüktü ama taşınamadığı gibi paylaşılmaya da yanaşılmadı. &lt;br /&gt;“kendi ahlakı, kendi vicdanı olan, en azından tribündeki duruşları ile iyicil bir muhalefet gösteren, sürekli ilerleyen bir ruh hali olan, kendine özgü organizma” tanımı Beşiktaş taraftarını tarif eden bir tanımdır.  Çarşı liderlerinin tribünden çekilmesi bir yana çarşının tribünlerden çekilmesiyle dahi yok olabilecek bir şey de değildir. Beşiktaş taraftarının varlığını ve duruşunu besleyen unsurlar yukarıda da sözünü ettiğim genetik yapı ve yapılan doğru aşılardır. Bunu ortadan kaldırabilmenin mekanizmaları bir basın toplantısından çok daha geniş, toplumsal bir çap ister. Bu da ancak ihtilal olurdu ki ihtilali kime karşı yapacaksınız? İhtilalcilere karşı mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-3496091258755142020?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/3496091258755142020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=3496091258755142020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3496091258755142020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3496091258755142020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/ar-zerine-5.html' title='Çarşı üzerine (5)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-5509997801149195327</id><published>2008-07-08T14:57:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.813+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Çarşı üzerine (4)</title><content type='html'>“Evet bazen güç senin dışında senin eline geçer o anlarda ya iktidar ve gücün şevkine kapılır yüzüğü kullanmaya başlarsın ya da, bence doğru olan, ondan uzaklaşır daha objektif daha içten bakmaya çalışırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ikincisini tercih edenlerden olduğumu düşünüyorum.. :Çünkü güç ve iktidar aynı zamanda sorumluluk demektir de ve onun altına girmek de hayatını bir başka hale çevirmeyi gerektirir.. en azından kendi adıma bunu istediğimi sanmıyorum..   Maçın ertesi günü ev kirası.. okul harçlığı.. ekmek parası v.s. peşine düşenlerin hayatlarını tribüne veya çarşıya adamaya şansı yoktur..!” &lt;br /&gt;Söylemler bu yöne doğru kaydığında farkettim ki ortada, ben ve sanırım benim gibi ortamdan fiziki uzaklıkları olan arkadaşların farkında olamadığı başka bir mesele var. İktidar meselesi...&lt;br /&gt;Kendi efkarımca Çarşı’nın yapısal özellikleri, sevk ve idaresi, ilkelerinin tesbiti ve yönlendirilmesi ile mücadele pratiklerinin, bunun hiyerarşisinin, tamamen –en azından benim- dışımda cereyan eden hususlar olduğunun bilincindeyim. Bu zor ve çetrefil yolda verilen mücadeleyi saygı, sevgi ve hayranlıkla izlemekteyim. Kendimi dahil hissettiğim ya da hissetmeyi arzu ettiğim durum ise sadece ve sadece mücadelenin özü ve felsefesidir. Kendi adıma sahip olmak  ya da dahil olmak gibi bir kaygı taşımamakta , Çarşı’nın popülaritesinin kuyruğunda organik bir kıl olma çabam da bulunmamaktadır. Benim gibi düşünen sayısız arkadaşımın da bu yönde düşündüklerini ve bu yönde kelam etmeye çalıştıklarını görüyorum. &lt;br /&gt;İşte bu düşünce ve kelamın iktidar mücadelesi gibi algılanması sanırım asıl sorunumuzmuş meğer. Bunca zaman farkına varamadığımız bam teli burada gerilmiş de gerilmiş. Bizler “Çarşı ulan!!” dedikçe bizlere “Hadi uleen!!” denilmesi bu nedendenmiş de anlayamamışız.&lt;br /&gt;Şimdi ben kendi derdimin dert olmadığını, meselelerin bizim bu küçük sıkıntılarımızın çok çok dışında ve üstünde geliştiğini yeni anlamış bulunmaktayım iyi mi?&lt;br /&gt;Meğer bünyelerin birbirine yakın durduğu ortamlarda bir ele geçirme, sahip olma, bir iktidar mücadelesi verilmekteymiş. Birinin tökezlediği yerde fırsatlar alenen ortaya dökülmekte ve kapanın elinde kalabilmekteymiş. Asıl mücadele ise bu ortalığa dökülen fırsatları kapmaya çalışanlarla onlara engel olmaya çalışanlar arasında verilmekteymiş. Ooof of ki hem de ne off!!...&lt;br /&gt;Benim kendi adıma bu tür bir mücadeleyle organik ya da inorganik hiçbir ilgim, niyetim olmadığı gibi hiçbir hevesim de bulunmamaktadır. Daha önce de belirttiğim gibi; Benim meselem Sadece Beşiktaş’tır. Sahip olduğum Beşiktaş taraftarlığı rütbesini hiçbir kurum, kuruluş ya da kişinin icazeti ve inayeti ile almadığım gibi hiçbir kurum, kuruluş ya da kişinin söz söyleyebilme alanında da görmem. &lt;br /&gt;Kendi söz söyleme alanım ise Beşiktaş’lılık duruşu ve felsefesi ile sınırlıdır; Gayrisiyle işim olmaz. Eğer ki gün gelir de bir iktidar mücadelesi içerisinde yer almam gerektiğini hissedersem de bu, sınırlı tribünler ve onun kültürünün çok daha dışında, kültür ve aidiyetine çok daha hakim olduğuma inandığım bir alanda olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-5509997801149195327?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/5509997801149195327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=5509997801149195327' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5509997801149195327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5509997801149195327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/ar-zerine-4.html' title='Çarşı üzerine (4)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-8583247013837765933</id><published>2008-07-08T12:39:00.001+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.814+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çarşı'/><title type='text'>Çarşı üzerine (3)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHM2BHhyQFI/AAAAAAAAABU/ziD5Lr-Rygk/s1600-h/avatar_xl.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 165px; height: 164px;" src="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHM2BHhyQFI/AAAAAAAAABU/ziD5Lr-Rygk/s320/avatar_xl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220575785881059410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;“Evet bazen güç senin dışında senin eline geçer o anlarda ya iktidar ve gücün şevkine kapılır yüzüğü kullanmaya başlarsın ya da, bence doğru olan, ondan uzaklaşır daha objektif daha içten bakmaya çalışırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ikincisini tercih edenlerden olduğumu düşünüyorum.. :Çünkü güç ve iktidar aynı zamanda sorumluluk demektir de ve onun altına girmek de hayatını bir başka hale çevirmeyi gerektirir.. en azından kendi adıma bunu istediğimi sanmıyorum..   Maçın ertesi günü ev kirası.. okul harçlığı.. ekmek parası v.s. peşine düşenlerin hayatlarını tribüne veya çarşıya adamaya şansı yoktur..!” &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Söylemler bu yöne doğru kaydığında farkettim ki ortada, ben ve sanırım benim gibi ortamdan fiziki uzaklıkları olan arkadaşların farkında olamadığı başka bir mesele var. İktidar meselesi...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Kendi efkarımca Çarşı’nın yapısal özellikleri, sevk ve idaresi, ilkelerinin tesbiti ve yönlendirilmesi ile mücadele pratiklerinin, bunun hiyerarşisinin, tamamen –en azından benim- dışımda cereyan eden hususlar olduğunun bilincindeyim. Bu zor ve çetrefil yolda verilen mücadeleyi saygı, sevgi ve hayranlıkla izlemekteyim. Kendimi dahil hissettiğim ya da hissetmeyi arzu ettiğim durum ise sadece ve sadece mücadelenin özü ve felsefesidir. Kendi adıma sahip olmak  ya da dahil olmak gibi bir kaygı taşımamakta , Çarşı’nın popülaritesinin kuyruğunda organik bir kıl olma çabam da bulunmamaktadır. Benim gibi düşünen sayısız arkadaşımın da bu yönde düşündüklerini ve bu yönde kelam etmeye çalıştıklarını görüyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;İşte bu düşünce ve kelamın iktidar mücadelesi gibi algılanması sanırım asıl sorunumuzmuş meğer. Bunca zaman farkına varamadığımız bam teli burada gerilmiş de gerilmiş. Bizler “Çarşı ulan!!” dedikçe bizlere “Hadi uleen!!” denilmesi bu nedendenmiş de anlayamamışız.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Şimdi ben kendi derdimin dert olmadığını, meselelerin bizim bu küçük sıkıntılarımızın çok çok dışında ve üstünde geliştiğini yeni anlamış bulunmaktayım iyi mi?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Meğer bünyelerin birbirine yakın durduğu ortamlarda bir ele geçirme, sahip olma, bir iktidar mücadelesi verilmekteymiş. Birinin tökezlediği yerde fırsatlar alenen ortaya dökülmekte ve kapanın elinde kalabilmekteymiş. Asıl mücadele ise bu ortalığa dökülen fırsatları kapmaya çalışanlarla onlara engel olmaya çalışanlar arasında verilmekteymiş. Ooof of ki hem de ne off!!...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Benim kendi adıma bu tür bir mücadeleyle organik ya da inorganik hiçbir ilgim, niyetim olmadığı gibi hiçbir hevesim de bulunmamaktadır. Daha önce de belirttiğim gibi; Benim meselem Sadece Beşiktaş’tır. Sahip olduğum Beşiktaş taraftarlığı rütbesini hiçbir kurum, kuruluş ya da kişinin icazeti ve inayeti ile almadığım gibi hiçbir kurum, kuruluş ya da kişinin söz söyleyebilme alanında da görmem. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kendi söz söyleme alanım ise Beşiktaş’lılık duruşu ve felsefesi ile sınırlıdır; Gayrisiyle işim olmaz. Eğer ki gün gelir de bir iktidar mücadelesi içerisinde yer almam gerektiğini hissedersem de bu, sınırlı tribünler ve onun kültürünün çok daha dışında, kültür ve aidiyetine çok daha hakim olduğuma inandığım bir alanda olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-8583247013837765933?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/8583247013837765933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=8583247013837765933' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8583247013837765933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/8583247013837765933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/ar-zerine-3.html' title='Çarşı üzerine (3)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHM2BHhyQFI/AAAAAAAAABU/ziD5Lr-Rygk/s72-c/avatar_xl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-4469966219246908494</id><published>2008-07-07T22:10:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.815+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Çarşı üzerine (2)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJqNxh5FAI/AAAAAAAAABM/xN0-C7t0eO0/s1600-h/avatar_xl.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 165px; height: 163px;" src="http://bp0.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJqNxh5FAI/AAAAAAAAABM/xN0-C7t0eO0/s320/avatar_xl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220351702942159874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş’ı ilk kez hecelemeye başladığımda o 60 yaşındaydı. İlk kez mabedde izlediğimde ise 75 ine gelmekteydi. Öğrenci sıfatıyla kendimi semte ilk attığımda aldığım ilk nefesi halen hatırlamaktayım. Sonra ki beş yılım Ihlamur (ev)-Akaretler (okul)-Dolmabahçe (tarife ne hacet ki) üçgeninde aktı gitti.  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Çarşı ise kızımla birlikte doğdu. Önceleri fazla dikkat çekmeyen bu taraftar grubu gerek kendini ifade biçimiyle olsun, gerekse de verdiği kapalı tribün mücadelesi ile olsun öne çıkmak için fazla beklemedi. Öyle ki artık milyonlarca Beşiktaş’lı kendi ifadesini Çarşı’nın yarattığı dinamizm içerisinde bulmaya başladı; Tabii ben de...&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Çarşı’nın tarzı ve ambleminde kullandığı kilit harf bazı kafaları karıştırmadı değil. Gerek sloganlarında ki sol esintiler, gerek 80 öncesi devrimci marşların uyarlanarak tribünlere taşınması ve gerekse de toplumsal duyarlılığı, bu grubun sol dünya görüşü ile etiketlenip sınıflanmaya kalkışılmasına yol açsa da bu durumun eşyanın tabiatı gereği olduğu gerçeğine yavaş yavaş varılmaya başlandı. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Sol, siyasi bir kavram ya da yön olmayıp hayatın doğal akışı sırasında kendine açtığı yataktan ibarettir. Her kim ki kendini bu doğallığa bırakır ve direksiyonu tali yollara ya da paralı otobanlara doğru kıvırmazsa kendini bulacağı yatak zaten işte bu yataktır; Yani bu yatak solun bizatihi ta kendisidir. Çarşı’nın yaptığı da tam olarak budur. Bunun çarpıcı bir örneğini birkaç gün önce yine bir forumda görmüştüm. Bir kardeşimiz kendini A.Türkeşin görüşlerine yakın hissetmesine karşın tribünlerde ki sol slogan ve marşları hem de duygulanarak haykırdığını ifade etmiş. Kendi adıma en çok etkilendiğim yazılardan biriydi. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;İşte mevzuu budur. Siyasi olarak kendini solda görmeyen bir kardeşimiz Çarşı’nın tribünlerde kendisini sürüklediği hayatın asıl yatağında yürümekten hiç de rahatsız olmuyor, aksine heyecanla  koşturuyorsa fazlaca  izahata gerek olmadığını düşünüyorum.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Şimdi asıl meramımı demek isterim. Son dönemde oluşan bir takım adli vukuatın ardında ki adi ya da derin gerçekleri bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum. Yalnız beni oldukça rahatsız eden, ötesi üzen bir durum ortaya çıktı ki ona da değinmem gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Çarşı, kendi içerisinde doğal bir hiyerarşisi olan (olması da gereken) bir yapılanmaya sahip. Anlayışla karşılanması şart olan bir durum da yönetilmesi çok çok zor bir yapılanma olduğu gerçeği. Dernek olursunuz, üyeleriniz olur, tüzüğünüz-kurallarınız olur yönetirsiniz. Ancak böyle bir oluşumun yürümeyi seçtiği yol, çalı çırpıya takılmadan, çamura basmadan ya da taşa takılmadan yürünecek bir yol değildir. İşin içindekilerin tümüne Allah kolaylıklar versin ve yolları açık olsun.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Ben ve benim durumumda ki milyonlarla ifade edilebilecek büyüklükteki  bir kitle, Beşiktaşlı olmanın, doğal bir Çarşı mensubu olmakla aynı anlama geldiğini düşünür. Bu durum arada sırada tatsız durumları ortaya çıkarma potansiyeli taşısa da genel olarak büyük bir kabul ediştir bu ve inkarı da bir o kadar zordur.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Şimdi demem o ki... Kendini, Beşiktaş’lı olmakla doğal bir Çarşı mensubu gibi gören bir çok kardeşimiz üzerlerine yönlendirilmiş müthiş bir bilgi kirliliği yağmuru altında hayal kırıklıkları yaşayarak dayanaksız yorum ve ithamlarda bulunabiliyorlar. Bunları önlemenin yolunu ilgili ve sağduyulu kişiler bulabilirler ve bulmalıdırlar mutlaka ancak bu yol, kırıcı, küçümseyici ve hatta dışlayıcı olmamalıdır diye düşünmekteyim. Tribün emekçilerinin emeklerine ve bu yolda yapılan tüm feda ve fedakarlıklara saygımız büyüktür. Ama otuz bin kişilik tribünlere kendini çeşitli sebeplerle sığdırmayı beceremeyen milyonlarca Beşiktaş’lıyı dışlamak, onları televizyon taraftarı, lay lay lomcular, çekirdekçiler, sanal ortam demokrasisi yorumcuları, Çarşı’lılıkları kendinden menkul adem babalar olarak görmenin de yukarıda sözünü ettiğimiz yol yatağına yakışır söylemler olmadığı inancındayım. Alınganlığımı bilen bilir. Bu şimdi yine kendine pay çıkarmış diyenler de olacaktır mutlaka ama ben tutkulu bir aidiyet duygusuyla yorum yapan özellikle genç kardeşlerimizin bu şekilde azarlanmasından ve korkutulmasından duyduğum huzursuzluğumu yine de belirteceğim. Sanal ortamın demokrasisinden cesaret alıp sallamanın ötesinde acımasız dezenformasyonun etkisiyle uğradıkları hayal kırıklıklarının tedavisi daha bir bize yakışır olmalıdır demekteyim. Gerçekler mutlaka sonunda ortaya çıkacaktır; Eminim bundan. Ancak unutmayalım ki gecikmiş gerçekler geldiklerinde yerlerinde oturan zorba yalanlarla karşılaştıklarında onları oradan kaldırmak pek kolay olmayabilir.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Sözün özü; Eğer ki Çarşı’nın sahipleri varsa ve kendilerini Beşiktaş taraftarının en dinamik taraftar örgütü, onun eylemci kanadı olarak görüp de geride kalanların, yani bizlerin fazla vıdı vıdı etmeden kendilerini izlemekle yetinmemizi istiyorlarsa bunu beyan ederler ve biz de ne olup olmadığımızı iyice bir anlarız, etliye sütlüye karışmayız. Yok Beşiktaş taraftarının adıysa Çarşı, o zaman her Çarşı mensubunun yani her Beşiktaş taraftarının hak ettiği saygıyı talep ediyorum bu konuda söz söyleme yetkisi olanlardan.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Benim Beşiktaş’lılığım, ruhu şad olsun Mehmet Işıklar kardeşimizin G.Saray tribünlerinde döner bıçağıyla tek başına oturan yanından değil belki ama onun baktığı onlarca sokak köpeğinin ve cezaevi koşullarında beslediği gariban kedi yavrusunun gırtlağından gelmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;                   &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;span style=""&gt;Benim meselem Sadece Beşiktaş’tır&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-4469966219246908494?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/4469966219246908494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=4469966219246908494' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4469966219246908494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/4469966219246908494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/ar-zerine-2.html' title='Çarşı üzerine (2)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJqNxh5FAI/AAAAAAAAABM/xN0-C7t0eO0/s72-c/avatar_xl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-5223156450009487330</id><published>2008-07-07T22:05:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.815+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Çarşı üzerine (1)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJpVNHTbjI/AAAAAAAAABE/g_L_Powa3fU/s1600-h/avatar_xl.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 164px; height: 163px;" src="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJpVNHTbjI/AAAAAAAAABE/g_L_Powa3fU/s320/avatar_xl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220350731094289970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğer iki takımın, kendi kimliklerini ifade ediş biçimleriyle doğru orantılı olarak etraflarında biriktirdikleri taraftarın profili, Ülke insanının çoğunun sağcı olduğu tesbitini doğrular nitelikte; Çünkü bu iki takımın taraftar toplamı zaten ülke çoğunluğunu teşkil ediyor.&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Diğerlerinden farklı olarak bir semt takımı, hem de emekçi ağırlıklı bir semt takımı olan Beşiktaş'ın bünyesinde doğal olarak ortaya çıkan taraftar grubunun muhalif bir tavrı olması gerekirdi ki öyle de oldu görüldüğü üzere.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Solcu olmak için birtakım ideolojik formatların, karmaşık felsefi ve ekonomik tahlillerin labirentlerinde tedrisat yapmak ve çıkış yolları aramak, pabuç eskitmek gerekmeyebilir. Bu işin bildiğiniz üzere bir de ruhu vardır. Bu ruh, emekçinin genetiğinde ki sezgi yeteneği ile kendini, devrim yapmak sorumluluğu taşımayan geniş tabanlı bir örgütlenmenin tribünlerinde ifade ediyorken de bulabilir.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Sol olmanın temel kriterlerinden olan muhalif olma güdüsü türkçe ifadesiyle "Herşeye karşı" olmanın bayrağını kırmızı yerine siyah beyaz olarak da taşıyabilir.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bu gerçek ,"Biz solcular" ın dikkatini çekerek hoşlanmalarına da sebep olabilir. Ama solun tapusunu ya da ruhsatını kimseye sunmadığı gibi inkar hakkını da kimseye vermez.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Solcu birinin diğer takımlar yerine Beşiktaş'ı tutması gereği gibi basitleştirilmiş bir tesbitin rasyonel açıklamasına buradan başlayabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bir spor gazetesinde yazan G.Saray'lı bir yazarın, "Hepimizin içinde biraz Beşiktaş'lılık vardır" diyebilmesini sağlayan işte bu muhalif tavırdır.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Çarşı grubu olarak vücut bulmuş olan arkadaşlar gerek Beşiktaş'ın ve gerekse de bu ülkenin sosyolojik tarihine büyük bir katkıda bulunmuş olmanın şerefini taşımaktadırlar.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;"Çarşı" ismi artık sadece (her ne kadar bazı doğal üyeler kabullenmekte bir parça kıskanç davransalar bile) Beşiktaş semtinin takımını destekleyen bir tribün yapılanmasının adı olmaktan çıkmış ve yurt çapında tüm Beşiktaş taraftarının adı olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-5223156450009487330?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/5223156450009487330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=5223156450009487330' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5223156450009487330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/5223156450009487330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/ar-zerine-1.html' title='Çarşı üzerine (1)'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJpVNHTbjI/AAAAAAAAABE/g_L_Powa3fU/s72-c/avatar_xl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-3505832893077917185</id><published>2008-07-07T22:00:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.816+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Biz kimiz?..</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJoJavOWSI/AAAAAAAAAA8/0qdZ2JJb7hE/s1600-h/bahgeliyo3fn4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJoJavOWSI/AAAAAAAAAA8/0qdZ2JJb7hE/s320/bahgeliyo3fn4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220349429081332002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="postbody"&gt;“Kırk yıllık Beşiktaş'lı olmak" deyiminin "Gerçek" biz öznesi olarak, Beşiktaş'lı kardeşlerimi selamlıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Atadan,dayıdan,amcadan ya da tesadüfen, kendinizi bir camianın taraftarı olarak ifade edebilir ve bunu yıllarca sürdürebilirsiniz. Bunu kimliklerinin bir parçası olarak görenler ve hatta bizzat kimlik olarak taşıyanlarınız da olabilir; benim gibi.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;O zaman, "okumuş" ve "romantik sosyolog" kılıklı biri çıkıp, sizin kendisini ancak bir camianın kalabalık gücü içerisinden güç alarak tanımlayabilen, aklından çok sezgileri ve tutkularıyla hareket eden ve daha çok orta beynini kullanan bir "güruhun" üyesi olduğunuz yolunda ki gayet "akilane" yorumlarına muhatap olabilirsiniz; belki de olmuşsunuzdur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Meramım, kırk yıllık Beşiktaş'lılığın hesabını karıyla-zararıyla vermek ve bu yolla kendimi siz kardeşlerime tanıtmaktan ibarettir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;İşin aslı, kendimizi ifade ederken Beşiktaş'lı olmayı kimliğimiz olarak seçmedik. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Yıllar boyu oluşturduğumuz canlıya dair, dünyaya dair, hayata dair değerlerimizi üstüste koyarak, düşene omuz vererek, utanana arkamızı dönerek, yok sayılanın arkasında belirip önüne geleni yutarak şişenlerin karşısında sipsivri bir kılıç gibi durarak kim olduğumuzu belirledik. Ne olduğumuzu anlamaları için de kendimize "Beşiktaş'lıyız" dedik. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Bundan sonradır ki kelamımız hep bu vezinde edildi, şarkılarımız bu makamda yazıldı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Bu, bilinmeyeni olmayan bir denklemdir. Çözebilmek için, ne denli büyük ve uzun olursa olsun, sadece eğitim yeterli değildir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Öyle doğmak lazımdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;Biz, büyük olmayı "çok" olmak, önüne her geleni ezebilmek, görgüsüz hezeyanlarını tatmin için herşeyin ve herkesin alınıp satılabildiği ortamları yaratıp sonra da oradan beslenmek olan ve tapınılası tek değeri sadece ve sadece "güç" olarak görenlerin yer aldığı tribünün tam karşısında, Eto'o ların,satürnlerin,Pakistan'lı bebelerin, Irak'lı dedelerin, Latin Amerika'lı işçilerin,siyahların-beyazların,kızılderililerin-eskimoların-çingenelerin,pazar malı ucuz beyaz pamuklusunun üzerine siyah şeritler diktirerek mahalle maçına çıkan veletlerin, o ucuz formayı o velete etiketini koymadan diken komşu teyzenin, topumuzu bize bedeli ruz-ı mahşerde ödenecek bir "borç" karşılığı veren bakkal amcanın, sözün özü "Halkın Takımı" yız. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-3505832893077917185?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/3505832893077917185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=3505832893077917185' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3505832893077917185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/3505832893077917185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/krk-yllk-beiktal-olmak-deyiminin-gerek.html' title='Biz kimiz?..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJoJavOWSI/AAAAAAAAAA8/0qdZ2JJb7hE/s72-c/bahgeliyo3fn4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-1147545923901755631</id><published>2008-07-07T21:57:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.816+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Kulüp nasıl yönetilir?..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJnkigA-KI/AAAAAAAAAA0/9Grd0WJn5Uw/s1600-h/bahattin3zm8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJnkigA-KI/AAAAAAAAAA0/9Grd0WJn5Uw/s320/bahattin3zm8.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220348795509864610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Bilanço, aktif,pasif kelimeleri neyi anlatır?. İşinizi yapmanız için gerekli değerleriniz aktif ve bu değerlerin karşılığını izah eden açıklamalar da pasifte yer alır. Örneğin;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;100 Liralık limonla pazarda tezgah açtınız. Size soruyorum; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Kardeşim, bu limonları nasıl aldın?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-50 lira bende vardı (Öz sermayeniz), 50 lirada arkadaştan borç aldım abi. (Kredi borçlarınız)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Bu bilançoda aktifiniz 100 lira karşılığı limon, pasifi ise 50 lira öz sermaye 50 lira da borç. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Şimdi siz bu limonları 150 liraya satarsanız borcunuzu öder ve öz sermayenizi ikiye katlarsınız. İkinci kez kalan 100 lirayla aldığınız limonları 150 liraya sattığınızda kalan 50 lira sizin karınızdır. Yapın yatırımınızı artık.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Diyelim ki başkanla görüşme olanağı bulduk ve soruyoruz kendisine;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Sayın başkanım. Bizim kulübün bilançosuna bir bakalım. Aktifimizde ne var?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-yüz milyonluk futbolcu var.(Kayıtlı bonservis bedelleri)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Peki bunu nasıl aldık biz? (Yani pasif nedir?)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-10 milyonluk değer altyapıdan yetişti. (Yani öz sermayemiz bu)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Eee...? 90 milyon nerden çıktı?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Kasada 20 vardı; Havuz geliri,futbolcu satışı,tribün geliri derken 40 milyon geldi,&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-30 milyon?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-O da bankaya borç. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-İyi o zaman. Demek ki futbolcuların tamamını satsak, 30 milyon borcu ödeyip 70 milyon kara geçiyoruz. Bununla da borçsuz yeni bir takım kurar mıyız başkanım?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Kuramayız.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Niye?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Banka borcu 60 milyon. 40 milyon da bana var.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Nasıl oldu bu iş sayın Başkan?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Şöyle oldu; bir kere para verip aldığımız topçuları aynı fiyata satamadık. Hatta bir kısmı beleşe gitti. Bazı hocalara da tazminat ödedik. E.. yeni transferlerde ayrıca para.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Peki biz satarken para etmeyecek topçuları niye aldık?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Başarı kazanıp gelirleri artırmak için.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Hala niye alıyoruz?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Aynı sebepten.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Hocaya ne tazminatı bu?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Başarı gelmeyince kovduk keratayı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Peki başarı ?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Yok.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Ne olacak peki bu iş böyle? Başarı umuduyla borçlanıyoruz ama başarı ve dolayısıyla gelir artışı yok ortada. Biz bu borçları nasıl ödeyeceğiz başkanım?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Valla satacağız birşeyler.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Neler?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Valla yeni formalar çıkarıp çıkarıp size satarız. Yanında tonla ıvır zıvır satarız. Kombine satarız. Bilet satarız. Yayın haklarımızı satarız. Formaya sponsorlar alırız. Hatta formayı turuncu yapıp ülkere gömersek çok paraya satarız. Takımın adını satarız. Stadın adını satarız. Salonun adını satarız.Yönetim kurulundan koltuk satarız. O da yetmedi Fulya’nın gelecekte getireceği gelirleri peşin paraya satarız. Yetmedi kulübün hisselerinden birazını daha satarız.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Karşılar mı peki?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Karşılamaz çünkü yeni transferler yapıcaz arada. Yıldız futbolcu falan alıp forma satacağız.  &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Sonra? &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Sonra yetmezse yine ben cepten veririm.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Nereye varacak bu işin sonu?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;-Kulübü satarız..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;İşadamından tut yerli yabancı büyük sermaye şirketleri bu kadar yatırımı niye yaparlar bir kulübe dersiniz? Çünkü o kulübün arkasında bizim tanımımızla büyük Beşiktaş taraftarı, onların tanımıyla ise milyonlarca tüketicinin olduğu büyük bir Pazar var da ondan. Bir kulübün karlılık derecesi arkasında duran büyük taraftar kitlesiyle doğru orantılıdır. Taraftar her şey için para öder. Karşılık olarak da gönüllerinden geçeni görmek ister. Bu en basit tanımıyla sportif başarıdır elbette. Ülkenin en büyük sermaye gruplarından birini büyük bir verimlilikle yöneten bir işadamının toplam hacmi birkaç yüz milyon doları geçmeyen bir kurumugöz göre göre batırması söz konusu bile değildir. O halde sorun nerde? &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Sorun, adına endüstriyel futbol denilen şu yukarıda ki bilançonun yaratıcısının futbolla, kulüple falan değil arkasında ki büyük potansiyelle ilgilenmesinde yatıyor. Onları elde tutmanın yolu bağlı oldukları kulübü elde tutmaktan geçtiği açıktır. Yoksa birkaç yüz milyon dolar bunlar için çekirdek parasıdır emin olun. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Şimdi bizim, yani taraftarın da bir bilançosu var elbette. Bu bilançonun aktifinde olanlar yani varlıklarımız;&lt;/p&gt;  &lt;ol start="1" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style=""&gt;BJK ismi.&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal" style=""&gt;Siyah ve beyaz formamız.&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal" style=""&gt;armamız&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal" style=""&gt;Simgemiz kartalımız.&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal" style=""&gt;Beşiktaşlı duruşumuz.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Peki biz, Beşiktaş taraftarı olarak bu varlıklarımızı nasıl edindik? Yani pasifimiz nedir?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Pasifimizde öz sermayemiz olan 104 yıllık tarihimiz var. Peki karşılar mı? Karşılamaz çünkü en önemli varlıklarımızdan biri olan Beşiktaş’lılık duruşunu bizlere taşıyan Şeref Beyler, Baba Hakkı’lar, Ahmet Fetgeri’ler ve daha nicelerine olan gönül borcumuz var. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Bizim Bilançomuzda her dönem mutlak kar var. Bu kar asla şampiyonluk kupaları, bilmem ne zaferleri değil ama Beşiktaş’lı olmanın verdiği onur ve gururudur her daim kazancımız bizim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Peki ne olacak sahiden bu işin sonu? &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Bu işin sonunda; ya arkasına kendi öz sermayesi olan büyük taraftarını alan bir akil adamlar heyeti işe el koyar, üç-beş senelik şampiyonluk, zaferler, yıldız futbolcu geldi gelmedi stresinden uzak bir dönem yaşanır ve kulüp sırtlanların ağzından sökülüp alınır, ya da kıçı kırık birkaç şampiyonluk kupası, arkasında adı yazan bir takım emekli yıldızların lisanslı formalarını evladına bırakacağı miras sananların dışında kalanlar için gönül verdikleri takım yerine bir endüstriyel ucube, doymaz bir kar makinesine dönüşmüş olan bu şirketler kendi hallerine bırakılır. Kendi aramızda ki yapay kavgalarla, şununla bununla uğraşmaktan vazgeçilip taraftarın kendi bilançosunda ki değerlerle işe en baştan başlanır. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yeni Ahmet Fetgeri’ler, yeni Şeref Beyler, Baba Hakkı’lar elbette bulunur. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-1147545923901755631?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/1147545923901755631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=1147545923901755631' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1147545923901755631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/1147545923901755631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/kulp-nasl-ynetilir.html' title='Kulüp nasıl yönetilir?..'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJnkigA-KI/AAAAAAAAAA0/9Grd0WJn5Uw/s72-c/bahattin3zm8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2203016740779901527</id><published>2008-07-07T21:51:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:05:25.817+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstriyel futbol'/><title type='text'>Geri istiyorum...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJm0ZOGTmI/AAAAAAAAAAs/R90S7KZVwZE/s1600-h/bahgeliyo2lt6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJm0ZOGTmI/AAAAAAAAAAs/R90S7KZVwZE/s320/bahgeliyo2lt6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220347968385076834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Topumu geri istiyorum..&lt;/b&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Çocukken ben bir zamanlar.. Evimizin karşısında ki patlıcan tarlasında arkadaşlarımla oynadığım, mülkiyetini dengesiz cep harçlıklarımızın eşit ağırlıkta paylaştığı sibobu hava kaçıran meşin top var ya hani?.. İşte onu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;b&gt;Formamı geri istiyorum..&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;O sibobu hava kaçıran meşin topu istop ettiğim zaman, çocuk göğsümde orlon örgüsünün kıpkızıl izler bıraktığı, terimi emeceğine teşvik eden ve sırtında filanca memleketin plaka numarasının ya da falancanın uğurlu rakamının değil ama oynadığım mevkiin ne olduğunu anlatmayı becerebilen tek bir numaranın ve hemen üstünde de memleketin bütün hakanlarının adının yazdığı etiketsiz,logosuz, pazar işi forma var ya?.. İşte onu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;b&gt;Heyecanımı geri istiyorum..&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Hani yeteneklerimizin yetmemesine karşın, top tekniği yüksek sahte mahalle yıldızlarının işbirliği yaparak karşımıza çıkardıkları besili takımı, “top benden bir an önce gitsin” kaygısıyla ayağa pas yapa yapa yendiğimiz zaman  farkına vardığımız gariban dayanışmasının benzersiz heyecanı var ya?.. İşte onu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;b&gt;Kavgalarımı geri istiyorum..&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Ne yaparsan yap ama gücün yetmez de yenilginin hazımsızlığı ve çaresizliğin hain dürtüleriyle sert girdiğin karşı takım oyuncusuyla küfürleşerek toz toprak yuvarlandığın kavgalar var ya?.. İşte onu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;b&gt;Gazozomu geri istiyorum..&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Maç bittikten sonra terinle birlikte soğuyan öfkenin yerini hızla doldurmaya başlayan utanç ve pişmanlığını da soğutmak için az önce kapıştığın karşı takım oyuncusu kardeşinle, mahalle bakkalının boş kasaları üzerinde içtiğin sade gazoz var ya?.. İşte onu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;b&gt;Ayakkabılarımı geri istiyorum..&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Bir zamanlar, top oynayan halk çocuklarının ortak sponsoru olan, hepsi aynı model, hepsi sadece siyah ve ilk bayram geçtikten sonra istisnasız hepsinin burun derileri top tepmekten aşınmış, Sümerbank’ın taş gibi ayak vuran ayakkabıları var ya hani?..İşte onu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;b&gt;Ve…Oyunumu geri istiyorum..&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Adı her ne kadar ayaktopu olsa da kendisi bir zamanlar bizzat elişi olan, teşhiri için besili desteklerin, devasa arenaların değil, henüz imar planı yapılmamış arsaların yeterli olduğu;  aidiyetinin holding defter-i kebirlerinin aktifinde değil, bizzat taşıdığı bedenlerin yüreğinde kayıtlı olan kasların işlediği elişleri var ya?.. İşte onu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Topumu aldınız…Formamı aldınız.. Heyecanımı aldınız.. Kavgalarımı aldınız.. Gazozomu aldınız.. Ayakkabılarımı aldınız.. Oyunumu aldınız.. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Ama birşeyi unuttunuz.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Onu size asla söylemeyeceğim; Asla öğrenemiyeceksiniz ne olduğunu..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Sadece ve sadece zamanını bekleyin.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Zamanı gelince göreceksiniz..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2203016740779901527?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2203016740779901527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2203016740779901527' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2203016740779901527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2203016740779901527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/geri-istiyorum.html' title='Geri istiyorum...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_R0zXl4GMEhs/SHJm0ZOGTmI/AAAAAAAAAAs/R90S7KZVwZE/s72-c/bahgeliyo2lt6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-59549102816087646</id><published>2008-07-07T21:17:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:04:22.972+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><title type='text'>Yabancılaşma...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;İnsanların karşılıklı alışveriş eylemi içerisinde bir arada olmaktan kastettikleri şeye sosyal yaşam deniliyorsa, ben tam burada yaşamdan müstafi sayılmaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma çürüğe ayrılma yada erken terhis de diyebilirsiniz. Böyle konuşlanıldığında, düşünmek, fiili enerji tasarrufu açısından en yararlı eylem olmaktadır; hiç kuşkunuz olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de yararsız birikimleriniz eğer gereğinden çok daha fazlaysa, önünüzde son derece geniş bir slalom alanı kalmaktadır ki boş boş otururken yapılabilecek en uygun iş bu alanda alabildiğince kıvırtmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz böylesine turlarken, karşınıza çıkabilecek eski bir dostla istediğiniz sohbeti, istediğiniz uzunlukta yapabilme özgürlüğünüz vardır. Hatta bir süre sonra onları, birlikte bir akşam yemeğine bile davet edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede mi?.. Yaşamınız bomboş…. İstediğiniz herhangi bir yerinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar delilik kavramı yoktu insanlar arasında. “Farklı algılar” vardı ve söze dökülmek üzere kurulmamış sözcüklerle konuşuyorlardı; Hiç bilinmeyen ama anlaşılabilen sözcüklerle…Kumun üzerinde ki izlerin değil ama o izleri bırakan figürlerin sözcükleri…Aklın ışığından korunmak için bilincin derinliklerine saklanan gölgenin sözcükleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi o bilinçle birlikte aklı da geride bırakarak kendi bütünlüğüne karışmak üzere geriye, herşeyi örten kalın tarih tabakasının en alt sınırına doğru gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, geriye gittikçe daha bir soğur. Işığın yutulduğu, aklın ağır ağır yitirildiği sakin devinimli bir yoldasındır ve üşüdüğün sürece bil ki yol doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhakemenin dayanılmaz cazibesi, aklın hükmetme şenliklerinde verilen hükmün taç olarak kafamıza geçirilmesi ile son buldu. “Durum” un üzerine kesif bir sis tabakası gibi çöken muhakeme gücü her zaman ”durumu” hissetmemize engel olmuştur. Karanlığa hüküm sıkan bu silahın gücü karşısında çaresizliğimizin anıtı olan aklımız, son derece cesur olup kaçmamakta direndiği sürece tacımız parıldamayı sürdürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler, tebaası olmayan krallar kitlesiyiz. Krallık her birimize teker teker hükmedildi ve hüküm giymiş krallar kitlesi olarak ilk işimiz tacı en çok parlayanları peygamber atamak oldu. Bu peygamberler aklın kutsal ışığında yazdıkları kutsal kitaplarıyla tarihimizi daha bir aydınlattılar. Daha bir aydınlanma daha parlak hükümler ve daha krallar yarattı ve onlarda daha peygamberlerini…&lt;br /&gt;Şimdi bizler, bu kez ümmeti olmayan peygamberler kitlesiyiz ve görevimiz tacı nurlu tanrılar atamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabacılaşmanın sonu, tarihin gerilerinde biryerlerde, “Büyük yarılma” sonucu açığa çıkan aklın ve onun ışığının geride bıraktığı karanlık bir çukurdadır. O büyük özdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yabancılaşma” denilen asıl olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük yarılmayla birbirinden ayrılan algıların anlaşılmaz dili "Büyük kapatılmaya" maruz kalmıştır. Bunun "Akıl" çerçevesinde yaratılan mazereti "Psikoloji bilimi!" dir ki Bu yeni peygamber öz olanı aklın ışığında gizlemekle görevlidir. "Yalnız" olması gereken insanı sosyalleşmeye zorlayarak özden uzaklaştırmaya ve ondan korumaya! çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük yarılma öncesinde konuşulan dili yeniden keşfetmek, onu anlamak ve "Yabancılaşma" olarak gösterilen karanlık çukurlarımıza geri dönmeyi başarabilmek.. Sanırım insanlığın sorunu bu.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-59549102816087646?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/59549102816087646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=59549102816087646' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/59549102816087646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/59549102816087646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/yabanclama.html' title='Yabancılaşma...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-6131167442468027373</id><published>2008-07-07T21:15:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:04:22.972+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><title type='text'>Felsefe: bir düşünme eylemi...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;İnsanların karşılıklı alışveriş eylemi içerisinde bir arada olmaktan kastettikleri şeye sosyal yaşam deniliyorsa, ben tam burada yaşamdan müstafi sayılmaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma çürüğe ayrılma yada erken terhis de diyebilirsiniz. Böyle konuşlanıldığında, düşünmek, fiili enerji tasarrufu açısından en yararlı eylem olmaktadır; hiç kuşkunuz olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de yararsız birikimleriniz eğer gereğinden çok daha fazlaysa, önünüzde son derece geniş bir slalom alanı kalmaktadır ki boş boş otururken yapılabilecek en uygun iş bu alanda alabildiğince kıvırtmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz böylesine turlarken, karşınıza çıkabilecek eski bir dostla istediğiniz sohbeti, istediğiniz uzunlukta yapabilme özgürlüğünüz vardır. Hatta bir süre sonra onları, birlikte bir akşam yemeğine bile davet edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede mi?.. Yaşamınız bomboş…. İstediğiniz herhangi bir yerinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar delilik kavramı yoktu insanlar arasında. “Farklı algılar” vardı ve söze dökülmek üzere kurulmamış sözcüklerle konuşuyorlardı; Hiç bilinmeyen ama anlaşılabilen sözcüklerle…Kumun üzerinde ki izlerin değil ama o izleri bırakan figürlerin sözcükleri…Aklın ışığından korunmak için bilincin derinliklerine saklanan gölgenin sözcükleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi o bilinçle birlikte aklı da geride bırakarak kendi bütünlüğüne karışmak üzere geriye, herşeyi örten kalın tarih tabakasının en alt sınırına doğru gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, geriye gittikçe daha bir soğur. Işığın yutulduğu, aklın ağır ağır yitirildiği sakin devinimli bir yoldasındır ve üşüdüğün sürece bil ki yol doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhakemenin dayanılmaz cazibesi, aklın hükmetme şenliklerinde verilen hükmün taç olarak kafamıza geçirilmesi ile son buldu. “Durum” un üzerine kesif bir sis tabakası gibi çöken muhakeme gücü her zaman ”durumu” hissetmemize engel olmuştur. Karanlığa hüküm sıkan bu silahın gücü karşısında çaresizliğimizin anıtı olan aklımız, son derece cesur olup kaçmamakta direndiği sürece tacımız parıldamayı sürdürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler, tebaası olmayan krallar kitlesiyiz. Krallık her birimize teker teker hükmedildi ve hüküm giymiş krallar kitlesi olarak ilk işimiz tacı en çok parlayanları peygamber atamak oldu. Bu peygamberler aklın kutsal ışığında yazdıkları kutsal kitaplarıyla tarihimizi daha bir aydınlattılar. Daha bir aydınlanma daha parlak hükümler ve daha krallar yarattı ve onlarda daha peygamberlerini…&lt;br /&gt;Şimdi bizler, bu kez ümmeti olmayan peygamberler kitlesiyiz ve görevimiz tacı nurlu tanrılar atamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabacılaşmanın sonu, tarihin gerilerinde biryerlerde, “Büyük yarılma” sonucu açığa çıkan aklın ve onun ışığının geride bıraktığı karanlık bir çukurdadır. O büyük özdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yabancılaşma” denilen asıl olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük yarılmayla birbirinden ayrılan algıların anlaşılmaz dili "Büyük kapatılmaya" maruz kalmıştır. Bunun "Akıl" çerçevesinde yaratılan mazereti "Psikoloji bilimi!" dir ki Bu yeni peygamber öz olanı aklın ışığında gizlemekle görevlidir. "Yalnız" olması gereken insanı sosyalleşmeye zorlayarak özden uzaklaştırmaya ve ondan korumaya! çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük yarılma öncesinde konuşulan dili yeniden keşfetmek, onu anlamak ve "Yabancılaşma" olarak gösterilen karanlık çukurlarımıza geri dönmeyi başarabilmek.. Sanırım insanlığın sorunu bu.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-6131167442468027373?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/6131167442468027373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=6131167442468027373' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6131167442468027373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/6131167442468027373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/felsefe-bir-dnme-eylemi.html' title='Felsefe: bir düşünme eylemi...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-7616879427338545052</id><published>2008-07-07T21:13:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:04:22.973+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><title type='text'>Demo-krasi-yaaaa...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Şu ellenemezler arasında bir de demokrasi denen bir nane var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikriyata öyle bir yerleşmiş ki arkadaş, hayata dair yola çıkacağımız her daim ilk durak olmak zorunda sanki kendileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki bir konuda edeceğimiz iki çift lafımız var ve irili ufaklı bir cemiyette arzedeceğiz ortama doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal Fikir silindirimizin dışına doğru en ufak bir çıkıntı yaptığımızda zıııııııırt!.. Faulu çalıveriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu hocam?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anti-demokratik bir yaklaşım emaresi göstermişiz meğerse de ondanmış gürültü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eeee. N'oolmuş göstermişsek? Olmuyo mu o zaman?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuyoooo..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abiler;  demokrasiye gelmeden bir iki durak önce binsek.. Ordan bazı alcaklarımız vardı; onları da getirelim yanımızda hani biraz çeşit olsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuuuyoooooo...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nedir ulan bu demokrasi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;???..!!.***!!!!!!""......"???!!-vızırt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte orda çuvallıyoruz cümbür cemaat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu yaşıma geldim; tıpkı sanat gibi bunun da doğru dürüst bir tanımına rastlamadım arkadaş. Ülkeler demokrasiye geçiyor, yetmedi etrafındakileri de geçiriyor, o da yetmedi uzakta kim var kim yok hepsini geçirmeye çalışıyorlar ama biri çıkıp ta geçtiğimiz şeyin adından gayrı ortak bir noktasını bulup ta biz gariplere anlat(a)mıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda her türlü tariften alesta kendimiz bakalım hele bir neymiş şu habire karşısına geçtiğimiz demokrasi dedik ve ucunu teeeee eski yunan da yakaladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiii... Kavram site devletlerin yönetimine ilişkin bir yöntem kısacası. Demişler ki; arkadaşlar, devletimizin yönetimine dair her türlü kararı, kanunu ve saireyi oylayarak alalım. Teklifler gelsin, hepimiz oylayalım, en çok oyu alan öneri kalıcı olsun ve bizi yönetsin. Bunun adına da halk (demo) yönetimi(crasia) diyelim. Eyvallah.. Güzel... Güzel ama her başımız sıkıştığında işi gücü bırakıp cümbür cemaat oy ver sonra bunları say falan zor olur.. O zaman ne yapalım? Şöyle yapalım.Kaç kişiyiz şunun şurasında usta.. Diyelim onbin. Tamamdır. Aramızdan kur'a ile yüz kişi seçelim. Onlar bu işi bizim yerimize yapsın. Böylelikle istatistiki önermelere uygun olarak toplumun 1/100 oranında bir minyatürünü oluşturmuş oluruz. Örneğin onbin kişinin dörtte biri salaksa meclisin de dörtte birinin salak olması ihtimali en yüksektir. Buna benzer tüm toplumsal özellikler aynı oranda meclise yansır ve toplumu oluşturan katman ve kategorilerin temsili adalete uygun olarak sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte demokrasi budur kardeşim. Sen sonra bunu al, orasını burasını elle, şunu ekle, bunu çıkar, futbolda ki ofsayt kuralına benzet, sonra geç karşısına secde et. Şu anda oluşturulan parlementoların aşağı yukarı mantığı bu. Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir dedikleri aha tam bu işte. Sen bu yöntemin içine baharat misali iyi insan olma hasletlerinden çalıp çalıp ekleyerek tadını artırmaya çalışsan da yemek aynı yemek ve Churchill'in dediği gibi "İnsanların bulduğu yönetim biçimlerinin en az iğrenç olanı". Ama iğrenç işte sonuç olarak. Birde ondan bağımsız olarak sahip olduğumuz erdemleri ona ekleyerek insanların bu pisliği yemeye zorlanmaları daha bir iğrenç, ondan bağımsız olmaları da bir o kadar ayıplanası bir durum olup çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset bilimci değilim. Peki ne yapalım sorusuna verecek cevabım olmadığı gibi mecburiyetim de yok. Ama bana sunulanı beğenmeme ve zorla kakalanmasına karşı gelme hakkımı kullanarak ve bana ait tüm iyi ve adil insan olma erdemlerimi de saklı tutarak ilan ediyorum ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir anti-demokratım.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-7616879427338545052?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/7616879427338545052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=7616879427338545052' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7616879427338545052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/7616879427338545052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/demo-krasi-yaaaa.html' title='Demo-krasi-yaaaa...'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2464930264369402885.post-2184137206333462161</id><published>2008-07-07T21:07:00.000+03:00</published><updated>2008-11-20T01:04:22.974+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkın takımı'/><title type='text'>şu benim hukukum falan</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;Animalia&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; alemi,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;chordata&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; şubesi, &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;mammalia&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; sınıfı, &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;primates&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; takımının, üst familyası &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;hominoidea&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;, familyası &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt; hominidae&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; ve alt familyası &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;homininae&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; olup,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;hominini&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; oymağına bağlı &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;homo&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; cinsinin &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;sapiens&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; isimli türü..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Bionimal adı Homo sapiens..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Bildiğimiz insan işte ya.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Daha bunlara kendi adımızı soyadımızı ve hatta varsa göbekadımızı eklemedik henüz. Burada tarif edilen sadece bizim organizmanın diğer türlere göre basit bir şeması.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Kendimi bu şekilde tarif ettikten sonra bir de üstüne üstlük adımı soyadımı ve hatta (var) göbekadımı kullanmaktan utanır oldum.  Kategorik olarak bu kadar parçalandıktan sonra daha nerelere sığışmak ihtiyacı hissedersin ey homo sapiens?.. dedim kendi kendime. Canlı olmanın üstüne yüce rabbimin seni böyle kutu kutu içine yerleştirmesi neyine yetmedi de bir de sen kendini ince ince sadeleştirdin? diye sorsak.... Haltetmiş oluruz. Neden? Çünküüüüü.. buraya kadar sana sadece &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;İnsan hakları &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;bahçesinde, ancak kıçın sığacak kadar bir parsel verilir ve orda kalırsın. Bu sana doğduğun anda lütfedilmiş ve ne işe yaradığını hayatın boyunca asla anlayamayacağın bir başlangıç sermayesidir. Eğer biraz şanslı olup dişi olarak doğduysan o zaman iş biraz değişir. Doğuştan sahip olduğun tüm kategorik sınıflara ek olarak yeni bir alt sınıfın mensubu olmandan dolayı kıçın için verilen parsele ek olarak  yeni bir yerin daha olur. Başlangıç sermayene ek olarak verilen bu işletme sermayesine homo sapiens aleminde &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;Kadın hakları &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;deniyor. İşte burda sesin benden çok çıkabilir çünkü bende ondan yok. Olmayacakta. Kıskanamam bile çünkü &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;cinsiyetçi kadın düşmanı&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; plakasını kıçıma yapıştırıverirsiniz ve emin olun takacak yer yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Başka nereden yeni bir yer alabilirim diye şöyle bir bakınınca dramımı açıkça gördüm kardeşler. Rengimiz beyaz olduğundan hasbelkader, ırk ayrımından yararlanıp ona buna bağıramadık. Bağırana ses edemedik. Nedeni malum. ellerinde ırkçı plakası bir koşuştururlar peşinden ki seni insan hakları bile kurtarmaz. Kurtaramaz değil ha.. Kurtarmaz.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Şimdi... Beyaz bir erkek olarak bakınmaya devam ediyorum. Acaba diyorum içinde yaşadığım şu homo sapiens ortamında hem erkek hem beyaz olupta bir neden bularak benden daha çok sayıda olan kim var diye. Maksat azınlık haklarından yer kapmak ama ara tara atalar hep Türk çıkıyor. Orta Asya, Kafkasya, 1071, dörtnala kısrakbaşı falan dalmışız bu aleme. Şöyle bir Kürt, Rum, Ermeni cemaatleriyle bir yakınlık baktık.. I'ııh... Yok birader. İşletme sermayesi edinecek bir kategori bulamadık kendimize.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Hah!.. Din?  Hani alevilik falan?... Yok mu?....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Yahudilik?....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;O da yok.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Peki bir ağız tadıyla küfür etsem?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Amanin......&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Irkçııııııı!.... Şoveeeeeeen!.........Faşiiiiiiiiist!........ Anti-semitiiiiiiist!......&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Hele bu sonuncusu çok fenadır arkadaşlar. Bir yapıştırdılar mı kıçına ne olduğunu anlayamadan Hitler'in askerlik arkadaşı muamelesi görüverirsin. Bu lanet diğerlerine hiç benzemez aman dikkat.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Babalar tamam ya... Sizde sermaye bol.. İşletin işletin yiyin. Ama bari şu benim 40x40 cm yerime göz dikmeyin...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Kızılelmacııııııı!......&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Uzatmayayım.. Tüm bunlara ek olarak işçi olmadığımızdan işçi haklarından, memur olmadığımızdan özlük haklarından, emekli olmadığımızdan... anladınız işte. Beyaz ve erkek bir homo sapiens Türk olup ta yukarıda anılan sınıfların hiçbiriyle kendinizi tarif edemiyorsanız, oturun kıçınızın üstüne (Otururken dikkat edin bunlardan biri altınıza girmiş olmasın. Yoksa yanlışlıkla ezersiniz mezersiniz. Sonra bir yaygara ki Allah diyorum. insan hakları da gider altınızdan) Soykırımcııııııı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geldiğiniz gibi gitmeyi bekleyin ses çıkartmadan. Ölünce yatay konumda konuşlandırılacağınız için şimdi olduğundan daha fazla bir yeriniz olacak emin olun. Eğer o durumda ses çıkarmayı becerebilirseniz, artık rahatça isyan edip yaygarayı basabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;YAŞASIN ÖLÜ HAKLARI !...........&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2464930264369402885-2184137206333462161?l=hakankirezci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakankirezci.blogspot.com/feeds/2184137206333462161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2464930264369402885&amp;postID=2184137206333462161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2184137206333462161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2464930264369402885/posts/default/2184137206333462161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakankirezci.blogspot.com/2008/07/u-benim-hukukum-falan.html' title='şu benim hukukum falan'/><author><name>hakan kirezci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11557973075210602427</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_R0zXl4GMEhs/SUp539dUu0I/AAAAAAAAAFU/gDYO6txirxA/S220/hkn.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
